18 Ekim 2014 Cumartesi

Cumartesi Eki:Çıtı Çıkmayan Derbi Olur Mu?

Tarihin en iddiasız görünen ama hakemin maçın ilk düdüğünü çalacağı an ile tansiyonun zirve yapacağı bi' klasik Gaaassaray-Fener derbisini; sporcunun, zeki, çevik ve ahlaklısını severim diyen ecdanın torunları olarak ortamı germek, nefreti kusmak, kinlenmek için bekliyoruz. Hayatımız çelişki sayın seyirciler!

Son yıllarda saha içinde yaşanan gerginliklere parası olduğu için futbolu bildiğini düşünenlerin saha dışında karşılıklı basın açıklamaları eklenince ligin Gaassaray-Fener kavgası farklı boyutlarda tartışılan bi' ikilem oldu.

Mesela öyle bi' kafaya geldik ki milli maç öncesi sakatlanan Burak Yılmaz için, arkadaşım bilerek kadrodan çıktı diyor. Ben niye dediğiminde Fener maçı var o yüzden bilerek risk almadı diyor. Bende yılların getirdiği gazla diyorum ki "Fener maçı mı Letonya maçı mı önemli" diye karşılaştırma yapıyorum. Milli formayı 3 puanlık maç ile aynı kefeye koyup saçmalıyorum. Ama gazı öyle almışım ki tutabilene aşk olsun.

Diyorum ki; Ver Fanı Gitsin

Burak, Letonya ve Çek maçlarında oynasaydı özellikle de Letonya maçında Umut'un kaçırdıklarını görünce gerekirse kıçına çarpar olmazsa penaltı alır o maçı yine alırdı çünkü golcü şansı var ama çok önemli değil. Yarın-bugün çıkıp Fenere 2 tane atsa bizim için tek kral o, acı ama gerçek bu. Çünkü Fatih Terim'in bu ülkeye antipatikliği getiren 3 kişilik ekipte yer alması zamanla durumun bu hale gelmesine neden oldu. Olmadı diyen bekleme yapmasın, Norveç uçağı kalkıyor kaçırırsa Seul aktarmalı İsveç uçağı var!

Gaassaray-Fener bu ülkenin gerçeğidir, 2 büyük sivil toplum kuruluşu toplamda 50-55 milyona nüfusa tekabül ediyor ki bunu kimse inkar edemez. Sen istediğin kadar sezonun adını Süleyman Seba yap, kolay değil.

Bugün medyada, ekşide, twitte mivitte herkes çok sakin bi' derbinin olacağını düşünüyor ve umut ediyor. TFF zaten 50 bin kişilik statta 22 bin kombine yanında sadece 6-7bin passoliglinin maça geleceğini duydu göbek atıyor, olay olmayacak gerginlik olmayacak diye demek ki hala o formaların ağırlığını anlayamamışlar. Biz olay olsun, ortalık karışsın demiyoruz ama senin passoligin yüzünden o tribünler boş kalıyorsa bi zahmet tüpün altını kapat da adam akıllı bi' düşün biz nerede hata yaptık hocam diye?

Federasyon ve onun gibi düşünenler kasmasın, bugün Gaassaraylıların ve Fenerlilerin atar yaptığı tek maç hala birbirleriyle oynadıkları maçtır. Sen ister tivitinde istersen televizyonunda "dünya derbisi ama kim izliyor?" diye goygoy yap, koskoca Eric Cantona bunun belgeselini çekti lan o zaman niye sesiniz çıkmadı? Lan ne adamlarsınız siz. Çedju bile geleli 2 yıl oldu bu maç farklı kazanan İstanbulun kralı olacak diyor.

Şimdi 3. rakip takım taraftarlarının bahanesini de söylemeden geçmek olmaz.
"Ya Gese-Febe maçları futbol olarak çok zevksiz oluyor yaaaaa"
Tam olarak bunu söylüyorlar. Öncelikle şunu sormak lazım 3. rakip takım taraftarına, sizin kaç sene İngiltere Premier Lig şampiyonluğunuz var da futboldan ve oyundan bahsediyorsunuz. Ayrıca derbi demek zaten önce futbol demek anlamına gelmez. Boca-River, Oly-Pana, Cel-Rang hangisinde olağanüstü bi' futbol var, hiçbirinde. Ortak noktamız ne; gerginlik, atmosfer, sinir stres, adrenalin, titreme, tırnak yeme vs..

Ha, futbol kalitesi dersen onu sadece Barca-Real maçında bulursun o da paranın gücü ile ortaya çıkan bi' durum, 2 arabın bu işe girmesine bakar anında kalite de gelebilir memlekete merak etmeyin.

Sonuçta siz Barca-Real maçının yalamasını yapar Suarez'in oynayıp oynamayacağını tartışır, Ronaldo mu Messi mi diye gına getiren tartışmaya girersiniz ama iş reytinge gelince GeSe-FeBe diye yanıp tutuşursunuz.

Taktiksel olarak maça yaklaşmak bu derbi için her ne kadar sakin bi' ortam olsa da çok sağlıklı değil. Çünkü 3. dakikada bi' Emre-Melo teması o an tüm stadı gerip kayışı koparır ve tüm taktiksel hesaplar alt üst olur. 

Galatasaray da milli takımda kesik yiyen Selçuk ve sakatlıktan döndüm diyen bağıra bağıra gelen Hamit'in yan yana göstereceği performans önemli. Hamit'in sağda Olcan'ın sağda oynaması bekleniyor. Eğer Telles oynamazsa Muslera, Çedju, Melo, Sneijder'den sonra 5. yabancının milli maçta 90 dakikayı golle süsleyen Dzemailinin solda oynaması gerektiğini düşünüyorum. Defans için solda Telles olmazsa Balta diyorum bu da şart. 

Fenerbahçe de İsmail hoca maçı kafasında oynamış bitirmiş. Skoru söylemiyor ama alt mı üst mü olacak onu söylese bari. Volkan sakatlığına rağmen oynayacak bu performansına etki eder mi, belli değil. Caner'in performansı feneri ileri taşır, eğer Caner pasif kalırsa Webo, Kuyt vs bunlarla olmaz. Emenike yedek başlayacak bu ağır gaassaray savunması için iyi haber, Webo muhtemel Fenerbahçe TT Arena planında zayıf halka olacak gibi. 

Böyle konuşuyoruz ama düşük çalınca maç öncesi pollyanna yarışı yapanlar, gözü dönmüş birer avengers olabiliyor. 

Bence GS; Muslera, Tarık, Çedju, Semih, Balta-Melo-Hamit, Selçuk, Sneijder, Dzemailli-Burak veya Umut olmalı

Bence FB; Volkan, Gökhan, Alves, Kadlec, Caner-Topal, Emre-Kuyt, Diego, Alper- Sow olmalı 

8 Ekim 2014 Çarşamba

Çek ve Letonya Oradan

            Kim bu takımı desteklemek istiyor?

2008 de mucizevi galibiyetlerin getirdiği yarı final sevincinden sonra 2010, 2012 ve 2014 şampiyonalarını pas geçen milli takım "full as" demek için hazırlandığı 2016 elemelerine şok etkisi yaratan İzlanda mağlubiyeti ile başlamıştı. Tabi hemen bahaneler ortaya çıktı, hava kötüydü rüzgar vardı o yoktu bu vardı vs.

Aslında bahane üretmek bahanelere sığınmak için çok da zor bi' durumda değiliz. Daha 9 maç var ve 7 tanesini kazansak 21 puanla çok rahat 2. olup direk katılım hakkını elde ederiz. Buraya kadar her şey normal gibi görünüyor ama takıma bakınca 7 değil içeride ki 5 maçı nasıl kazanırız diye birbirimize bakıyoruz. Diğer taraftan da içeride ki 5 maçı kazanıp dışarıdan 6 puan getirdiğin zaman işler ayna çal çal oyna durumu da yok değil. 

Takım garip grup takımdan garip

Öyle bi' grup ki Hollanda'dan Robben faktörünü çıkarırsanız kimse kimseden üstün görünmüyor. Herkes Spor Toto Süper Ligde orta sıralarda mücadele eden takım görüntüsünde kimsenin yukarıya çıkma niyeti de yok gücü de yok. Öyle ki ilk maçlarda Çekler evinde Hollandayı, Yanardağlılar da bizi evlerinde al aşağı etmeyi başardılar.

Bizim durum orta sıralardaki süper ligin takımları içinde en kaotik olanı durumunda. Ülkede Galatasaraylıların bile eleştirmekten geri kalmadığı, diğer takım taraftalarının yüzüne bakmadığı ama milli maç gelince forvette Burak oynar diye nefes almadan söyledikleri adam sakatlığı nedeniyle Çek ve Letonya maçlarında yok. Yerine kim var? Galatasaray da 80+ dakikalarda ya da hiç şans bulamayan Umut Bulut. Antep de hocası ile kavga edip yedek kulübesini tekmeleyen genç Muhammet Demir ve Kasımpaşalı 10,5 numara Adem Büyük.

Sıkarım Kafanıza Beyler

Almanya da kasırga etkisi yaratmaya en yakın 3 futbolcudan biri olan Hakan Çalhanoğlu kimine göre sakatlığı kimine göre Gökhan Töre'nin Ömer Toprak ile kendisine silah çekmesini bahane göstererek kadrodan çıkarıldı. Hakan ve Ömer'in, Gökhan'ın olduğu takımda oynamak istemediğini söyleyenler var. Hafta sonu sapasağlam sahadaydı ne sakatlığıymış bu diyenler var. Aynı şekilde Ömer Toprak da sakatlık nedeniyle veya bahanesiyle kadrodan çıktı.

Adam odaya girip silah çekiyor ama milli takımda bunun açıklaması yapılmıyor. Gerçekten silah çekildi mi çekildiyse sebebi ne? Silah lan bu şaka değil, kavga dövüş olur karşılıklı yumruklaşılır gayet normal ama silah çekmiş olum. Açıkçası Hakan ve Ömer, Töre var diye gelmedilerse ben olsam bi' daha Töre'yi çağırmam. Çünkü Hakan Çalhanoğlu'na bu takımın bayağı bayağı ihtiyacı var yalan yok. Öyle veya böyle bu silah konusu açıklansın, yalancılar ve gerçekler ortaya çıksın.

Kadrodan çıkarılan Burak Yılmaz, Volkan Demirel, Hakan Çalhanoğlu, Ömer Toprak, Mustafa Pektemek ve Kaan Ayhan'dan sonra herkes milli takımda sakatlık şoku diye başlık attı.

Açıkçası kadrodan çıkanlardan sonra çok da zayıfladık diye hayıflanmak saçma. Milli takımın ayak üstü ezbere sayacağımız bi' kadrosu yok. Bugüne kadar da olmadı. Elimizde ne varsa çıkıp oynayacaklar. Şu kadroda aman bi' şey olmasın diyeceğimiz tek kişi Arda olmalı. Onun dışında herkesin alternatifi var. Çünkü Arda dışında milli takımda ahım şahım performans sergileyen, farkını ortaya koyan 2. bi' isim sayamazsınız. Sayan çarpılır zaten ona göre.

Milli Takım Kale Arkası 50 TL !!!

Bu arada bu kaotik ortamda video çekip "kırmızı formalarınızla herkesi tribüne desteğe bekliyoruz" diyenler acaba maç biletlerinin 50, 80, 125 lira olduğunu biliyorlar mı? Bilseler bu video çekiminde yer alırlar mıydı?

50, 80, 125 liraya tribünü doldurabilirsin ama sponsorla. Sponsorla gelen adam sana nasıl itici güç sağlar hiç düşünüyor musun?  Bi' de çıkıp Passolig uygulaması bu maçta yok diye açıklama yapıyorsunuz. Şaka gibi adamlarsınız. Passolige ne gerek var. Zaten taraftarı olmayan bi' milli takımımız var, üstüne üslük ortalık toz duman kimse kimseden haz etmiyor, takım desen kötü İzlanda'dan 3 tane yemiş, havalar desen esintili, hava değişiminden nezle gibi olmuşum, başkanı teknik direktörü ikisi de antipatik, gidip 50, 80, 125 lira vermemek için binlerce neden var.

Çek Cumhuriyeti için çok hızlı kontra yapıyor diyorlar. Eğer ilk yarıda golü bulamazsak, 2. yarı ağızda dağılma özelliğimizi kullanarak tertemiz bi' mağlubiyet almamızın kaçınılmaz olduğunu ve yine Arda'ya dilenmekten başka bi' çaremiz olmadığını düşünüyorum.

Şu saatte benim kadrom böyle olmalı.


Hocanın Muhammet'i hatta Bilal'i belki de Töre'yi bile oynatmayacağını biliyorum ama inadına yazdım çünkü olması gereken bu. Muhammet yerine Umut, Bilal yerine Hamit, Töre yerine Olcay görebiliriz. Son olarak Hakan Çalhanoğlu kadrodan çıkarıldığı gün neden Alper Potuk milli takıma çağrılmadı ya da davet edilmedi merak ediyorum. Alper'in bu konuda kendine sorması gereken sorular olabilir, bi' düşünsün "ben 9 milyon euroluk adamım ama kadroda yokum" enteresan. Neyse, Muhammet oynarsa hem Çeklere hem de Letonya'ya 1'er tane sallar demedi deme İbrahim.

