27 Nisan 2015 Pazartesi

HmzHmzgluHocam

Yazmıyorum, çünkü vakit yok yazamıyorum. Yoksa döşerim hiç affetmem bilirsin. Ağzıma geleni yazım kuralları çerçevesinde devrik devrik de olsa yazmayı severim. Klavyem iyidir, klavye delikanlılığım dillere destandır. Bi' şey yazılacaksa ya da saçmalanacaksa ben yazarım saçmalarım, sıkıntı yok.

Vakit olmadığı için yazmadık etmedik ama HH hocam bugün ve geçtiğimiz 5-6 hafta boyunca yaptıkları ile sabır taşını kırmak için elinden geleni yapıyor sağolsun. Ve hal böyle olunca insan 5 dakika beştaş kıvamında tuşlara vurup geçiyor, buyrun.
                                                           

HH hocam neyin peşinde, kafasını karıştıran birileri mi var belli değil ama bazen çiçek gibi 11'ler yaparken bazen boka saran 11'ler ve oyuncu değişiklikleri ile çileden çıkartmak için sabır denemesi yapıyor.

Tamam kendisinde her maç Olcan'a minimum 60 dk dayanacak sabır olabilir ama 2015'in Ali Sami Yen'inde o sabır kimsede yok be hocam. Bak şimdi gördüm, Olcan ile rakibi yormak diye plandan bahsetmişsin. Yapma hocam adamda ki vücut almış başının Süper Amatör lige doğru gidiyor, ne yorması allasen. Olcan ile yapabileceğin tek şey 1 kişi eksik oynamak, Kasımpaşa maçından nasıl ders çıkarmazsın?

2. yarı başından beri beni bile-ben kimsem amk-utandıran performans sergileyen Yasin'in bu hafta yedek kalmasının, hadi onu aldın kenara yerine Olcan'ı oynatmanın Bruma'yı iki çapulcunun ıslığına kötü tezahüratına satmanın sebebini nasıl açıklarsın?

Dk 54. kenara Bruma diyorsun, ağzından bal gibi dökülüyor harf harf hece hece. Brumaaaaaaaaa.....!!!

Ama taraftar 57-58 gibi "Yasinn....Yasinnn..." diye yırtınınca hop dönüyorsun gel Yasin bekle Bruma.

Tamam Yasin etkili oldu, olmadı demiyorum. Zaten Olcan'ın yerine şu 2 yıldır topa vurmamış halimle ben girsem zekamla döverim Olcan'ı orası ayrı konu.

Ama hep bi' yönlendirme, etkilenme, kendi kararlarını uygulamakta çekingenlik, rest-full as-gördüm diyememe durumları, n'oluyor hocam bi' silkelen kendine gel.

Mesela benzer durum, rakibe göre kadro çıkarma konusunda da yaşanıyor. Bursa ile oynuyorsun, Şenol hocam takır takır oynayacak kadro yapmış ailece saldırıyor, sen Bursa oyuncularına önlem olsun diye önceki hafta kazanan takımı bozuyorsun yapma bunu yav.

Gaassaray teknik direktörü rakibe göre kadro çıkarmaz arkadaş, konu kilit.

grandepuntofatihterimi çok sevmeyiz etmeyiz ama içeride dışarıda Real Madrid'e karşı 4-3-1-2 yapmışlığı varken de saygı duymamak elde değil..

Drogba-Burak ikilisi var, arkalarında Sneijder, ailece hücum..

Neyse konu sapıttı.

Hoca bugün yırtmıştır. Ama bu hareketler mayıs ayında seçimde aday olacağını ve HH ile devam edeceğini açıklayan tüm başkan adaylarının içine kurt düşürmüştür, net.

Yani ben olsam, hop noluyo HH derdim yani..

Kalan 6 maçta laga luga yapmadan ailece saldırıp rakipleri tempo ile yıkmak için hocaya önerim.