1 Ekim 2014 Çarşamba

Londra Gastesi: Arsınıl-Gaassaray

Popescu'nun penaltısını her izleyişimde, fonda Levent Özçelik'in "haydi oğlum haydi koçum" deyişini her duyuşumda, topa vurduktan sonra ellerini yana doğru açarak koşuşunu her izleyişimde, Levent Özçelik'in sesinin ağlamaklı olduğu o anı her dinleyişimde tüylerim diken diken olur, 14 yaşımda UEFA kupası finalini izlerken farkına varamadığım duyguları her seferinde tekrar tekrar hissettirdiğin için teşekkürler Galatasaray, teşekkürler Taffarel, Henry'nin kafasını çıkardığın için, teşekkürler Popescu.
Ama bizim UEFA kupamız var, iyi ki de var!



Arsenal ile o günden sonra ilk defa resmi bi' maçta karşı karşıya geleceğiz, Kopenhag da yaşanan olaylardan sonra ilk defa taraftarlar karşı karşıya gelecek ama liseli ergenler gibi lisecilik oynayan yöneticilerin kendi içlerinde danışıklı dövüşe girmesi, maçın önemi azaltmış görünürken kötü sezon başlangıcı sonrası takım üzerindeki baskıyı azaltmış durumda. Çünkü kulüpte herkes Ünal Aysal başkanlığı bırakma kararından geri dönecek mi dönmeyecek mi, dönmezse aday kim olacak diye onu tartışıyor. Arada futbol takımına da sallamayı da pas geçmiyorlar ama Fenerin Akhisar mağlubiyeti bu eleştirilerin dozajını kırmış durumda.

Anderlecht maçında son dakika da gelen 1 puanı herkes çok küçümsedi. Çok bilmiş milletimin güzel insanları "17-18 yaşındaki küçücük çocukları bile yenemediniz la" diyerek olaya nereden baktığını açıkça belli etmesine rağmen haklı gibi görünmeye devam etti. Anderlecht'i içeride yenemezsen kimi yenip de gruptan çıkacaksın fikrini savunanlara gün doğdu. Ama aklı başında futbolsever Dortmund-Arsenal maçından sonra Anderlecht'ten gelen 1 puanın öneminin farkındaydı. Çünkü bu Galatasaray takımı 2002 yılında 5 beraberlik alıp son maçta içeride Barcelona karşısına tur için çıkmayı başarmış bi' takım. O yüzden şampiyonlar liginde 1 puan 1 puandır lazım olur diyorum.

Ama Anderlecht'ten içeride 1 puanı zor kurtaran takım dışarda Arsenal'den nasıl puan alsın dimi? Sivas maçında rakibe sayısız fırsat tanıyan savunma ile olacak iş mi? Eğer olaylara bu şekilde bakmaya devam ederseniz, Londraya gitmeye hiç gerek yok. Direk Kayseriye gidelim, Erciyesspor hazırlıklarına devam edelim.

İşte o zaman Galatasaray, Gaassaray olmaktan çıkar. Çünkü kulübün kuruluş amacı Türk olmayan takımları yenmek iken ona yenildik, buna pozisyon verdik, takım kötü, hoca şöyle, golcü böyle diyerek bi' yere varamayız. Bu şekilde metrobüste aktarma bile yapamayız beyler, hooppp..

Arsena ile başlayıp önce rakibe bakalım. Premier Ligde 6 hafta sonunda namağlup yoluna devam eden bi' Arsenal var. Ama 2 galibiyet 4 tane de beraberlik ile devam eden yol. 2 galibiyetin birini içeride 90+ da Ramsey'in attığı gol ile diğerini de geçen hafta sezon başı düşme adayları arasında gösterilen Aston Villa'dan erken bulduğu gollerle alan bi' Arsenal takımı var. Sakatlıklarla boğuştukları için kadro kalitesinin aynı seviyede olmaması nedeniyle inişli çıkışlı bi' grafik çiziyorlar. Dünya Kupasında ses getiremeyen Mesut aynı havada devam ediyor. Giroud'un sakatlığı ciddi kan kaybına yol açtı, Welbeck bu kaybı ne denli durduracak belli değil.

Sakatlarda son durum karışık. Ramsey ve Arteta kesin oynamayacak. Koscielny ve Wilshere maç saatinde belli olacak ama onların oynama ihtimalleri düşük.

Maçın anahtar bölgesi orta saha ve dönen topu kimin toplayacağı olacak. Ramsey ve Arteta'nın yokluğunda Flamini ve Wilshere oynarsa Sneijder, Dzemaili ve Selçuk ile burayı ele almak topu olabildiğince pas yaparak dolaştırmak lazım. Wengerin Mesutu nerede kullanacağı da oyunun gidişatını belirleyebilir. Kanatta kullanırsa bizim için daha iyi olur, aksi taktirde Oxlade ile Sanchez kanatlarda 3'lü savunmaya geçtiğimiz şu günlerde doğacak boşlukları affetmeden doldurabilirler. Cazorla'nın kenar hücumcu olarak oynaması daha çok işimize gelebilir çünkü kenarda başlasa da içe kat etmeyi seven biri olduğu için kalabalık orta sahada kaybolup gider.

Maçın sürprizini Alex Telles'in Chambers üzerinde kurmasını beklediğim oyun üstünlüğü ile gelecek kanat akınları olarak bekliyorum. Telles bu maçta da fos çıkarsa, Sao Paulodan İstanbula gelene kadar uçağını takip ettiğim günlere yazıklar olsun. Daha girmem uçak takip sitesine!

Son olarak Burak Yılmaz'ın yanında Olcan mı Bruma mı oynar diye herkes merak ediyor. Bence ikisi de oynamaz, oynamamalı. Burak yalnız bırakılıp Melo'nun yine savunmada olacağını düşünürsek orta saha da baklava yaparak en azından 3'lü savunmanın zaaflarını kapatırız diye düşünüyorum.

Böyle düşünürken de bunun takımı geriye yaslayacağını gördüğüm için vazgeçtim. Sneijder'in savunma önünde oynadığı Sivas düzenini uygun buluyorum ama Olcan yerine Umut'un oynaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çift forvet olursak hem pres gücü hem de rakibin topu en çok kullandığı bölgelerde baskı kurarak top kaybına yol açar ve oyun üstünlüğünü ele alabiliriz diyorum. Yani net bi' 3-5-2 ile 0-2 çifte şanscıların güleceği bi' maç olacağı ümidindeyim. Galibiyeti konuşmam, beraberlik şampiyonlar ligi için cuk oturur.

Hocamın şansı bol olsun...Bugün ki Popescu'muz Chedjou olsun!

29 Eylül 2014 Pazartesi

Passolig Pasomaç Pasosuz Taraftar

O kadar muhabbeti olmuşken goygoyu dünyaya getiren 3 kişilik ekipte yer alan biri olarak passoligin tam aranan kan olduğunu düşünüyorum. Atıp tutmak için acaba diye düşünmeye gerek yok. Birileri benden önce passolig diye bi' şey uydurmuş bende peşinden gidiyorum, çekilin geliyorum. Tutmayın küçük enişteyi elektronik bileti var!


13-14 yaşlarındayken cebimizde sadece Ulusa gidip gelecek paramız olmasına rağmen Ankaragücü maçlarında stada giderdik. Bilet almaya paramız yoktu ama 9 kişi bu şekilde gidip keyifle maç izlediğimiz günleri net hatırlıyorum. O zaman facebook, twitter, swarm falan olmadığı için "bebelerle maç qeyfi" diye yer bildirimi yapamamıştık ama yerimizi bilen biliyordu. Tabi o zamanlar passolig massolig yok, iyi ki de yok anasını satayım. Bahane arayanlara birebir ekmek kapısı oldu bugünlerde.

Gündüz maçındayız muhtemelen 13:30 ya da 14:00, Gençlik parkının 19 mayıs stadı girişinden çıkarken "gecekondu" kale arkası girişinde passoligi olmayan binlerce kişi sıraya dizilmiş. Hem paramız yok, hem de sıra uzamış bayındır baraja kadar gitmiş. Ama sıkıntı yok. Görmüş geçirmiş, bozuk paralarını çekirdekçiye hibe eden, yaşını başını almış, çok bilmiş, ihtiyar heyeti adayı amcanın sırada yanına gelirsin ve o seni kendi biletiyle içeriye aldırır. Ne amca bi' sebep sorar, ne turnikede halısaha yeleği giymiş güvenlik ne de sıradaki passoligsiz gerçek taraftarlar...

Biletsiz maça girmek tabi saçmalığın daniskası ama gerçek taraftarı dışarda bırakmaya kimsenin hakkı yok. Mesela Cumartesi TT Arenada 5-6 bin kişinin passoligde sorun olduğu için stada giremediğinden kimin haberi var? Hatta bazılarının yağmura inat bekleyip 55. dakikada zar zor girebildiğinden kimin haberi var? Dilden ırak gözden uzak haberin var mı, yar yar?

Kale arkası gişesinde "Amca yanında girebilir miyim" günlerinden, kağıt biletin atık sınıflandırmasına takıldığı elektronik biletin hayata geçtiği, ekranda somurtan suratımızı gördüğümüz stat kapılarına geldik.

Passoligi savunmak gibi niyetim yok, olmayacak da ama bugün stadyumların boşluğuna passolig diyip geçiyoruz ve yine kolay olanı seçiyoruz. Dikkati çekmek istediğim konu Türkiye kağıt üstünde futbol ülkesi olarak görülebilir. Ali'den Zeki'ye herkes futbol konuşup en doğrusunu bildiğini sanabilir söyleyebilir ancak bunlar alt alta üst üste yan yana geldiği zaman futbol ülkesi olduğumuz anlamına gelmez.

Futbol ülkesi dediğin yerde her ilin takımı kapalı gişe oynar, kemikleşmiş gerçekten şehrinin takımını tutan taraftarlar vardır. Bizim ülkemizde yancılık yapar gibi arada bi' şehrinin takımı destekleme taklidi yapılmaz.

Futbol ülkesinde Cuma ve Pazartesi günleri iş çıkışına, sırf yayıncı kuruluşun gönlü olsun diye maç konulmaz.

Futbol ülkesinde dağın başındaki ya da şehrin orta yerinde görünen ama tek yoldan ulaşımın sağlandığı yerlere 21:00, 21:45 maçları konulmaz. İnsanların evine nasıl gideceği de düşünülür.

Futbol ülkesi olmaktan önce insan olmak gelir.

Futbol ülkelerinde Ankaragücü gibi 100 yıllık çınarlar belediye başkanının oğluna peşkeş çekilip oyuncak edilmez.

Futbol ülkelerinde Kocaelispor, Sakaryaspor gibi taraftarlar amatör kümeye düşmez, düşürülmez.

Daha önce de yazmıştım, tribünleri doldurmak istiyorsak gündüz maçlarının sayısını arttırmalıyız. Cumartesi-Pazar dışında maç oynatmamalıyız. Bizim ülkemizde bunun dışında maç oynatmak deveye hendek atlatmaktan beter. 23:00 ya da 23:30 da biten maçtan sonra insanlar nasıl gidecek evine diye düşünülmeli artık. Birisi gerçekten taraftarı düşünmeli passolig goygoyunu kenara bırakıp asıl mevzuya çözüm bulunmalı.

Passolig için tek önerim kart parasının bi' defaya mahsus alınması. Yani her sene yeniden 20-25 lira ödemeye dayalı olmaması. Bunun en güzel örneği kredi kartı yıllık aidatı yüzünden bankacılara blöf yapan bizler hatta passoligi ortaya çıkaranları verebiliriz. Banka aranır ve blöfü dünyaya getiren 3 kişilik ekipte yer alan kullanıcı şöyle der; "eğer yıllık kart aidatını iptal etmezseniz kartımı kapatıyorum". Bi' bankacıda çıkıp diyememiştir ki "gördüm, al sana full AS", nerede eski bankacılar. İşte passoligde şu an blöfü yemeye müsait çünkü 4 milyon hedeflerken daha 350 bindeler ve işler iyice sarpa sarmış durumda. Eğer bi' defaya mahsus olursa fişlenme olayı biraz arka planda kalıp taraftar yeni maç saatleriyle stadlara dönüş yapabilir.

Benim çözüm önerim;

Cumartesi
14:00 || 1 maç
16:00 || 2 maç
18:00 || 1 maç

Pazar 
13:30 || 2 maç
15:30 || 2 maç
17:30 || 1 maç

Yani federasyonun 3-4-5 Ekim günlerine yayıp en abidik saatlerde oynatacağı 5. hafta maçlarının aşağıdaki gibi olduğu taktirde 3 hafta içinde passoligi alaşağı ederek seyirci sayısında gözle görünür artış olacağının garantisini veriyorum. 

Geçtiğimiz hafta 3450 kişinin izlediği Beşiktaş-Eskişehir maçı Cumartesi 20:00 yerine aynı gün 16:00 da oynansaydı 20-25 bin kişiye oynardı. Hem dönüş yolunda kimsenin kafasında soru işareti olmazdı, hem de hava şartları gündüz daha iyiydi olimpiyatın havasından kaçılmış olurdu. 

Yine aynı şekilde Cuma günü 20:00 de oynatmakta dayatılan Galatasaray-Sivasspor maçı Cumartesi 18:00 de oynatılsaydı 30 bin rahat gelirdi.Maç bittikten sonra cumartesi gecesi bolca vakit kalacağı için taraftarı çekmek için bi' neden daha. Hatta bi' tane daha geliyor. Cuma günü iş çıkışı 20:00 de maç olmaz olmuyorda, işçıkışı.net!

4 EKİM Cumartesi
14:00 || Mersin İdman Yurdu-Bursaspor
16:00 || Kasımpaşa-Gaziantepspor, Sivasspor-Gençlerbirliği
18:00 || Fenerbahçe-Torku Konyaspor

5 EKİM Pazar 
13:30 || Başakşehirspor-Akhisar Belediye, Karabükspor-Trabzonspor
15:30 || Balıkesirspor-Beşiktaş, Eskişehirspor-Çaykur Rizespor
17:30 || Erciyesspor-Galatasaray

Tabi bu saatlere ilk itirazı LİG TV yapacak. Zaten her şeye çomak sokan da onlar onunda passoliginde farkındayız. Ama sorun olmaz. 2 farklı gün ve 6 farklı saat var, 3 büyükleri aynı saate denk getirmedikleri sürece sorun olmaz. 

Salı günü şampiyonlar ligi olan cumartesi oynar, perşembe UEFA'sı olan pazar oynar. Tamam, ağırlıklı olarak büyükleri 17:30 ve 18:00 de oynatırsınız sizin de gönlünüz olsun. Ama aynı güne denk gelince korkmayın adamlar Real Madrid-Barcelona maçını yerel saatle 15:00'te oynatıyor kimsenin gıkı çıkmıyor, yıllardır premier ligde cumartesi 14:45'te izlemediğimiz derbi kalmadı tadına doyamıyoruz. Hadi siz şimdi dediğimi yapın gerisini taraftara bırakın, korkmayın adam yemiyoruz maç izliyoruz izlemek istiyoruz.

27 Eylül 2014 Cumartesi

Puan ve Puanlar Almaya Geldik

Niyeti bozan herkes kaosun zirve yaptığı ortamda Sivasın kaçırdığı golleri konuşmak için can atıyor.
Olcanın düşürüldüğü pozisyona penaltı mıydı acaba diyerek komple teorilerinin gardiyanlarına selam çakıyor. 
Golden sonra herkes el ele kulübeye koşarken Olcan niye gitmedi diye "yoksa" kalıplı sorular türetmek için bekliyor.


Bugün sadece 3 puan ve şu fotoğraf önemliydi. Şu kaos ortamında başka şeyleri konuşmak yersiz. Çünkü dün tek kale top oynayıp, Sivasın orta sahayı bile geçemediği bi' 90 dakika sonrasında 0-0 beraberlikle maçı tamamlamış olsaydık bugünkü kavga gürültüyü kimse tahmin edemezdi. Çukurun içinden çıkmak için sadece 3 puanları yan yana koyup merdiven olarak aydınlığa çıkmak gerekiyor. Arada olan biteni tatavayı duymamazlıktan gelmek lazım, en azından 1 Kasıma kadar. Daha önce de söyledim sonrası Fatih Terim Allah Kerim..

Prandellihocam'ın dün ilk kez denediği 3-5-1-1 sistemine de bi' şeyler söyleyelim ki oradan atak gelirse savunmamız hazır olsun. 3-5-1-1 Prandelli'nin element uydurma edasıyla yaptığı bi' şey değil, daha önce İtalya milli takım ile 2012 Avrupa şampiyonasında finale giden yolda çok işe yaramış Almanları hizaya getirmiş, grupta İspanyolları afallatmıştı. 

Hocamın taktisyenliğine sözüm yok, lafının üstüne laf söylemem. Dün Sneijder'i Conte'nin Juventusta yaptığı 3-5-1-1 gibi Pirlo niyetine kullanması kesinlikle taktisyenlikte bu işin ehli olduğunu gösteren bi' davranış. Nedenine gelirsek geçen hafta tek kale oynayan ama pozisyona girmekte zorlanıp 2 kontra ile 2-0 mağlup olan ağır bi' takım izledik. Benim düşüncem, hocam oyundaki ağırlığa biraz tempo katmak için ön tarafta Olcan ve Burak ikilisine deli presi yaptırıp topu alınca da savunma önündeki Sneijder ile atağın yönünü tek pasla değiştirmeyi düşündü. Pirlo zamanında Sneijder gibi 10 numaraydı, Ancelotti geldi 5 numara yaptı olmaya da bilirdi ama oldu. 

Dikkat ettiyseniz bizim Başbakan Mr. Pirlo'nun kontrol ve pası birleştirdiği dahiyane sağlı sollu pasları vardır. İşte bunu Galatasaray da yapabilecek isim Sneijder. Dün de 3-5 pozisyonda bi' anda atağın yönünü değiştirerek rakibin dengesini bozdu, oyunu açtı, boşluklara anlam kattı vs...Hatta şu dağlarda Sneijder'in eseri siz bilmezsiniz!

Bu arada Dzemailli'nin sol iç olarak başlayıp zaman zaman soldışa kaydığı pozisyondaki performansı da iyiydi. Zaten Anderlecht maçında boş adam olmadığını sinyallerini vermişti. Sezon sonunda bakarsak ekstra goller attığını görebiliriz. 5-6 taneden rahat atar diyorum. 

İlk defa oynadığınız bi' saha içi yerleşiminde rakibe fazla ve net pozisyonlar verilmesini doğal karşılamak ve iyi niyetli olmak lazım. Melo ilk defa stoper, Sneijder ilk defa DMC oynadı bunlar hep savunmayı etkileyen durumlar. Saha içi dizilişi sizin kağıda yazdığınız gibi olmayabilir, hatta olmaz çünkü burada Football Manager oynamıyoruz.

      İyi günler #PrandelliHocam, Godfather 4 gibisin Corleoneler taşşağını yesin!

26 Eylül 2014 Cuma

Prandelli Hocam

                 Bugün Ezel'i yeniden çeksem dayımın yerine tereddütsüz seni oynatırdım hocam, sakal style!

Zaten Galatasaray her sezona 3 maçta 9 puanla başlıyor ya, hatta öyle ezici bi futbol oynuyor ki 3 maçta 9 yerine 10 puan mı versek diye federasyon ne yapacağını şaşırıyor, şampiyonlar liginde ilk maçın nerede ve kimle olduğu fark etmeksizin 3 puanı sökerek alıyor ya, Galatasaray değil Barcelona mübarek!

Sanki bu yazdığım senaryo her sene noktasına virgülüne oluyordu bu sene Cesare Prandelli'nin 3 maçta 4 puan alması kulübe yakışmadı. Ne lan bu hırs, kime lan bu hırs? Hiç tanımadığınız bi' İtalyana karşı ne bu kin?

Önce bi' kendinizi bilin, sonra başkalarına atıp tutarsınız. Siz geçen sene olimpiyatta Beşiktaş'ı yenip gelen teknik direktörü bile cevapsız çağrılara dönmüyor diye sözleşme feshine gittiniz, o yüzden önce kendiniz bilin sonra başkalarını bilirsiniz.

Bu kendini bilmezlerin katkılarıyla futbol takımı öyle bi kaos içine girdi ki gerçekten 3 maçta 10 puanı hak edecek futbol geleneği vardı da bizim haberimiz yokmuş gibi bi durum oluşturdular. Medya muhalefet ve 3-5 kendini medyadan sayan kendini bilmezin gazıyla ortalık toz duman, sonuç Ekim'de olağanüstü kongre. Buyur buradan yak!

Ah hocam ah, Prandellihocam!

Öyle bi yere geldin ki herkes taktisyen, herkes deha, herkes Mourinho, bilemedin Sir Alex öyle ekeşmiş öyle bilmiş ki vay ki vay hocam tam bi' dallasın içine düştün.

Şimdi başkan da çıkıp aday olmayacağını açıkladı ya, artık işin zordan da zor be hocam! 25 Ekime kadar tam 1 ay var, 1 ayda 6 zorlu maç var. Sivas, Arsenal(A), Erciyes(A), Fenerbahçe, Dortmund ve kongre günü Başakşehir(A) ile zirve yapacak hardcore bi' fikstür var. Var da var hocam...

Hocamın bu kaos ortamında, hem kendini hem takımda taraftarın gözünden düşen oyuncuları kurtarması için 6 maçtan minimum kayıpla çıkması gerekiyor. Kayıp demişken içerideki Sivas ve Fenerbahçe, dışarıdaki Erciyes ve Başakşehir maçlarını hiç saymıyorum onlara direk 4erden 12 puan yazdım bile. Orada bi' sıkıntı olursa zaten hocam hiç kusura bakmasın bu şafaktan sonra bahane sökmez. Kayıp olacaksa Arsenal deplasmanı olabilir belki içeride Dortmund ile berabere kalınabilir sorun değil. Şu an öncelik annemizin ligi ve oynanan oyun ve atılacak goller ve alınacak puanlar ve ve ve ve....

1 senedir öyle bi' kaos yaratıldı ki sanırsın Aziz Yıldırım geldi Galatasaray başkanı oldu. Önce Fatih Terim'i gönderdi, şimdi de kongre kararı aldı. Sonra aslında ilk tercihimiz Lucescu falan diye açıklama yapıyor. Böyle garip garip şeyler. Yani Aziz Yıldırım gelse 2 sene üst üste şampiyon olmuş ve 3. şampiyonluğa, 4. yıldıza giden takımın dengelerini bozamazdı. Ama sağ olsun iç mihraklar dış mihraklar liseliler, üniversiteliler el ele verip yürüyen takımı zirveden indirdiler.

Tabi her şeyi yönetim yaptı, Ünal Aysal tek suçlu demek doğru değil ama domino etkisini başlatan isim o ve yönetiminden başka birisi değil kimse kusura bakmasın. Üstüne bugün çıkmış aday olmayacağım diyor. Olmazsan olma, eski resimlere bak bi cigara yak. Seversin ya da sevmezsin tarzındır ya da değildir o hiç sorun değil ama sen Galatasaray efsanesi olmuş 6 şampiyonluk kazanmış teknik direktörü telefona bakmadı bahanesiyle gönderirsen, daha doğrusu senin bunun yapmaya gücün yetmez yeterse de 1 yılda indirirler seni oradan. Sonra takım içinde huzurda kalmaz, futbolcularda istek de olmaz, motivasyon cortlar puan kayıpları, kavgalar, gruplaşmalar vs. İstediğiniz buysa buyurun buradan yakın, kısa parliament var isterseniz?

Basit bi' soru var, 2 sene üst üste şampiyon olunmasaydı Ünal Aysal o koltukta oturabilir miydi?

Neyse hocam sen işine bak, bunların dallas oyunlarına karışma, bulaşma boşver. Zaten seni kimse tanımıyor, araştırma zahmetinde de bulunmuyor ama hakkında en çok atıp tutan yine onlar aynı tipler.. Artık takımı toparla ve kongre günü ligde kayıpsız, şampiyonlar liginde 3 maç sonunda minimum 3-4 puanın olacak şekilde başın önde çık. Sonrası Fatih Terim Allah Kerim.

Oyun içi etkisizliğe gelecek olursak, hocamın kararsız olduğu konu İtalya ve Parma zamanlarında oynattığı bizim baklava dediğimiz merkezden delip gitme arzusunda inat etmesi. Yani Bruma'yı bile savunma arasında araya kaynayan olarak kullanmak istiyor. Bruma da o konu maalesef available değil. Hocam kararını vermeli merkezden delip geçmek mi istiyor kanatlardan oyunu açıp adam eksilterek mi sonuca gitmek istiyor? Artık denemeyi yapmayı bırakmalı yoksa sacked position kapıda bekliyor. 

Bruma, Pandev, Olcan, Yasin hatta Aydın gibi kanat hücumcuları varken merkezden baklava yapmaya çalışmak pek mantıklı gelmiyor. En azından yapacaksan Brumayı, Olcanı yanında oturturken yap yoksa olmuyor hocam sende görüyorsun. Ha, 4-4-2'yi ben baklavalı severim tadına doyum olmaz diyorsan Melo ile başlayıp Dzemaili-Selçuk ikilisinin önünde Sneijder ile biten bi' baklava yapabilirsin. Önüne de çift forvet olarak Umut-Burak ikilisini salıp zehiri akıtabilirsin. Ama yine de sen bilirsin, sana güveniyorum hocam. 

Yabancı kontenjanını da göz önüne alarak önünde ki 6 maçlık serüvende 1 ya da 2 oyuncunun değiştiği diri ve formda, şu an ki psikolojik kaos ortamının ağırlığını yüklenebilecek oyuncuları bir araya getirip takımı kargaşanın içinde çekip çıkarmalı ki hoca gibi hoca olduğu belli olsun, kapalı da Prandellihocam yazısı yerini alsın. İdeal 11-13 oyuncuyu seçmek şu an ki kritik süreç.

Benim bugünkü Sivas ve hafta içi Arsenal 11'im
Olcan ve Pandev gibi iki adamı kenarda bıraktım ki müdahale şansın olsun, Allah gönlüne göre versin hocam.

SİVAS; Muslera - Veysel, Chedjou, Semih, Tarık - Melo, Dzemaili, Yekta - Sneijder - Burak, Umut
ARSENALMuslera - Tarık, Chedjou, Semih, Telles Melo, Dzemaili, Selçuk - Sneijder - Burak, Umut

Bu benim öngörüm, sen takımın içindesin doğrusunu sen bilirsin ve yaparsın ver fanı gitsin artık hocam!

5 Eylül 2014 Cuma

Direktörle 4 Sene

          Tam bi' direktörün yapabileceği el ve ağız refleksi kompozisyonu

Direktörlük; senin bugün öğrendiklerini çoktan unutmuş olan, bu şafaktan sonra ben mi yapayım modunda, top class bütçeli şirketlerde yönetmekten çok "vay be" dedirten, söylemleri ile başka dünyalara gidiş dönüş bilet kazandıran zeka seviyesinde, günümüzde her 3 kişiden 2sinin müdür olduğu yerde bunlara kış kış diyecek kişi veya kişiler için kullanılır veya kullanılmalıdır. Yani ben en azından öyle biliyorum. Belki de yanlış biliyorum o da belli değil ama Türkiye Futbol Direktörü olmak için ne yapmak gerekiyor onu hiç bilmiyorum çünkü Sinyor Terim bu ünvanı nereden aldı soru işareti, gökten zembille inmediği kesin. Dolayısıyla Arka Sokaklarda neler oluyor Rıza Baba? Fabrika Direktörü, Art Direktör, Proje Direktörü, Medikal Direktör, Teknik İşler Direktörü liste uzar gider.