Tam Melo cezalı, Hamit sakatken Akhisar deplasmanına başlanacak diziliş ve oyuncu seçimleri 4-1-4-1

Mus - Sab, Çed, Balt, Tell - Selçuk - Bru,Emre ; Sneij,Yasin - Burak

İlk bakışta tek ön orta saha Selçuk yalnız gibi gözükse de rakip yarı alanda oynayacak bi' Gaassaray takımı için pas oyununda Selçuk-Emre-Sneijder 3lüsü ile bu yalnızlık giderilir ve skora gidilebilir.

Ayrıca Emre ve Sneijder ters taraftan şut tehdidi de rakibi çözmede yardımcı olur, bak gör.

Sneijder nasıl sola yakın oynayıp Yasin'in performansını yukarı çektiyse, Emre Çolak da sağ kanada yakın oynayıp Bruma için araya ince dokunuşlar yapıp çocuğun parlamasına yardımcı olabilir. Bu şekilde ön tarafta tek devrede yapılacak tempolu oyun ve baskı, kalan 6 maçta direnç kırmaya yeterli olur.

Belki bu diziliş tutmaz savunma önü eksik kalabilir ama en azından bi' 45 dakika denenmeli çünkü bu tempoya, coşkuya, hücuma alışığız zor gelmez bize aslan parçaları..

Dur daha yayınlamadan edit geldi. Romantik arkadaşlar, Emre-Selçuk çok yumuşak olur orta saha dediler.
Selçuk-Melo ya da Selçuk-Hamit sert olunca n'oluyo 10 haftadır verdiğimiz pozisyonun yediğimiz golün haddi hesabını biraz tutarlı atalım, lütfen saat 04:32

14 Mart 2015 Cumartesi

Hollanda'yı Yenip de Gelelim


2016 Avrupa Şampiyonası elemeleri grup maçlarına 4 aylık aradan sonra geri dönüyoruz. Saçımızı başımızı yolup, şöyle olmalı böyle olmalı, bu oynamalı, bunun ne işi var, böyle olur mu, şöyle olmaz mı söylemlerinin tam zamanı. Bu fırsat kaçmaz. Türk milli takımı 28 Mart'ta Hollanda ile oynuyor. Yenersek ki neden olmasın, çok fena havalara gireriz, havamızdan geçilmez ama yenilirsek ki bu da epey mümkün, kazan kaynar federasyon cayır cayır yanar, Beyaz Futbol o akşam kaçmaz, kaçıran pişman olur.

Öncelikle aklımdayken ince bi' detay var, Arda Turan Kazakistan maçının 90. dakikasında gördüğü sarı kart nedeniyle cezalı duruma düştüğü için bu maçta oynamayacak. Belki de bu maçı bu yüzden kazanacağız ama kazanırsak da en büyük yıldızımız yok deyip işin içinden çıkmak gibi yollara da başvurmak genlerimizde var.

Kazakistan ve Brezilya'ya verdiğimiz antrenman maçının aday kadrosuna çağrılan oyunculara bakıyorum. Tarık Çamdal, İsmail Köybaşı, Hamit Altıntop, Bilal Kısa, Adem Büyük, Mevlüt Erdinç ve Mustafa Pektemek bu maçta kadroda olmazlar diye düşünüyorum, bi' zahmet sayın futbol direktörümüz. Ama yine Hamit Altıntop yine Mevlüt Erdinç ve yetmezmiş gibi Emre Belözoğlu, Syntax Error!

Artık kadro konusunda ki kaosları aşıp saha içindeki taktik tartışmalarını yapan ülke olabildiğimiz gün, galiba öyle bi' gün olmayacak. Cümleyi yazarken bile inanamıyor insan sonra nasıl tamamlasın, tey tey tey...

Hakan Çalhanoğlu, Ömer Toprak, Gökhan Töre davasında duruşma gününü bilen var mı?
Böyle söyleyince şaşırıyorsunuz ama Türk televizyonlarını izleyince bu 3lüyü tanımayanlar kan davası var sanıyor. Alman vatandaşlığını seçse, Alman milli takımında 11 başlaması için herşeyin müsait olduğu bi' çocuğu saçma sapan nedenlerle kadroya almıyoruz. Sonra da Mesut bi' yerleştirince, olsun ya çocuk sevinmedi gole deyip kendimizi avutuyoruz.
Neyse ki bize Letonya, Çek Cum. ve İzlanda maçlarında puan kaybına neden olduğuna inandığım kaos ortamını geride bıraktık ve küskün olduğu iddia edilen isimleri bir araya getirdik. 