Direktör denilince hiç unutmam; "Ya çocuklar, Mahmut bey Direktör olunca işler değişti bi' şey diyemiyoruz"

Mr. Direktör "Dünya Kupasına takım hazırlıyoruz" diyerek cümle içinde Avrupa Şampiyonasını taca attı. Bunu son dünya kupasında abidik kubidik oyuncularla yarı final yapan Hollandalılar bile yapamaz. Bi' önceki DK eleme gruplarında 4. olup Bulgaristan sınırında Türkiye'ye geri dönüş için play-off oynama hakkı kazanan takım için üst düzey hedefler koymak pek inandırıcı değil.

Hatırlamak istemeyiz ama 4. olduğumuz eleme maçlarına da grup 1.liği diye balıklama atlayıp küme düşmekten zor kurtulmuştuk. Direktör adı olunca biraz daha İngiliz vari konuşmalar yapmak lazım. Yani ne demek istediğini anlaşılmayan lafı dolandıran bakarız hallederiz yapacağız edeceğiz ayağı çekmek lazım.

Açıkçası "Dünya Kupasına takım hazırlıyoruz" deme hakkı Avrupa Şampiyonasına katılamadığı için Copa Americayı iplemeyen Brezilya, Arjantin gibi Güney Amerika ülkeleri ile son dünya kupasında finali kaybeden takım için geçerlidir. Gerisi faso fiso, asta vista, tanjant kotanjant anağdın mı?

4 Yıllık Kadro 

Kağıt üzerinde bile olsa planlama yapmak çok zor bi' iştir. Deneyenler bilir. Direktörüm benim biricik sevgilim önümüzdeki 4 yılı planlıyoruz dedi. Eğer bunu bi' Alman kafasıyla yapıp Türk coşkusuyla harmanlarsa vay ki ne vay. 2018 DK sonrası Türkiye top class 10 dünya devi arasına girebilir. Geleceğe yönelik bi' planlama olacak hem de bugün izlerken başarıyı da beraberinde getirecek. Hocamın dediği galiba böyle bi' şey ki bu epey zor iş, kolay gelsin.

4 yıllık bi' süreç olunca kadro seçimi de ona göre mi olmalı yoksa kim formda ise onlarla mı devam edilmeli yoksa ortaya middle middle karışık bi' şeyler mi yapılmalı? Şu an 2018 DK kadrosunda olmayacak muhtemel isimler Emre Belözoğlu ve Hakan Balta. Bunlara ek olarak yaşları 32-33 olacak Gökhan Gönül, Selçuk İnan, Mehmet Topal, Burak Yılmaz ve Olcan Adın var. Kadronun geri kalanı o günün şartları ve alttan gelecek isimlerin yukarıyı zorlama durumlarına göre kadroda ki yerlerini koruyabilirler. Sonuçta şu an ağırlıklı bugünün kadrosundan oluşan ama Ozan Tufan ve Hakan Çalhanoğlu gibi geleceğin demirbaşları olacak isimler de kadroda yer alıyor.

Bugün ki kadronun değişmez isimleri kalede Onur, savunmada Gökhan ve Caner, orta sahada Arda ve Hakan Çalhanoğlu ile hücumda Burak Yılmaz olacak. Bu eleme maçlarında sakatlık, ceza olmadığı sürece bu 6 kişi kadronun omurgasını oluşturacaklar. Geri kalan 5 kişilik yer için ÖSYM başvuruları toplamaya başladı. ÖSYM direktörü pardon TFDirektörü belli başlı isimler içinden o an ki form durumuna göre seçimini yapacak. Yani havuz belli musluklar belli kimin açıp kimi kapatacağı kimin ne kadar saatte doldurup boşaltabileceği de ortada, o zaman ne duruyorsun helva yapsana DİREKTÖR!

Savunma göbeğinde Semih, Ömer ikilisi şu an için iyi duruyorlar ama Ersan ve bence Bekir ve Uğur Demirok da alternatif olarak fena değiller. Savunma beklerinde Tarık Çamdal'ın Galatasaray formasıyla çıkacağı seviye Gökhan Gönül'ün yıllardır sıçıp sıvadığı milli takım performansına pozitif etki yapacaktır. Caner için bi' şey söylemeye gerek yok böyle oynasın yeter, alternatifi İsmail artık bi' sağbek içi rahat olsun Caner'in forma garanti! İshak üstüne koyar mı, bu sene belli olur.

Merkez orta alanda hala Emre Belözoğlu kadroda. Kendisi hakkında yazılacak kelimeler bizim için tükendi. Ha, topçuluğuna laf yok orası ayrı. Selçuk İnan, Topal, Oğuzhan şu an kadroda olmayan Alper, Direktörün Ozan Tufan açılımı orta alanda listenin başında bulunuyor. Sakatlığı nedeniyle kadroda olmayan yancı Nuri Şahin'de bu rotasyonda yer alır ama kim tatmin olur bilinmez. Kenar forvetlerde kaptan Arda ve Hakan Çalhanoğlu'nu yan yana izleme keyfi diye bi' şey ortaya çıkabilir dikkat edilmeli. Ahmet İlhan Özek milli takım topçusu değil onun gibilerini çok gördük kusura bakmasın, Gökhan Emreciksin stayla! Sercan Sararer ve Tunay Torun rüzgarı vardı, hava açtı galiba ses seda yok ikisinden!

Olcan ve Olcay, ikisi de hedefi bayındır baraj olan milli takım için vasatın az biraz üstünde dolaşan 18 oyuncusu olabilirler ki zaten öyleler. Gökhan Töre'yi yazıyorum ki Ahmet İlhan'ın olduğu yerde haksızlık olmasın. Ayrıca Burhan Eşer'e yapılan haksızlığın sebebi nedir onu da sormak lazım!!!

Gol makineciliği mühendisliğinde şu an için kimseye beğendiremediğimiz Burak Yılmaz var. Alternatif başvuru yapanlar Pektemek gol demek, Mevlüt yedek kulübesi demek ve Umut parçalı Bulutlu demek var. Cenk Tosun da kenarda bekliyor maybe, perhaps kafasında.

Bu isimler 2016 elemelerinde kadronun iskeletorunu oluşturacak havuzda boy verirler. Artık kim boğulur, kimin kolu çıkar, kim takar orasını zaman gösterir.

4 yıllık planlama olunca alttan gelecek veya gelmek üzere olan isimleri de not etmek lazım ki bi' şey olursa biz demiştik olum deriz, hahahahaha...

Şu an ki Ümit milli kadrosundan yukarı çıkacak isimler-sürpriz olmazsa-Ahmet Çalık, Enes Ünal, Alpaslan Öztürk, Salih Uçan ve tabi ki benim leblebici dediğim Muhammet Demir. Bu çocuk bu sene inşallah 15-20 arası atacak bu yabancı uygulamasının da etkisiyle 4-5 milyona İstanbula gelecek ve işte o zaman niye leblebici dediğimi anlayacaksınız.

Almanya'da oynayan, alt yaşlarda Almanya'yı seçmişlerden ikna edilebilecek ya da alt yaşlarda Türkiye formasını seçen ve 2 yıl içinde şampiyona seviyesine çıkabilecek isimleri tahmin edemiyoruz, sistem izin vermiyor. Ama bi' Emre Can hiç fena olmaz son tahlilde.

2016 Avrupa Şampiyonasına giderken nasıl bi' 25 kişi çıkar bilinmez. 2 sezon sonraki bi' turnuvayı kestirmek zor ama sallamak bizim işimiz. İşte benim orada görmek istediğim 25 kişilik kadro

Onur, Tolga, Mert
Gökhan, Tarık, Caner, İsmail, Semih, Ömer, Uğur, Ersan (İshak) (Kaan Ayhan)
Topal, Selçuk, Alper, Oğuzhan, Ozan, Salih (Nuri) (Emre Can) (Levin Öztunalı)
Arda, Hakan, Töre (Olcay, Olcan) (Sinan Kurt)
Burak, Muhammet, Pektemek

Son olarak hocam bu ülkede sen Direktör olmayacaksın da kim olacak allasen sonuna kadar hak etmişsindir, bizden yana sıkıntı yok. Ama sen yine de Avrupa Şampiyonasına da bi' takım hazırla sen gelmesen bile biz gideriz sonra Dünya Kupasında buluşuruz, ok? Grandepuntohocam kim tutar seni!

28 Ağustos 2014 Perşembe

Vahidhoca


Efsanevi 6 şampiyonluktan sonra geride kalan 30 senenin ardından kimse şampiyonluk kelimesini ağzına almıyor, alamıyor. Çünkü dünya şartları zorlaştığı gibi futbol oyunu da zorlaşıyor, bunu da en iyi Trabzonspor teknik direktörü Vahid Halilodzic biliyor. Bildiği yetmezmiş gibi takımını yerden yere vurmaktan geri adım atmıyor.

Daha önce Trabzonda olduğunu hayal meyal hatırlıyorum onun dışında Halilodzici tanımam etmem. Cezayir milli takımında jenerasyonun ve kendi tecrübesinin katkılarıyla dünya kupasına renk kattı eyvallah. Bilmem bi' yer asıllı Fransızdır diye düşünüyordum ama Boşnakmış galiba. Bak adamdan resmen bi' haber gibiyim. Aslında çok da tanımama gerek yok. Kimmiş, neymiş, nereliymiş vs. Banane ki! Önemli olan sonuçta futbolu ve her 3 kişiden 2sinin teknik direktör olduğu Trabzonu taşıyabileceği yer, gerisi tatava!

Halilodzic neyin peşinde?

Brezilya'dan İstanbul aktarması ile Trabzon'a inerek tatil bile yapmadan Zeki Yavru gerçeği ile şoka giren vahid hoca şokun etkisiyle en az 10 transfer lazım yoksa ben giderim diyerek müthiş bi taktik yaptı. Bu şekilde takımı eleştirerek hem doğruları söylüyor hem de motive ediyor diye düşünüyorum. Hatta %51 motivasyon sağlamak için bu kadar sert açıklamalar yapıyor. Hem kendisinin sihirbaz olmadığını ima ederek yönetime açık mesaj veriyor ki Zeki Yavru ile küme düşmeme mücadelesi vermek zorunda kalmasın, hem de yapılan onca transfere rağmen yetmez ama evetçileri yanına alsın ki mağduriyeti cebinde dursun.

Hoca akıllı hoca ki rakipleri ve şehrin ne olursa olsun beni bağlamaz kafa yapısını bildiği için 10 tane transfer istiyorum dedi. Demesiyle İshak, Musa, Medjani, Belkalem, Constant, Cardozo, Ekici, Fatih, Sefa takıma katılan isimler oldu. Bu arada hoca biraz deli dolu olduğu için kendisinden habersiz transfer edilen Turgut Doğan Şahini beğenmediği için kadro dışı bıraktı. Hani şu bi' aralar büyüklerin peşinde dolandığı kara oğlan var ya o işte!

İSKELETOR!

Bu kadar transfer ile sanki PTT ligden yeni çıkmış, maddi durumu iyi Belediye takımı gibi toplama bi' takım olmuş görüntüsü var ama kaliteli ve tecrübeli oyuncu kadrosu bunu aşacak gibi duruyor. Bunun için omurgayı oluştururken dikkatli seçimler yapılması gerekiyor.

Omurga Onur Recep Kıvrak ile dimdik bi' giriş yapıyor ama önünde oynaması muhtemel rotasyonda soru işaretleri var. Belkalem, Medjani, Mustafa, Aykut stoper rotasyonu. Orta alanda Constant dışında doğru düzgün 2. bi' isim yok belki son anda İshak transferinde takastan dönen Soner. Hücumda ise dağılan omurgayı toplamak için Cardozo var.

Hocanın illa ki planı vardır ama savunma idare eder gibi dursa da orta saha naynini naynini naynino zilleri takmış oynuyor. Rakip takım ön tarafta pres gücü sütten sayılan Cardozo'yu geçtikten sonra stoperlerle baş başa kalacak. Sonra Onur'a dua et dur. İskelet önemli, iskelet olmazsa çek ayrı yanar biz ayrı yanarız Asım!

UEFA grupları, lig ve yeni statüsü ile Türkiye Kupası maçlarını üst üste koyduğumuz zaman 3 günde 1 maç yapacak olan takımın orta saha rotasyonu bu şekilde zayıf olamaz. 

Her yerde Kolo Toure adı geçtiği söylüyorum öncelikle bir defans oyuncusunu kadroya katmak hatta transferi bu şekilde kapatmak gibi bi' düşünce varsa, aman ha! 

Transfer sadece stoper ile kapanacaksa benim fikrim Colmanı tekrar kadroya dahil etmek. Tabi bu son çare olmalı çünkü bu saatten sonra gönderemediğin adama muhtaç kalmak Hacıosmanoğlu-Halilodzic ikilisinin olduğu yerde pek mümkün görünmüyor.

Şu kadroya göre Malouda ve Colmanın elden çıkarılmasıyla biri kesin stoper olmak üzere merkez orta saha ile transfer tamamlanmalı.


Transfer olur veya olmaz şu an ki kadronun sahaya dizilişi çizdiğimiz gibi olur. 5 yabancıyla bundan iyisi olmaz zaten. 

Ilk 4te hatta şampiyonluğu zorlayacak kadronun anahtarları 3 yerli oyuncunun elinde diye düşünüyorum. Sefa Yılmaz, Yusuf Erdoğan ve Mehmet Ekici

Artık sınıf atlama çağına gelmiş Sefa ve Yusuf'un takımı sürükleme sorumluluğunu alma yüzdeleri ile Mehmet Ekici'nin Cardozo seviyesine çıkıp çıkamaması Trabzon'un sezon içi yürüyüşünü belirler.

Van Der Vaart ve Toure gelirse cuk oturma tabiri için aranan kan bulunmuş olur. 

21 Ağustos 2014 Perşembe

Bursa'da Güneşli Pazartesiler

Bursa ile ilgili her sene sabit 1 tane yazarım ve her sene tüm yazdıklarım çöpe gider. Sağolsun Bursaspor oyuncusu, hocası, yönetimi, taraftarı beni rezil etmekte hiç zorlanmazlar. Bende inadına her sene 1 sebep bulup gelişigüzel yerleştiriyorum. Bu sene yazmak için Şenol Güneş gibi üstü örtülmeye çalışılan unutulmaz bi' oyuncu ve teknik adam portresi var. Hepsinden önce adam gibi adam var.

Şu ülkede hakkı yenilmiş, gerektiği kadar değer verilmemiş 3-5 kişi varsa bunlardan biridir Şenol Güneş. Bu 3-5 kişi herhangi bi' iş alanında herhangi biri olabilir hiç fark etmez. Ama Şenol Güneş bu listede hep zirveyi zorlar, o kadar arka planda kalmış kalmaya zorlanmış adam gibi adamlardan biridir.

Adamın dibi gitti Bursa ile sözleşme imzaladı. 1+10 yıllık opsiyon var. Sözleşmeden girmişken bi' detay var aklıma takılan onu yazayım içimde kalmasın çatlamayım. Bursa Abdullah Avcı ile de görüşmüş ama milli takım ile harikalar yaratırken görevine son verilen dahiyane hoca Bursa da seneye tekrar kongre olacağı için anlaşmaya sıcak bakmamış. Şimdi bu adama hangi yönetim güvenip de takım emanet eder. Sen demek ki kendine güvenmiyorsun hoca! Sen başarılı olursan yönetim değişse bile taraftar arkanda durur sana yine bi' şey olmaz. Ama malum mahallenin adamı olduğu için pek şaşırmadık. Gittin mahallende "ama seyircimiz yok kiiiii" bahanesine sığındın, yalan yok inşallah küme düşersin.

Neyse Güneş gibi parlayan bi' adam için ayırdığım bu temiz satırları gereksiz kişiler için harcamayayım.

Güneşhocam milli takımda ve Trabzonda kısıtlı bütçelerle elde ettiği başarılara rağmen hiç bir zaman geniş bir transfer bütçesinin olduğu direksiyona geçme şansını yakalayamadı. Döndü dolaştı ve helikopterle kaosun her an mümkün olduğu, baskının taç çizgisine kadar hissedildiği, Daum tarafından enkaz olmaya yüz tutmuş bi kadronun yanına iniş yaptı.


Kolay değil. Lig tv reklamlarında yalandan olsa bile 2010 da ki mucizevi şampiyonluğu hatırlatan sözler şampiyonluğun tadını almış takımın taraftarı için dışa vuramasa bile bunu içten içe herkesten çok istemesine neden olur. Şampiyonluk söylemesi bile ağır bile kelime Bursa da bunun için bi' ışık var, birliktelik, yürür gider denilen bi kadro var mı, yok! 2010 da bu kadro şampiyon olur diye kim dedi? Hiçkimse. Ama bugün diyoruz bu kadro şampiyon falan olamaz. Ama Güneşhocam takımı ilk 4 içine sokarsa Bursanın bi' başından bi' başına omuzlarda taşınması gerekir. Gerçekçi hedefin ilk 6 ya girmek olması bu kadro ile olmayacak iş değil.

Hangi kadro?

Hikmet Karaman'ın kurduğu kadronun üstüne Daum'un tamamladığı sezonun ardından kadro derinliği kısıtlı ve sorunlu oyuncularla ligi tamamlayan bi kadroyu 45 günlük transfer ve kamp döneminden sonra ilk 6 ya sokmak epey zor iş. Fernandao ve Belluschi dışında dişe dokunur katkı veren, verecek yabancısı olmayan bi takımdı Bursa. Güneşhocam, Traore, Josue ve yıllardır Bursaya gitti gidecek aha gidiyor denilen Holmen ile yabancı rotasyonunu güncelledi. Bu isimler dışında Civelli, Taiwo, Frey hala yabancı kontenjanını dolduran isimler. 3ü de hazırlık maçlarında nerdeyse hiç süre almadılar. Zaten hoca kalenin bu sene Harun'a emanet olduğunu Frey'e naynini diyeceklerini açıkça söyledi.

Hocanın istediği sağdan soldan alınan duyumlara göre 1 stoper ve kanatlara 2 adam. Stoper için Diakhate adı geçti, sonra Yobo dediler birinden biri gelir. Sağ açık için Lyonlu Jimmy Briand ile 1 aydır görüşen ve Briand'ın eşinin gönlünü yapmaya çalışanlardan hala ses seda yok. Yerli kanat güncellemesi için Abdullah Avcı'nın prensi Sercar Sararer yola çıkmış ama yolu bulamamış.

Kalede sorun yaşamazlar. Savunmada İbrahim, Serdar ve Ethem rotasyonuna yabancı ilavesi olmazsa olmaz. Kanatlarda Şener ve Aziz hocamın tercihleri. Alternatif olarak Emre ve Ozan Tufan var. En güçlü yer kuşkusuz orta 3lü. Traore, Holmen, Belluschi, Josue, Yasin, Şamil, Ozan Tufan ve Bekir burada forma arayacak. Şamil ve Yasin'in şansı yok denecek kadar az. Hoca Ozan Tufanı kampta burada çok denedi, Belluschiyi kesmek kolay değil, Holmen'in istikrarı ve iki tarafı da oynaması avantajı, Josueden Batalla etkisi bekleniyor. Yani burada işler karışık. Belluschi, Ozan, Traore yapıp Holmeni sol kenar forvet olarak da deneyebilir aklında olsun hocam.

Hücum üçlüsünde yaratıcılık merkez forvetten ziyade kenar forvetlerin ağzının içine bakıyor. Merkezde Fernandao olmazsa Enes ile skor katkısı almamak imkansız. Ama yan tarafta Ozan İpek ve Volkan Şen ile başlayan soru işaretleri Ferhat ile durulur gibi olsa da Aydın Karabulut ile zirve yapıyor. İşte bu yüzden iki kenar için de takviye beklentisi var.

Eğer hoca hücumda ki soru işaretlerini minimuma indirgeyebilirse bu orta saha rotasyonu ile ligin başaltı takımları içinde en önde olanı olurlar. Bu da ilk 6 da yer almak demektir. 5 yabancının 11 başlayacağı ligde yerlilerin katkısı Bursa da pazartesi günlerinin hava durumunu bile değiştirir. Özellikle Volkan ve Ozan'ın ne yapacağı gelecek transferlerin verimliliğini bile etkileyecektir.

5 yabancılı ve transferi tamamlayamamış kadronun 15 gün sonra çıkacağı lig maçında ki kadrosu bence bu şekilde olmalı. Bugün ya da yarın eksikler tamamlansa bile ilk maça bu kadro çıkmalı.
Defansif gibi gözükse de ilk haftalarda dağılmamak için en iyisi bu.
2 değişiklik yapacak olursak Josue-Ozan Tufan, Ozan Tufan-Volkan Şen olabilir.

Ama gönlümden geçen her zaman klasik 4-4-2nin Türkiye de çok puan toplayacağı yönünde.

Galatasaray, Gençlerbirliği(d), Beşiktaş, Rize(d), Mersin(d) böyle ilk 5 hafta böyle fikstür olur mu?


20 Ağustos 2014 Çarşamba

Ailece Hazırlar

Avrupa kupaları ön elemeleri nedeniyle sezonu erken açmak her zaman iyi olmayabilir. Erken açmanın avantajı ile daha çok maç oynayıp,eksiği gediği sıfırlayıp dipçik görüntüsü verebilirsiniz. Ama tam tersi de olabilir. Eleme maçları için full konsantre hazırlanan takım eleme maçlarında yaşanabilecek bi' kaza ile turu kaybettiği an motivasyonunu kaybeder ve lige mortingen bi' başlangıç yapabilir.

Beşiktaş ŞL ön eleme maçları için sezonu en erken açan takım. Haziranın sonundan bu yana çalışmalarını gruplara kalacağız açıklamalarını üst üste koyarak sürdürüyorlar. Hatta mükemmel sol ayağı ile dillere destan olan Olcay Şahan öyle bi' konsantre olmuş ki mükemmel sol ayağını unutturacak açıklamalar yapmaya devam ediyor. Olcay:"Mesutmuş, Sanchezmiş bizi ilgilendirmiyor"


Feyenoord engelini birlikte oynama örneği vererek zorlanmadan geçtiler. Ardından kura çekiminde hiç olmayacak bi' seribaşını çektiler. O da yetmedi. O serinin başının yatırdılar ama bi' türlü ezmek nasip olmadı. Arsenal'in eksiklerinin ve bana kalırsa Beşiktaşı hafife almasının verdiği bi' oyun anlayışının katkısı ile tarihe geçecek bi' skor elde edilebilecekken, olmayınca olmuyor diyerek iş Londraya kaldı.

Beşiktaş eler veya elenir. Bu skordan sonra Londra da işler dünden çok çok zor olacak. Arsenal bu Arsenal olmayacak. Ramsey olmayacak ama Mesut olacak. Savunmada Mertesacker vs. Daha ciddiye alacakları kesin. Ayrıca dün akşam ki %100e yakın oyun içi konsantrasyonu yeniden göstermek Beşiktaş için epey zor iş. Atibanın oynayacak olması deplasmanda orta alan savaşında ciddi katkı verecektir.

Elenir veya elenmez. Ama şu saatten sonra UEFA gruplarından devam edilecek. Arsenali bu kadar zorlamak ve ortaya koyulan iyi oyundan fazlası etkili oyun sezonun geneli için siyah beyaz herkesi kenetlendirmiş durumda.

Süleyman Seba'nın vefatı ile kolkola giren tüm Beşiktaşlılar dün akşam ki maçtan sonra kolkola taş gibi takımları olduğunu birbirlerini gazlayarak dile getirdiler, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü sonuna kadar haklılar.

Son 2 transfer için Beşiktaş yönetimi çabalıyor. Sağbek ve anlam veremediğim 10 numara transferi. Diyelim ki Diegoyu Fenerbahçe almamış olsun. Fiko başkan gitti aldı geldi bu adamı ya da buna benzer bi' düşük tempolu 10 numara yalanına sığınmış birini. Şundan emin olunmalı ki dün akşam ki tabiri caizse Luis Suarez gibi ısıran takım bi' anda yumuşar. Oyun stili değişir.

10 numara değil, iki tarafı da yapabilen 8-10 gol ortalamaya çıkabilecek ama savunma yönü de kuvvetli temposu olan, boşa değil rakibe koşmayı bilen MC almaları gerekiyor. Ne Ruiz ne de Belhanda bu işler için tatava. Galiba Ruiz Bremene gidiyor, Belhanda da yalan oldu. İyi de oldu. Sezonu Veli-Atiba 2lisi ile geçirecek takımın önüne arkasına bile bakmayan 10 numara koyarsanız o iş olmaz. Dün gördük ki Demba Ba bile yerinde durmuyor, savunmaya nasıl yardım ediyor. Olcay zaten mükemmel sol ayağı ile var olan efsane(!), sağ tarafta Pektemek'in orta alana yardımlarını vs. düşününce takımdan bağımsız yürüyen ama 10 numara olan şişirilmiş balon bu takımda tutmaz, patlar gider.

Sağbek transferine gelince, Serdar Kurtuluş dünya futboluna kulübünden istifa eden ilk futbolcu olarak geçebilir. Çünkü Slaven Bilic, Türkçe meali "sen hayatında hiç sağbek oynamamış İsmail bile değilsin" diyerek yerin dibine sokup üstüne de SB yazmıştır bana göre. Serdar Kurtuluş bu fırsatı kaçırmamalı tarihe geçeceksin olum hadi be!

İlla ki bi' sağbek gelecek adı geçen Norveçliyi tanımıyorum ama çok para verilmeyecekse Joao Perreirayı tercih ederim. Tartışması olmaz. Akarı kokarı yok.

Tribünü, yönetimi, yönetimde olmayanı, küskünü, seveni, manyağı, delisi, oyuncusu, hocası, malzemecisi ile tam kadro hazır bi' Beşiktaş var.

Bi' arkadaş bu Beşiktaşı görünce bu sene Beşiktaş götürür dedi, bende yavaş dedim yalan yok!

MC işi önemli, türk futbolu ne çektiyse o kıçı gırık 10 numaralardan çekti demedi demeyin!


11 Haziran 2014 Çarşamba

Kısa Yoldan Dünya Kupası


Dünya Kupasını her kafadan ve her kıtadan çeşit çeşit insan takip ediyor, etmeye çalışıyor. Kimi oturup 64 maçın tamamını izliyor, kimi işten güçten vakit bulursa affetmiyor, kimisi açılış maçı ile finali izleyip zirvede bırakıyor, ötekisi sadece tuttuğu takımı izliyor falan pişman.

Mesela gruplarda çok gereksiz maçlar olabiliyor. Tabi bu kişiden kişiye değişiyor. Bazı insan maç olsun da ne olursa olsun diyor, bazısı saçmalama olum ya Honduras-İsviçre maçını izleyip ne bok yiyeceğiz diyor. Ama Cezayiri, Hondurası, Koreyi falan ancak Dünya Kupasında izlersin başka zaman oturup da "lan bi bakıyım bu honduras ne alemde" demezsin. Çünkü gaassarayın fenerin beştaşın var, Allah başka dert vermesin!