Çalhanoğlu, Arda Turan, Alper Potuk, Burak Yılmaz bi' anda aklıma gelen hücum hattı. Tek basar, çift osurur, osurtur öyle can alıcı bi' birliktelik. Bu 4lüye sızması muhtemel Gökhan Töre ve Volkan Şen gibi 2 patlayıcı güçte iştah açıcı. Elimizde ki malzemeler fena değil hatta üstüne gidersek rakipleri kesekağıdına bile koyarız ama bizim işimiz başka kafamız başka alemlerdeyiz panpa.

Hollanda'yı yenmek bugün büyük başlar içinde en kolay olanı. Çünkü Robben dışında kimle meşgul olunabilir sorusuna net bi' yanıtları yok. Sneijder, Van Persie, Huntelaar, Depay mepay yani dıdısının dıdısı. Burada iş Caner Erkin'in kariyerinde zirve yaptığı vitrin de parladığı maçlardan biri olma durumuyla doğru orantılı. Caner öyle bi' top oynamalı ki hele önünde Alper de olursa çok ciddi tehlikeli olabilirler, olurlar, olmalılar.
Robben'in sakatlığı var, oynayıp oynamayacağı meçhul, Van Persie oynamıyor, Sneijder var, formda Bas Dost var tarihin en zayıf Hollandası olabilir. Bulmuşken çakıp geçmek lazım.

Grubumuzda Çekler 12 puanla lider, İzlanda 9, Hollanda 6 puan ile ilk 3 sırayı oluşturuyor. Bizim de çiçek gibi 4 puanımız var.

Sıradaki maçlarda İzlanda, Kazakistana gidiyor; Çekler içeride Letonyayı alıyor. Yani Çekler yenerse direk Paris biletini alıp gidecek. İzlanda için Kazakistan zor deplasman gözükse de İzlanda takımı kazanamazsa sürpriz olur. Sonuçta 15 ve 12 puan ile ilk 2 sırayı parselleyecekler.

Biz Hollanda'ya kaybettiğimiz an Amsterdam'dan annemizin kucağına düşüyoruz, 3 puan çıkarabilirsek ki bu gayette mümkün, o zaman 7 puan yapıp 5 maç kala herkes ayağını denk alsın diye mesajı veriyoruz. Çünkü devamında Haziran fikstüründe biz Kazaklarla oynarken İzlanda içeride Çekleri ağırlıyor.

Belki milli takımı sevmiyoruz, hatta yenildiğinde umursamıyoruz, hatta ve hatta maçı mı var onu bile bilmiyoruz, sevmediğimiz bazı oyuncular var, hatta Fatih Terimi sevmiyoruz, Yıldırım Demirörenden tiksiniyoruz, hükümete ayar oluyoruz, doğuştan muhalefetiz vs. herşey olabilir. Ama 2016 Haziranı gelince milli takımı orada göremeyince insan diyor ki "ulan biz olsak şöyle olurdu böyle olurdu, ahlar vahlar" o yüzden olaylara karışmadan tatava yapmadan Hollanda'yı yenip kendimizi şaşırtalım.

442 - Harun; Gökhan, Ömer, Serdar, Caner; OzanTufan, Selçuk, Töre, Alper; Çalhanoğlu, Burak

7 Mart 2015 Cumartesi

Kadıköy'de Ilımlı Derbi

Uzun süredir zirvede 3 takımın peşpeşe olduğu bi' şampiyonluk yarışı izlememiştik. Genelde bu 3'lüden birisi erkenden zirve yarışından kopar ve kaos ortamında ligin bitmesini beklerdi. Bugün 12 hafta var ama ne kimse kimseyi bırakıyor kopup gitsin, ne de kendi kopuyor düşüp gitsin. İnatla, ite kaka, öyle böyle derken tahminim 30. haftayı görmesi muhtemel bi' yarış olacak. 

Lider Gaassaray ile 4 puan farkla 3.sıradaki Fenerin 4. yıldız yolundaki kritik maçı için sessiz bi' bekleyiş var. Eskisi gibi abidik gubidik ortam geren, gaz veren açıklamalar yok. Aziz Yıldırım 2 kelime laf etmedi maç ile ilgili ki etse bile karşı tarafta ona cevap verecek tarzda biri yok. Dün İsmail Kartal'ın “rakibin bacakları titreyecek” açıklaması var o da İsmail Kartal olduğu için dikkate alınmadı. Tarihin en ılık 3 derbisinden biri bu maç olabilir. 


Hamza Hamzaoğlu ve İsmail Kartal'ın varlığı kin ve nefretin inkar edildiği ama saha içinde zirve yaptığı bi' derbinin havasını oda sıcaklığına ve 1 atm basınca düşürmeye yetiyor. Bi' miktar da yönetici tafyasının kafa yapısı da önemli. Ha, Aziz Başgan Mahmut Uslu gibi isimler var ama karşıda o toplara girecek kişiler olmadığı için onlarda bulaşmıyorlar. Çok enteresandır herkes işinde gücünde la. 

Saha dışında ki sessiz sakin havayı bırakıp gerçek duyguların dile getirileceği saha içine doğru dalalım.

Sezon başından beri Trabzon maçında dışında 15-20 bin civarı doluluk oranında seyreden Kadıköyde 50bin bilet tükenmiş durumda. Çünkü Fenerliler maçın öneminin farkında. “Yoksa” diyorlar, çünkü biliyorlar bu saatten sonra Ahmet Çakar ile dönüşü olmayan yola girebilirler. 

Saha içine girince ister istemez, oda sıcaklığı atmosfer her şey herkes değişiyor. Ama maçı gerebilecek adamlardan Melo'nun olmaması Fenerin dezavantajı. Çünkü Cüneyt Çakır maç içinde Emre, Volkan gibi isimlerle kendini kaybedebilecek birine kırmızı vermekten hiç çekinmeyecektir. Bu noktada Melo yerine Hamit'in oynaması maçın tansiyonu açısından olumlu, Fenerin gergin ortamda tribünle baskı kurması açısından olumsuz, Gaassarayın top oynama alışkanlığı ve oyun için gerginlikten maçı kaybetme riski açısında olumlu.

Fenerde Emre oynar mı bilmiyorum. Top oynamak için sahaya çıkarsa ki karşısında Hamit ve Selçuk var didişme yaşayacağını sanmıyorum. Bu yüzden Fener için önemli bi karar ve avantaj yaratabilir. İsmail Kartal'ın takımının geride olduğu Akhisar maçında bile Diego'yu almayıp Selçuk Şahin ile devam etmesi için kimse çıkıp da yabancı sınırı falan diye tatava yapmasın. Yarın fener yarıştan düşerse bu Diego çok kelle alır herkes biliyor ama kimse çaktırmıyor. Emre, Topal, Diego 3lüsü ideal bi' kurgu. Ama yabancı sınırını düşününce Alves, Kuyt, Emenike, Sow'u yazınca 1 hakkı kalıyor ve hocanın kafa karışıyor. Hem rakibin ayakları titreyecek diyorsun hem de Diegoyu yanında oturtuyorsun, olmaz öyle. Bu lafın karşılığı böyle olmamalı. Gaassaraya kalırsa Diego'nun oynamaması daha iyi. Çünkü derinde onu karşılayacak ona alan markajı yapacak bi' çapası yok GS'nin. Emre, Meireles, Topal gelsinler, diyordur Hamzahocam. 