Şimdi her maç izlenmez abi ya diyenler için güzel bi' liste çıkarıyorum. Onu takibe alın oradan devam edelim.
2. tur ve sonrasındaki hiçbir maçı kimse kaçırmak istemez herhalde!

Açılış maçı; 12 Haz Perş 23:00 Brezilya-Hırvatistan
13 Haziran 22:00 İspanya-Hollanda
14 Haziran akşam 01:00 İngiltere-İtalya
15 Haziran akşam 01:00 Arjantin-İngiltere
18 Haziran 22:00 İspanya-Şili
19 Haziran 19:00 Kolombiya-Fildişi ve 22:00 Uruguay-İngiltere
20 Haziran 22:00 Fransa-İsviçre
22 Haziran 19:00 Belçika-Rusya 
24 Haziran 19:00 İtalya-Uruguay

2. turda vakit kaybı yapmam bana yarı final lazım diyenler için 8-9 Temmuzda yarı finaller var.
Final 13 Temmuz 22:00 

Bu liste sayesinde grup aşamasında vakit kaybı yapmadan favoriler, dark horse'lar ve pusucular dahil herkesi çemberin içine almış oluyorsunuz. 2. tur için herkesi en az 1er kez izlemiş biri olarak her ortamda gelişine atışlar yapabilirsiniz.

Öncelikle İtalya, Arjantin aklımızda, lanet olsun Patrick Evra'ya, Brezilya gitsin oynasın plajda!

90 dakika ayrılması gereken oyuncular;
Kolombiyalı Cuadrado, Portekizli Will.Carvalho, İtalyan İmmobile ve Verratti, Hırvat Kovacic, Şilili Vargas, İngiliz Lallana, İsviçreli Shaqiri

Son söz hatta önsöz, Dünya Kupası varsa kaçmaz arkadaş. 94'ten bu yana izliyoruz var mı pişman olan?

9 Haziran 2014 Pazartesi

Kağıt Üstünde: Messi, Agüero, Higuain



Sanki Ramiz Dayı Ezel'in 34. bölüm 3. reklam dönüşünden sonra Messi'nin kulağına "Dünya Kupasını alamazsan efsane olamazsın yeğen" demiş gibi dünya üzerinde aşırı bi' beklenti ortaya çıkmış durumda. Halbuki Messi mi Ronaldo mu diye tartışırken kimse Ronaldo için Dünya Kupasını alamazsan "uff olursun" demiyor. 2010 DK da Almanya karşısında 4-0 bozguna uğrayarak panzerin altına kalan tangocular bu sefer Brezilya, İspanya, Almanya 3'lüsünün arkasında gizli favorilerden gösteriliyorlar ya da bana öyle geliyor.

Bu arada "tangocular" kelimesini cümle içinde kullanmanın verdiği duyguyu enerjiyi sinerjiyi kinetiği potansiyeli ilk defa yaşıyorum, tutmayın küçük enişteyi.

2010 da Maradona neyi düşünerek orta sahası olmayan ve geri gelmeyen 4 forvetten oluşan bi' takımla şampiyon olmayı hayal etti bilmiyorum ama bu sefer böyle olmayacağı kesin. Alejandro Sabella kimdir, nedir, hiç bilmem çok da önemli değil. Adam akıllı ortalama bi' iş çıkarsın bu Arjantin takımı için yeterli olur görüşündeyim.

Messi, kariyerinin en dandik sezonu geçirmişken üstüne bi' de kendisine dayatılan "şampiyon olmalısın" baskısından sonra buradan da boynu bükük eve giderse toparlanması zor olur. Messi 27 yaşında, 2018 den sonra 2022 de olmayacağı kesin. Burada şampiyon olabilir. Bunu başarmak için yeterli takım potansiyeli mevcut. Ancak bazı kilit noktalar var.

Ben diyorum ki Arjantin aşağıdaki veya yukarıdaki isimlerin yan yana gelmesiyle 4-3-1-2 sistemini oynamalı. Bunun dışında hiçbir taktik ile vakit kaybı yapmamalı. Hücum hattı için yazılacak söz, yapılacak eleştiri yok. Golcü ise Higuain, yetenekse Agüero, mucize ise Messi var. Yedeklerde Lavezzi var, Palacio dangapozu var. Önemli olan savunma da değil, önemli olan Messi'nin arkasındaki 3lü de kimin nasıl oynayacağı!


Anahtar: Di Maria
Şampiyonlar ligi finalinde Messi ile karşılaştırılan adam sahada gezinip, stadyum ekranından saçlarını düzeltirken, sahanın her noktasını işleyen ve 110. dakikada sol kanattan yardırıp penaltı noktasına dalak bırakan Angel Di Maria Arjantin'in en kilit oyuncusu olacak diye düşünüyorum. Çünkü Messi'nin arkasındaki 3lü ne kadar sağlam olursa ve rakip orta sahaya boyun eğmezse o zaman Arjantin skor bulmada zorlanmayacağı için hedefe ilerlemekte zorluk çekmeyecektir. Mascherano ve diğer partneri-Gago veya Biglia olabilir-bu ikili normal standardında orta alanı parsellerse Di Maria'nın sol iç performansı tarihe geçmekte zorlanmaz.

Kupaya giden yolda 2.turda Fransa grubu, çeyrek finalde Belçika-Portekiz-Almanya savaşından çıkacak takımla oynayıp öncelikli olarak 2010 da göremediği yarı finali görmek Arjantinliler için "İstanbul'da Sarıgül zamanı geldi" sloganının tekrar söylenmeye başlanmasını sağlar. Bu kadro için yarı finale kadar taktiksel anlamda her şeyi söyleyebiliriz. Ama son 4e kaldıktan sonra Messi topu almalı, al-verini yapmalı, kafayı kaldırmalı, çalımı basmalı ve golü yapmalı aması olmamalı, net. 

4 Haziran 2014 Çarşamba

6. Geleneksel İtalya Günleri

Roberto Baggio, Amerika 94 Dünya Kupası finalinde Gençlik Parkı kale arkasının gazına gelip penaltıyı Ulus Heykel meydanına göndermese, İtalya kupanın sahibi olacak ve bünyede ki gök mavisi hayranlığı hatta Juventus profili hiç oluşmayacaktı, diye düşündüm geçen gün. Evet, hiç işim yoktu oturdum bunu düşündüm.

94 Dünya Kupasını Brezilya ne kadar hak ettiyse Roberto Baggio 1 fazlasını hak etmiştir. Bunun lamı cimi olmaz, yapanın yanına kalmaz. O gün Baggio penaltıyı kaçırınca üzülmüştüm İtalyanlara ve o güzelim gök mavisi formalarına. İlk defa Dünya Kupası izliyordum ve belki de idrak ettiğim tek realite Dünya Kupasıydı. Salenkoyu falan hatırlıyorum, İsveç kalecisi vardı tesisatçı Nurettin dayı kılıklı adını hatırlayamadım iyi kaleciydi. Bulgarlar Almanları şapa oturtmuştu ki o günden beri sevmem Almanyayı ve Alman ırkını. İtalya-İspanya maçı çeyrek final olması lazım 2-1 bitmişti, Dino Baggio'nun 1654 metreden golü var. İtalya'nın gerçekten İtalya olduğu zamanlardı. Sonra 98 de zalım Zidane ve arkadaşları zor da olsa penaltılarda İtalya'yı geçip kupaya uzanmışlardı. 98 İtalya'nın hakkıydı diyeceğim de Zidane'a ayıp olacak, yoksa tereddüt etmem derim. 2002 de Güney Kore'nin tarihe geçen galibiyeti maalesef İtalyanlara karşı geldiği için tarihe tanıklık ettiğime lanet etmiştim. Bu liste uzar gider ama sonuç değişmez Dünya Kupasında küme düşme olsa biz yine İtalyanların yanındayız gardaş. Ama unutmadan en çok üzüldüğüm Casiraghi'li 96 Avrupa Şampiyonası kadrosudur, söyleyim de dursun kenarda. Almanya maçında kaçan penaltıyı hala hatırlıyorum. Lanet olası Köpke nasıl kurtarmıştı Zola'nın penaltısını?


İtalya ile 6. kez Dünya Kupasına gidiyoruz. 94, 98, 02, 06, 10 ve inşallah kupa ile sonuçlanacak 14' Brezilya yolculuğuna başlıyoruz. Balotelli'nin şu pozunun ESPN tarafından İtalya posteri olarak seçilmesi de cuk oturmuş. Çünkü kimse İtalya'yı favori göstermiyor ama İtalyanlar ne kadar güçlü olduklarının farkındalar, farkındayız icabında.

2012 Avrupa şampiyonası elemelerinde takımın başına gelen Prandelli, Lippi kadar umut ve güven veriyor. Avrupa şampiyonasında 3'lü savunma modeliyle farkını gösteren hatta De Rossi'yi savunmanın ortasında oynatarak finale kadar yürüyen Prandelli ve saçları dünya kupasında Brezilya, İspanya, Almanya 3'lüsünün hemen arkasında boş alanlara deplase olmak için bekliyor, bekliyoruz.

İtalya'nın tek sorunu her turnuvada gruplarda yaşadığı saçma sapan konsantrasyon eksiklikleri. Onun dışında 2. turdan itibaren her takıma karşı %51 şansı var. Mesela bu grupta da son maçın son dakikasına kadar gruptan çıkıp çıkamama durumunu yine yaşayacağız bundan kimsenin şüphesi yok. Yüksek ihtimalle de 2. olarak çıkarız diye düşünüyorum.

Prandelli'nin 2012 de 3-5-2 devrimi ile Avrupa şampiyonasını izleyen tüm dünyaya ders vermesi, 2014 DK öncesi favoriler içinde adı telaffuz edilmeyen Azzurilerin yabana atılmaması gerektiğini ortaya koyuyor. Ancak biryantinine yandığımının Prandellisi, finalde İspanyadan 4 tane yedikten sonra eleme maçlarında ağırlıklı olarak 4lü savunmayı tercih etti. Hatta kadroya çağrılan hücumculara bakınca da tek forvet arkası bol orta sahacılarla oynayacak gibi duruyor. Yine aklından ne cinlikler geçiyor hocanın bilinmez. 2012'de De Rossi den kusursuz savunma katkısı almıştı. Şimdi kimden nasıl bi' katkı almayı planlıyor bilemezsin yeğen..


Montolivo'nun soyu bozuk İrlandalı tarafından hunharca sakatlanmasından sonra Insigne-Cerci kanatlarını kullanan formasyona gidilebilir Yani direk 4-3-3 ve benzeri 4-5-1 tarzına dönebilir. Ama elindeki merkez oyuncularının daha kaliteli olduğunu düşünürsek ki bence öyle o yüzden kenarları savunma beklerine bırakıp merkez orta sahaların oyuna hükmeden yapısını tercih etmek daha mantıklı geliyor. Ayrıca bu saatten sonra da her maç böyle oynarım diyerek tek oyun anlayışında aynı oyun stiline sahip adamlarla ısrar etmek kendi kuyunu kazmaktan öteye gitmez, dünya kupası bu Kosta Rika, Jamaika fark etmez rakipler affetmez başkan. Kosta Rika karşısında yaşanabilecek en ufak bi' kaza Uruguay ve İngiltere maçlarında kan çıkartır. 

Gönlümden geçen İtalya kadrosu aynen yukarıdaki şekilde oluştu. Immobile ve Cerci konusunda kararsızım. Marchisio yerine Verratti de olabilir çok fark etmez. Aynı şekilde savunmada Barzagli değil de Bonucci de olabilir. Candreva çıkar, Cerci girer işte o zaman Pirlo araya oynar rakibi açar. İtalya'nın kaderini belli edecek isimler değişmez. Buffon, Pirlo ve De Rossi, Balotelli. Bu 4'lü gereğini yaparsa düz yolda pati çekmeden işimize bakarız. Kupa hedefine gitmek için ekstra 1-2 katkı gerekir, bu isimlerin de Insigne ve Immobile olmasını umuyorum.

Son söz, Forza İtalya! 

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Kolombiyalı Hırvatlar

Herkesin yana yana Belçika çika çika diye dilendiği, dilenciliğin de ayaklar altına alındığı bi' meslek haline geldiği ortamda dilenme tercihimizi 42 yaşındaki Mondragonlu Kolombiya ve sezonu top class seviyeye çıkarak Brezilya'ya gelen Rakitic'li Hırvatlardan yana kullanıyoruz.
              
İlk izlediğim DK da kendi kalesine gol atan Kolombiyalı Escobar'ın ölümünün üzerinden tam 20 yıl geçti. Aslında o gün daha 8 yaşındayken futbol böyle bi' oyunsa, böyle oyunun gelmişini geçmişini deyip zirvede bırakabilirdim. Ama ne hikmetse ne bırakması tam ortasına girdim, şimdi de çıkamıyorum. Olan garibim Escobara oldu. Daha 27 yaşındaydı be!

Kolombiya'nın o sene ki kadrosunda unutulmaz isim şüphesiz ki Valderrama idi. 10 numaralı formanın sahibi koca kafalı Valdi klas topçuydu. Hakkında kesin tespitler yapacak kadar net hatırlamasam da kendisi için inceci Valdi diyenler var. 94 Amerika kadrosunda yer alan 12 numaralı Argentinoslu Faryd Mondragon, bugün Brezilya 2014 kadrosunda ve tam 42 yaşında bi' koca panter olarak tarihe geçecek. Mondi, kariyerinde 15 farklı takımda forma giydi bunlar içinde 6 sene ile en fazla Gaassaray forması giyerek efsanevi kurtarışlara imza attı.