Hücumda yaşadığı golcü, gol atamama sorunu için kesinlikle Emenike sol kanatta Sabri karşısında oynamasından yanayım. Sağda Kuyt, ortada Sow olmalı. Çünkü bu derbide hem de bu kritik puan farkının açılma döneminde kaçırılan goller başka kaçan gollere benzemez. 
Bu sezon ilk defa 50bin kişiye oynayacak FB'nin maça nasıl başlayacağı da önemli. Deli gibi önde basıp, klasik 20 dakikada biten GS derbisi mi yapmayı deneyecekler, yoksa “top bizde dursun pas yapalım golü bi' şekilde atarız yeter ki kontrolü vermeyelim” mi diyecekler? 
İsmail Kartal için sezonun sınavı olacak. Kaybederse ki sonunda 4. Yıldız olan bi’ yoldayız, kapanmaz yaralar açılır, Aziz Başgan affetmez. 



















Gaassaray cephesinde Hamzahocamın gelişiyle yakalanan istikrarlı ve ılık bi' hava var. Ancak Kadıköy deplasmanı bugüne kadar oynadığı maçların dışında benzeri olmayan bi' tecrübe olacak. Bu nedenle kadro seçiminde teredütte olduğu mevkiler için seçim yaparken her zaman düşündüğünden farklı şeyler ortaya koymalı. Melonun yokluğunu oyun anlamında arayabilir ama yüksek tansiyonun takım oyununu düşürme ihtimali açısından böylesi daha iyi olabilir. Zaten Hamit'in geçen hafta Bayern Münih günlerinden kalma bi' performans sergilemesi bu hafta ki maç için Melonun yokluğunu dillendirmeyi gerektirmedi.

3-4 maçtır 11'de şans bulan halı saha topçusu olmaktan öteye gidemeyecek bi' adam olan Yasin Öztekin, Kadıköy de sahaya çıkarsa yapacağı tek şey var maçı kazandırmak. Onun dışında sahaya hiç çıkmasın, aksi bi' sonuçta halı sahalara sert bi dönüş yapabilir. Benim görüşüm, Kadıköyde sol tarafta Balta ve Olcan'ın arkalı önlü oynaması. Hatta Olcan-Sneijder bile solda olabilir ki bu durumda çift forvet yapıp Umut'u önde Burak Yılmazı arkada daha verimli kullanmak da mümkün kılınabilir. Hatta Olcan-EmreÇolak bile olur, topa sahip olma pas yapma açısından da avantaj getirir. Yani Yasin Öztekin Gaassaray topçusu değil, hiçbir zaman da olmadı. Aynı şekilde Olcan da öyle ama onun bi' şansı var. Solbek oynarım diye aklına koyar ve çalışırsa Caner Erkine yaklaşan tek solbek olabilir. 

Bazı kadro duyumlarında Bruma’nın yedek soyunacağı falan yazıyor ki bu tam bi' komedi. Bruma bu maçta da şans bulamazsa nerede bulacak? Hele Caner'in hücum etkinliğini kırma fırsatı varken başka birini mesela Olcanı sağ önde oynatmak, ekmeğe yağ sürmekten öte gitmez. 

Maç öncesi ile hiç olmadığı kadar sönük olan Gaassaray-Fener maçı bittiğinde ortalık alev alabilir. Fırtınalar kopabilir. GS kaybederse çok sorun olmaz sadece puan farkı 1'e iner, yoluna bakar. Beraberlikte GS için hiç fena sayılmayacak bi' sonuç olur. Fener inceden demoralize olma kıvamına gelir. Ama 16 yıldan sonra gelecek bi' GS galibiyeti ile puan farkının 7'ye çıkması Aziz Başganın sahanın ortasında oturma eylemini yapması anlamına gelir ki olaylar olaylar. Bu ılık ortamdan eser kalmaz, kar tipi fırtına her şey olabilir, okullar bile tatil olabilir!