            Kolombiya-Hırvatistan Karması


Mondi kalbim seni sevdim tadındaki Kolombiya da göze batan ilk isim Radamel Falcao. Ocak ayında geçirdiği sakatlıktan sonra dün ilk kez takımla çalışmaya başladı. 14 Haziran da ki Yunan maçına yetişmek ve form tutma için ideal olmasa da yetecek kadar süresi var. Ama kimsenin dikkate almadığı Kolombiya kadrosunda Falcao oynamasa bile onu aratmayacak forvetler var; Portolu makine Jackson Martinez, Trabzondan kaçıp River'da tahta oturan Teofilo Gutierrez, Rakitic ile sapıtan Carlos Bacca.

Kolombiya için sadece golcüsü bol gerisi goygoy takımı diyemezsiniz. Çünkü o golcülerin arkasında Porto'da parlayıp küllenmiş İnter'de göze batan ve devlerin oltasına takılan Guarin, Fiorentina ile hararetli bi' sezonu geride bırakıp takımı da bırakıp level atlaması beklenen Cuadrado ve U-20 DK'nın yıldızı Quintero gibi yaratıcı orta saha oyuncuları da var. Savunma ve kalecilerinden bahsetmeye zaten gerek yok. Kolombiya güney amerika elemelerinde gösterdiği takım olabilme özelliğini DK sahaya yansıtırsa Fildişi ile gruptan çıkmaması için hiçbir neden yok. 2. turda İtalya grubu ile çapraza girecek olmaları pek hoş değil ama bu hoşnutsuzluk her iki taraf içinde geçerli olacak. Çünkü 28 Hazirandaki 2. tur maçına kadar 1 aylık bi' süre var. Bu zaman zarfında Falcao tam anlamıyla hazır olup patlamaya hazır bi' bomba haline gelebilir. Grup maçlarında muhtemel bocalamadan sonra kendine güvenen, kimyası oturmuş bi' Kolombiya takımı Atletico Madrid benzeri bi' sıçrama yapmak için ideal bi' aday. 4-4-2 oynatmakta ısrar ederek tek forvetli emperyalist sisteme isyan eden Jose Pekerman liderliğinde, Mondragon tecrübesiyle orta saha Salih Uçanla gidiyoruz finallere!


Hırvat milli takımı Kolombiya'nın mücadeleci, gerekirse kavga dövüş, yeri gelince inceci yani ne idüğü belirsiz tarzının tersine 2006 dan bu yana top oynamanın, küçük İspanya olmanın peşinden gelen bi' ekol. Kadro yapısı da bu oyun tarzına müsait ve oynayınca fena yapıyorlar. Hele ki Bayern Münih orta sahası karşısında ayakta kalan tek Real Madridlinin Luka Modric olduğunu biliyorsak Hırvatistan'ın orta saha egemenliğindeki dünya futbolunda nasıl söz sahibi olabileceğini tahmin etmek zor değil. Modric'in yanında sezonu UEFA kupası ile taçlandıran Rakitic gibi Sevilla fenomeni varsa tadından yenmez, tehlikeli bi' kadro çıkıyor.

Mandzukic'in cezası nedeniyle ilk maçta oynamayacak olması FİFA'nın ayıbı, şimdi FİFA düşünsün.

Modric ve Rakitic'in takım oyununa verecekleri katkı, oyunu yönledirme de ki etkinlikleri Hırvatları kimsenin tahmin etmediği yerlere getirebilir. Çünkü çok kaliteli ve herkes tarafından kabul edilmiş parçalar var. Ve bu isimler uzun süredir birlikte oynuyorlar artık tek yapmaları gereken tecrübeleri ile kaliteyi birleştirip level atlayabilmek.

Hırvatistan mı, Kolombiya mı sürprize yakın diye sorarsan Hırvatlar derim. Çünkü her zaman top oynayanın yanındayım. Mahalle de herkes bi' araya gelir, adam akıllı takır takır topumuzu oynayalım sonra da hava kararınca saklambaç oynarız diye plan yapılır. Ama dallamanın biri gelir, maçta çirkeflik yapar ortamı gerer. Sonra maç sonunda tartışma olur, kavga dövüş saklambaç yalan olur. Hatta saklambaçtan sonra emir telakki kabul edilen kola çekirdek ortaklığı bile bu pisliğin içinde kaybolur.

Yani demek istiyorum kim sahaya topu koşturmak için çıkıyorsa o bizdendir. Kolombiyalılar koşturmuyor demek istemiyorum ama Hırvatların bu işi çok iyi yaptığını ve Modric, Rakitic, Kovacic orta sahası ile daha iyisini de yapabileceklerini biliyorum.

Ya hem Hırvatistan'ın forması gibi var mı başka, yok! Daha ne konuşuyorsun?

22 Mayıs 2014 Perşembe

İngiltere Dilencileri

Sezon başında Arsenal dilencileri ile başlayıp, Liverpool'ın durdurulamaz yükselişi ile devam eden, Mourinho hayranlığının Chelsea dilenciliğine dönüşmesi ile zirve yapan İngiliz hayranlığı 2013-2014 futbol sezonunda gündemi meşgul 3-5 konudan biri oldu. Allah'tan Yaya Toure bu dilencilere gereken cevabı sahada verdi de timeline'ınımız nefes alma şansı buldu.

Dilenciliğin zirve yaptığı Liverpool takımından 5 İngiliz DK kadrosunda kendine yer buldu. 2010 Tottenham ile birlikte kadroya en çok oyuncu veren takım oldular. Johnson, Gerrard, Henderson, Sterling ve Sturridge. Şu isimlerden 100 gollü bi' sezon ve kılpayı kaçan bi' şampiyonluk beklemek sadece kendi kendini kandıran Liverpool taraftarının yapacağı işti. O da geldi bu seneyi buldu diye düşünüyorum. Premier lig furyasında İngiliz oyunculardan Gerrard, Sturridge, Sterling, Cahill, Jagielka, Shaw gibilerin başı çekmesi son yılların en iddiasız takımı olarak kupaya gelen İngiliz milli takımını iddialı hale getirdi mi, tabi ki hayır.

Zamanında Beckham-Gerrard-Lampard-Joe Cole orta sahasının tabiri caizse sıçıp sıvadığı günleri izledikten sonra Sturridge, Shaw, Lambert, Lallana falan kimse kendi kendini gaza getirmesin. Artık İngiltere turnuvada gizli gizli desteklenen 2. ülke konumuna düşmüştür. Doya doya kazanıp kaybetmelerini izleyebilirsiniz.


Peki bu kinder sürpriz yumurtacısı kıvamına gelen İngilizler nereye kadar gidebilir ona bi' bakalım.

Yan yana yazdığımız zaman oha lan şu kadroya bak diyebileceğimiz isimler yok. Zaten ingiltere için bu çok da gerekli değil. Daha önce vardı da ne oldu diye sorarlar adama. Şu anki İngiltere, Liverpool kıvamında ama Liverpool'un 1-2 takviye ile level atlatılmış hali gibi denilebilir.

Muhtemel 11 üzerinden yürüyelim.

Joe Hart - Johnson, Cahill, Jagielka, Baines - Gerrard - Milner, Barkley, Welbeck - Rooney, Sturridge

Benim fikrim bu şekilde 4-1-3-2. Liverpool diye lafa girdik baklavayı biraz bozduk ama yine de kadayıfa kadar gitmedik dilber dudağı kıvamında bıraktık.

Ama Hodgson'ın İtalya, Uruguay ve Kosta Rika deyip geçme grubunda benim yazdığımın 11'i çıkarmayacağı aşikar. Dolayısıyla baklavayı bozmadan aşağıdaki gibi yaparlar 4-1-2-1-2

Joe Hart - Johnson, Cahill, Jagielka, Baines- Gerrard - Henderson, Wilshere - Sterling - Sturridge, Rooney

Baklava olacaksa Henderson yerine Barkley, Sterling yerine Lallana olmasını isterim ki doğrusu da öyle olur. Baklavaya uyum açısından Henderson'u çıkarmak mantıklı görünmeyebilir ama burası milli takım, hem de İngiliz milli takımı..Uyumsuzluğu dünyaya getiren 3 kişilik ekipten 2'si İngiliz diyorlar!

Kadro bi' şekilde belirlenecek ama İngilizler nereye kadar gidebilir o konu pek içi açıcı durmuyor. Çünkü Uruguay ve İtalya şu anda İngiltere karşısında daha derli toplu ve favori görünüyor. Kosta Rika'yı da yabana atmamak gerek, sonuçta DK oynuyorsun kapanırsın 1 gol atar üstüne yatarsın, ama yatmayı bilirsen. İngilizler için belirleyici unsur ilk oynayacakları İtalya maçı olacak. Bu maçtan puan çıkaramazlarsa ki ben öyle düşünüyorum, gruptan çıkamazlar. Ama alınacak 1 puan bile moral motivasyon ve takım birlikteliğini artıracağı için kesin çıkmalarını sağlar diye düşünüyorum. O puan o kadar önemli ki 2. maçta Uruguaya karşı ailecek hücum etmelerine bile gerek kalmayacak.

İlk defa DK oynayacak olanların heyecanının takıma pozitif etki yapmasını bekliyorum. Bu durum özellikle ultra tecrübeli Godin, Lugano, Muslera, Cavani, Suarez, Forlan, Rios, Fucile gibi adamları olan Uruguay karşısında ekstra etki gösterebilir. Çünkü DK oynama fırsatı herkese nasip olmaz. Nasip kelimesinin ne kadar farkında ingilizler onu bilmiyorum ama koskoca La Liga şampiyonunun 10 numarası bile şu yaşına geldi daha DK yüzü göremedi onu da yabana atmamak lazım.

Cahill, Jagielka, Baines, Henderson, Sterling, Sturridge, Shaw, Lallana vs. tamamı ilk defa DK oynayacaklar ve bu tarihi fırsatı kaçırmak istemeyecek üst düzey yıldız olması beklenen isimler. Belki İngilizler favori değil, belki beklenti çok düşük ama kadroda ki adamlar hiç de yabana atılacak isimler değil.

Gruptan çıkarsa nerede nefessiz kalırlar? Bu grup sıralamasına göre değişecek bi' durum. C grubu ile çapraza girecekler. Kolombiya ve Fildişi gelecek muhtemelen tam dişlerine göre rakipler. Ama çeyrek finalde İspanya ya da Brezilya görünüyor orası kara delik.

Son olarak 10 kişiden 8'inin Belçika'yı pohpohladığını bi' ortamda kalan 2 kişiden biri olarak İngilizleri destekliyorum. Biri sürpriz yapacaksa Belçika'dan önce İngiltere yapar arkadaş! 

15 Mart 2014 Cumartesi

Londra'da Sezon Finali Mİ ?


Mancini'nin ayağının tozu ile ilk maçına italya da Juventus'a karşı çıkıp aldığı 1 puan, sezonun bugünlerine ait hedefleri değiştirdi. Çünkü Terim'in gitmesiyle kaos ortamına giren takımın hemen toparlanıp 3 kulvar da Mart ayını görmesi çok kolay bi' şey değildi. Mancini, İtalya'dan getirdiği 1 puanın yanına hava şartlarının da "yürü ya kulum" demesi ile Arena da ki Juventus galibiyetini de koyarak takımın Mart ayına kadar hem ligde hem de Avrupa hedefinden uzaklaşmamasını sağladı.

Halbuki Torino'dan mağlubiyet ile dönülse içeride ki Kopenhag maçı bile o günkü kadar kolay geçmeyecekti. Son hafta Juventus'u yenmek bile yetmeyecekti. Ama o puan Arena da kar yağmasını bile sağladı ve avrupa da tur atlamanın verdiği gaz ile takım lige tutunmayı da başardı.

Ligde liderin 7 puan gerisinde olsa da kağıt üstünde avantajlı görünen fikstür ve avrupa macerasının devam etmesi Mancini'nin takıma direk müdahale etmesini engelledi. Çünkü bu ortamda radikal değişiklikler yapmak faydadan çok zarar getirebilirdi. O da Alex Telles hamlesi dışında keskin bi' hamle yapmadı.

Kağıt üstünde gerçekten avantajlı görünen takım deplasmanlarda 2 şer 2 şer toplamda 8 puan bırakınca avantaj falan kalmadı. Bu arada içeride Chelsea ile de 1-1 berabere kalınca tüm hesaplar alt üst oldu. Hesaba göre Chelsea ye kadar kayıpsız geçilecek ya da 3 puandan fazla bırakılmayacak, Chelsea öncesi ve sonrası oynanacak maçlar ligi belirleyecekti. Chelsea içinse içeride gerekirse gol yemeden beraberlik iyi diye muhabbetler çevriliyordu.

N'oldu? Doldu hocam doldu!

Bugün gerçekçi tek hedef kaldı o da şampiyonlar liginde çeyrek finale kalabilmek ve devamında ManUTD-Oly eşleşmesinden gelecek takımı kurada çekebilmek. Londra da galibiyet ya da gollü beraberlik gerekiyor. Ama içimden geçen penaltılar ve tabi ki Muslera'nın verdiği güven. İlk maçın 2. yarısındaki tek kale geçen oyundan sonra ister istemez ümitlenmedik değil ama rakip Chelsea ve menajeri Mourinho.

Karabük de 0-0 devam eden maçta 85'te oyundan çıkan Drogba'nın ruh hali nasıldır bilmiyorum. Hele ki bu sezon ki performansından sonra hiç umudumuz yok gibi ama rakip eski takımı olunca "lan belki" demeden geçemiyorum. Ayrıca Melo'nun da ilk maçta ki tabiri caizse rakibi ısıran, sazı eline alan oyunu da Ramires-Willian orta sahası karşısında "neden olmasın" dedirtiyor.