28 Kasım 2014 Cuma

19,5 Trilyon

Engin Baytar, Yiğit Gökoğlan, Emre Çolak, Furkan, Umut Gündoğan, Yasin, Pandev, GökhanZan
1.1 Milyon USD, 1 Milyon TL, 1.5 Milyon TL, 650 Bin Euro, 1.1 Milyon TL, 1 Milyon Euro, 2.4 Milyon Euro, 1.1 Milyon USD

Hiç oynatmadığın, katkı alamadığın, şans vermeyi düşünmediğin, günümüz futbolu ve Galatasaray seviyesi için yeterli olmayan isimlere 1 yılda ödediğin garanti para 19,5 Milyon TL.
Eski para ile söyleyeyim 19,5 trilyon.
Bu isimlere bu paralar verilirken, diğer tarafta işini yapan emekçi 32 kişinin işten çıkarılması mı Galatasaray'ı kurtaracak?

Hamza Hamzaoğlu düzgün ve antipatik olmayan birisi. Şu mali yapı ve hala içeride kaos yaşayan bi' takım olarak elde ki işe yaramayanları temizlemek ve sadece yarım sezonluk kiralık iş yapabilecek forvet transferi ile Mayıs ayını görmek lazım. Bunun dışında ekşın yapmaya gerek yok, ortam da yok.
Eğer hoca elindeki ile yetinip maksimum verimi alabilirse Temmuz'da kampa katılır yoksa 31 Mayıs'ta bu yönetimle gider.
Bi' de unutmadan, imzayı atar atmaz Akhisar'dan bunu alacak şunu alacak diye spekülasyon yapanlara söylüyorum. 1 Akhisarlı bile Galatasaray'a gelmemeli, hoca istememeli.
Bu kadronun başka sorunları var. Birliktelik, maaşlar, oyun planı, iskelet 7-8 isim, kiralık santrafor ve inanç.
Son olarak, Türk teknik direktör olarak 4. yıldıza kulübe kazandırabilirse ki şu an pek mümkün görünmüyor. Eğer yapabilirse tarihe altın harflerle isim yazdırma kulübünün sahibi olabilir.

23 Kişilik Sezon Kadrosu
3-Muslera, Sinan, Eray, Alperen
7-Sabri, Tarık, Chedjou, Semih, Balta, Telles, Koray, Emrecan
6-Melo, Selçuk, Yekta, Hamit, Dzemailli, Veysel, Birhan
4- Bruma, Olcan, Sneijder, Sinan
3-Umut, Burak, KiralıkForvet

11; 4-3-1-2; Mus-Sab,Çed,Sem,Olc-Hamit,Melo,Selç-Sneij-Burak,KF

14 Kasım 2014 Cuma

Ciddiyeti Kazakistan'da Aramak


Kolaya kaçıp 3 milyon verdik 4 tane yedik, keşke 3 daha versek berabere bitirseydik gibi cümleler kurmaya gerek yok. Adamlar bu işi ciddiye aldılar, işin gereğini normal ölçülerinde yaptılar ve bizi gömüp geçtiler. Adamlar samba yaparken biz Brezilya ile oynadığımızın farkında bile değildik.

Grandepuntohocam maçtan sonra çok rahat bi şekilde "daha fazla da yiyebilirdik sorun bu değil, taraftarın bizi yuhalaması asıl sorunumuz" diyerek vizyon konusunda sandığı kadar ilerde olmadığını göstermiş oldu. 

Ben elemelere kağıt üstünde zayıf rakiplere karşı 3 maçta 1 puan alarak başlayan takımın direktörü olsam, 1 aylık aradan sonra Brezilya gibi bi takıma karşı en güçlü ve en iyi oyunumu sergileyeceğim kadroyu çıkarır, bu sezon bi daha bulamayacağım kalabalık önünde biz kötü takım değiliz diyecek topu oynatmak için her türlü motivasyonu ve ciddiyeti sağlarım. 

Çünkü biz yarın Kazakistan'a 5 atacak-şüpheli-takıma değil, Brezilya'dan 4 yiyen ve varlığından bi haber olduğumuz takıma bakarız, huyumuz kurusun bizim bakış açımız bu ve doğru olan da bu. 

Brezilya önünde sahaya çıkan takımdan önce rakibe bakmak lazım. Orta sahalarında Fernandinho ve Luiz gibi ileri geri yapabilen üst düzey çapalar, önlerinde Oscar ve Willian gibi ciğer atmış dalak koymuş tempo ustaları ve işi bitirmek için Neymar gibi bi süperstar ile gol makinesi L.Adriano. 