Maçın kilit oyuncusu kesinlikle Selçuk İnan olacaktır. Bu sezon Mustafa Sarp misali resitaller sunan sözde maestro, Londra da yine kayıp aranıyor kıvamında oynarsa orada kalsın gelmesin. Selçuk Salı günü Melo'ya oyun anlamında katılıp o seviyeye çıkarsa gollü beraberliğe gerek kalmadan galibiyet ve tur ile dönmek mümkün. Tabi bunları Mancini'nin kadro bakımından sürpriz yapmayacağını düşünerek yazdım.

Yani şu;

Muslera - Ebüe, Çedju, Semih, Teyyes - Yekta - Melo, İnan - Sneij - Burak, Drogba

Bu 11 bence 4-1-2-1-2 oynamalı geçen sene ki Schalke deplasmanı gibi anladın sen onu.

Peki Londra'dan handikaplı Chelsea galibiyeti yani tur kaybedilerek dönülürse n'olur?
Ligi zaten bi' türlü avucunun içine alamamış ve deplasmanda gol atmakta bile zorlanan takım avrupa hedefini de kaybedince Nisan gelmeden tatile çıkar. İçeride yine bilindik bol gollü galibiyetler alınabilir. Tek hedef Fenerbahçe maçı ve o maçta alınacak galibiyet olur. Yani sezon 25 Mart Salı akşamı Londra da finalini yapıp gelecek sezonun ilk bölümü için çekim hazırlıklarına başlanır.

Artık Eboue den mi başlar, Selçuk-Burak ikilisine mi girer, stoper için aday adaylarından yönetime vereceğe adaya mı geçer, golcü gibi bi' golcü işine mi girişir bilemem ama Mancini'nin işi pek kolay değil. Hele bi' de 5+3 gibi saçma sapan bi' yabancı kısıtlamasının olacağı yerde, ooohohohohohoho...

4 Mart 2014 Salı

Hırsız Var!

Bi' hırsız furyasıdır gidiyor ya, hadi bakalım. Ortalık hırsız kaynıyor. Ama hırsız damgasının vurulacağı kişiler, kurumlar vs.ler pek doğru seçilmiyor gibi.
Gibisi fazla, seçilmiyor işte. 

Arif Erdem'i herkes İnönü de ki İstanbulspor maçında 90+6 da kendini yere atarak kazandırdığı penaltı ile hatırlar. Malum maçı Galatasaray 3-2 kazanarak 4 yıllık serinin başlangıcını yapmış UEFA kupasına kadar olan efsane yol açılmıştır.

O yıllarda herkes Arif için "hep atıyor kendini", "bak yine attı kendini", "kim o yere düşen, kesin Arif'tir ha", "atma Arif din kardeşiyiz" vs. hep böyle esprili ara sıra sert ifadelerinde olduğu yaklaşımlar olmuştur. 

Futbolun doğasında vardır zaten yıldız oyuncular, ratingi yüksek takımlarda hakemlerin yaşadığı baskıdan hep faydalanmışlardır. En ufak darbede kendini yere bırakıp faul alan penaltı alan ilk insan değildir Arif Erdem. Aynı zamanda sonuncusu da Burak Yılmaz olmayacaktır. 

Yine ne tesadüftür ki İnönü de Burak Yılmaz Beşiktaş maçında bu şekilde bi' penaltı almış ve çok büyük tartışmalara yol açmıştır. Devamında ne bokumu yemek için maç izlediğini bilinmeyen bazı insanların gazlamaları nedeniyle "emek hırsızı" "hırsız" bilmem ne diyerek Burak Yılmaz'ın üstüne gidilmeye hatta işin rengini değişmeye başladığı görülmüştür.

Son olarak da Başçalan'ın memleketine deplasmana giden Gaassaray maçın sonlarına doğru Burak için tribünlerin hırsız tepkisi ile karşılaşmış ve gazı kaçmış insana benzemedik bi' hayvan oğlu hayvanın çakı atması ile Burak Yılmaz'ın ucuz kurtulduğu bi' olay meydana gelmiştir.

Şimdi soruyorum. Burak Yılmaz sizin dediğiniz gibi hırsız ise, Emre Belözoğlu nedir? Bak bu karşılaştırma sizin Burak için yaptığınız "ucuz" hırsız edebiyatınıza yanıt vermek için en anlaşılır yol. Ama biz buradan girmeyeceğiz. Sadece bunun da bi' yol olduğunu ama yanlışa yanlış ile gidip işleri bombok etmenin fayda etmeyeceğini göstermek için yazdım.

Buna cevap vermenin tek yolu ve bence de en doğru yolu şimdi gideceğimiz yol.
 
Madem siz bu kadar emeği, hakkı, adaleti, alın terini savunan delikanlılarsınız. 
Madem siz haksızlığa karşı tek yürek olmak ve böylelerini ifşa etmek, al aşağı etmek istiyorsunuz.
Helal olsun size kesinlikle doğru yoldasınız ki haklısınız da.

Ama bu kadar delikanlıysanız önce Başçalan hemşehrinize hırsız diye bağırın. Onu ifşa edin, al aşağı edin, yetimin garibin emeklinin köylünün çiftçinin hakkını isteyin, hırsız diye haykırın. It's ok?

Sonra Başçalan ve yanındakilerden sıra gelirse, Burak Yılmaz için "hırsız" diye sizden önce biz bağırırız, hiç sorun değil!

Hadi bakalım, yiyorsa!

Rizesin, Rizesporsun lan altı üstü, uğraştığın camia koskoca Galatasaray.
Alkollüsün sanırım, başka açıklaması olamaz.

16 Şubat 2014 Pazar

Şampiyonlar Ligi 2. Tur 1. Hafta

         2001 de Şampiyonluğu Sonuna Kadar Hak Eden Takımın Kalecisi, Santiago Canizares!

Bu ligin bambaşka bi' lig olduğunu son örneğini geçen sene finale giden yolda alınan skorlara göre bakarak anlayabiliriz. Mesela içeride 1-1 biten Schalke maçından sonra Almanya'dan hak edilmiş 3-2'lik tur ile dönen Galatasaray ve yine devamında 3-0'ın rövanşından Arena'da 10 dakika da skoru 3-1 getirdikten sonra akıllara kazınan "yoksa Real Madrid'e 5 mi atacağız lan" sorusu..

Tabi bu bizim burada yaşadıklarımızdan ibaret olanlar. Bi' de Dortmund efsanesi oldu geçen sene, belki de çoğu kişinin gönlünün şampiyonuydu, Real Madrid'e ilk maçta 4 tane sallamaları ve 2. maçın son 10 dakikasında altıpasta yaşanan karambollere rağmen finale uzanan yol. Ama finalde rakip Bayern olunca işler değişti. Bayern'in yaptığı da tırı vırı bi' şey değildi hani. Tarihin efsane takımı olarak anılacak Barcelona'yı iki maçta toplamda 7-0 ile ezerek geçmeleri hele hele Camp Nou da ki 0-3'lük maç. Şampiyonlar Ligi başka bi' sahne, müziği desen öyle enteresan.

İşte bu değişik arenanın en heyecanlı anlarının başladığı 2.tur ilk maçlarının 1. bölümüyle kapıları açıyoruz.

Bayer-Paris
Arapsporun dünya futboluna armağan ettiği yıldızlar karması takımlardan biri olan PSG belki de bu sezonun gizli favorisi dersek yanlış olmaz. Yıldızlar karmasından Zlatan gibi de bi' insan üstü yetenekleri olan biri olunca bu takımdan gizli favori demek bile yanlış olabilir. Ama Parisliler şu an için gizli favori olmaktan memnundurlar. Çünkü Bayern, Barcelona, Real Madrid gibi favorilerin yanında sivrilip dikkat çekmek istemeyeceklerdir ki buna uygun olarak kurada Leverkusen'i çekerek sinsice çeyrek finale kapağı atacaklar. Leverkusen sürpriz yapabilir mi? Dün Schalkeye yenilip beni tek maçtan yatıran takıma beter olsun başka da bi' şey demiyorum. Şaka bi' yana Leverkusen Alman takımı olmasa şu turun en tırı vırı takımı olurdu ama Bundesliga'nın yükselen değeri oradan çıkan her takımı dikkate almaya yetiyor.

Milan-Atletico
Bologna maçından sonra dedim ki bu turun anahtarı Balotelli'nin iki dudağının arasında arkadaş. Adam tam bi' çılgın dayılar. Akepe ampulünü patlatırcasına vurulup tavandaki örümcek ağını alana bi' golden sonra Thierry Henry tadında Ergün Pembe ayarından bi' soğukkanlılıkla santraya doğru dönüp gitmek herkese nasip olmaz. Her şey Balotelli ile olmaz tabi. Milan kağıt üstünde bu turda en şanslı kurayı çekmiş gibi görünebilir ama Atletico karşısında Milan'ın şansı zordan da öte. İşte şampiyonlar ligi burada başlıyor. Şansı olmayanların kendi şansını yarattığı düşler tiyatrosu. Ama fark etmez, Villa atar Atletico alır. Costa'yı hiç söylemiyorum. Ama Balotelli ? Milan'ın dağınıklığı karşısında (yıllardır kullanmak istediğim kelime) Atletico'nun kompakt yapısı yan yana koyunca düşler tiyatrosundan çıkıp gerçek dünyaya girmemize neden oluyor. Anladın sen onu.

Arsenal-Münih
Almanlar için hep "panzer" benzetmesi yapılır ya işte o benzetme bugün tam anlamıyla yerini bulmuş durumda. Bayern takımı geçen sene 7-0'lık Barcelona darbesinden sonra Dortmund'u da tabiri caizse al aşağı ederek hak edilmiş bi' zafere imza attı. Yetmedi bu kadroya Götze geldi o da yetmedi Guardiola gibi dahiyane olduğunu dünya da kabul edilmiş bi' teknik adamı beyin takımının başına getirdi. Premier Lig'in en iyi en kaliteli lig olma ünvanını aldı alacak dediğimiz Bundesliga 21 maçta 19 galibiyet ile zirvede yer alan, aynı şekilde CL de tek rakibi olan ManCity'i zorlanmadan geçen bi' Alman panzeri var. Guardiola 4-1-4-1 gibi gözüken ama saha içinde rakibin başını döndüren bi' oyun anlayışı ile oynatıyor. Mesela Lahm'ın savunma önünde ki hiç kimse tarafından fark edilememiş özelliğini ortaya çıkarmış olması bile kendisinin ne kadar özel biri olduğunu gösteriyor. Bütün övgülere, kaliteye, farklılığa Arsene Wenger nasıl yanıt verecek? Sezona son dakikada gelen flaş gibi flaş olan Mesut transferi ile beklenenin üstünde bi' başlangıç yapmış ve oyun olarak şampiyonlar seviyesine gelmeye başlamıştı. CM, FM gibi oyunlarda genç oyunculara şans vererek başarı arayan herkes gibi Arsenal'in bu başarısı hepimizi sevindirmişti ama 1 aydır devam eden kötü oyun hem de "EsasAlmanPanzeri" öncesinde tur şansını iyiden iyi mucizelere bıraktı. Bayern'in makine düzenine çomak sokmak için arka tarafı kollamak gerekli o da Arsenal için en zayıf oldukları nokta.

City-Barca
Bu senenin CL finali olsa. Kimsenin gıkı çıkmaz. Arada 3-5 alman kırmasının çatlak sesi gelir onu da Messi bakkala gönderir. Öyle müthiş bi' eşleşme ki nasıl CL finali olsa kimse itiraz etmiyorsa, turu kim geçerse geçsin aynı şekilde tepki olmaz. City arapspor himayesine girdiği günlerden bugüne bu sene oynadığı oyun ile artık büyük takım olduğunun güvenini herkese kabul ettirmiş durumda. Son günlerde biraz Chelsea fırtınası esiyor gibi gözükse de yok öyle bi' şey. Şu sezonda şöyle bi' maçta Agüero'nun bu sezon ki nefis performansını da üstüne koyduğumuzda sakatlığı nedeniyle oynamayacak olması City için fena, Barca için müthiş bi' avantaj. Agüero'nun çabukluğunun Pique-Mascherona karşısındaki eksikliği Barcelona savunması için bulunmaz nimet. Tahmini City yarı alanında geçmesi beklenen maçlarda kontrataklarda Navas'ın koşularına diğer taraftan tamamlaması beklenen adam Agüero iken, olmaması ?? Koskoca CityBarca eşleşmesini Agüero üzerinden döndürmek, City'nin tüm gücünü Agüero'ya bağlamak Yaya Toure gibi dünyanın en iyi 5 oyuncusundan birine terbiyesizlik yapmaktan başka bi' şey değil. Barca tarafından rakibin kim olduğunu pek fark etmiyor. Adamlar biz oynarız, illa ki golü atarız diye düşünüyorlar. İşte bu noktada savunmayı pas geçince zayıf noktaları ortaya çıkıyor. Geçen sene ki Bayern hezimetinden sonra herkes artık şifrenin çözüldüğünü ve oyunun bittiği düşünmeye başladı. Bu Barcelona için avantaj. Çünkü Messi'nin 2 sene üst üste kaybetmeye tahammülü yok. Hele ki dünya kupası öncesi hiç yok. Yaya Toure özelinde kendini ispat çabasına girmezse fark yaratabileceği maçlar olacak. Messi'nin durumu turu belirler, tabi ki kağıt üzerinde bu sene kayıp olan Andres İniesta.

Şampiyonlar Ligi'nin ne demek olduğunu sizden öğrenecek değiliz ama öğretecek de değiliz!