Bu takıma karşı önce tempoya tempo ile karşılık verecek isimleri bi araya getirmek gerekiyordu. Biz ne yaptık, Türk Pirlo Bilal, felsefik Hamit, milli takıma neden çağrıldığını kendisinin bile bilmediği Mevlüt ile 5 li orta sahanın direncini maç başlamadan kırdık. Sonra Mehmet Topal'ın tek başına rakibi savunup, Arda'nın sihirbaz olduğunu varsayarak Brezilya gibi sambaya koşu temposunu eklemiş bi takım ile başa çıkabileceğimizi sandık ve çok geçmeden adamlar bizi o sandığa gömdü gitti.
 
Böyle bi rakibe karşı çıkması gereken kadro, sakatları ve kadroya çağrılanlar düşünerek şöyle olması gerekiyordu. 

Savunma da ince bi' ayar,
sağ kenarda bu işi bilen Bekir ile Kaan Ayhan, Semih ve Caner. 
Dünya futbolunda orta sahanın sonuca %70 etki ettiğini düşünerek,
Ozan'ın önünde Arda, Ismail'in önüne Olcay,
Orta 3lü de Topal'ın solunda Alper, sağında Ozan ile tempo ve dalak orkestrası
En uçta tek başına Umut ile savunmada 460 olabilen esneklik
 
Bu diziliş ile Brezilya'ya karşı koyup rakibe direnç koyabilir, hiç olmazsa tempolarına tempo ile yanıt verebilir, Fernandinho'nun 50 metreden Neymar'ın önüne top atmasını engelleyebilir vs. vs. yapabilirdik.

Biz ne yaptık, felsefik konuşmaları ile ufkumuzu açan Hamit ile 31 yaşında milli takıma gelen hayatı boyunca tempo yapmamış Bilal ile orta saha savaşına girdik. Bi' de yıllardır Türkiye dışında hiçbir yerde geçerli olmayan bi' yalana inanıp kendi takımında oynamasa da milli takım topçusu diye bi' düzmeceye inandık. Mevlüt sanki Paris SG de Cavani'yi yedekliyormuş gibi St. Etienne de oynamayan adamı sağ kenarda kullanıp Neymar'lı Filipe Luis'li Brezilya kanadına davetiye çıkardık.

Hepsini geçtim, grandepuntohocam benim kadar şu maçı ciddiye alıp, şovun kameralara poz vermek yerine sahada top oynayarak yapıldığını fark etse bugün kimse Brezilya milli takımının her ülkeden aldığı 3 milyon Euronun lafını bile yapmazdı. Futbola aç olduğumuz, kavga dövüşten sıkıldığımız şu günlerde oyuna dair bi' ışık görürdük belki ama o fırsatı da kaçırdık.

7 Kasım 2014 Cuma

Milli Takım Brezilya ve Kazakistan Kadrosu


Kaleciler

Nihat Mersin
Harun Bursa
Volkan FB 

Defans 
Caner, Gökhan, Bekir FB
Semih GS
Ömer Leverkusen
Ersan, İsmail BJK
Şener Bursa
Kaan Ayhan Schalke

Orta Saha
Topal, Alper FB
Olcay, Oğuzhan BJK 
Ozan Tufan, Volkan Şen Bursa
Hakan Çalhanoğlu Leverkusen 
Arda Turan Atletico 
Bilal Akhisar

Forvet
Muhammet Gaziantep
Umut GS
Semih Başakşehir
Adem Kasımpaşa 

4 stoper, 2sağ 2sol olmak üzere 4 kanat beki, 3 ön orta saha oyuncusu, her iki kanat için 4 tane hücumcu orta saha, forvet arkası için 2 tane oyun açıcı ve 4 farklı özellikte forvet-golcü, duvar, presmen, yancı. 

Kadro açıklamak, oyuncu seçmek, ilk 11 yapmak, taktik konuşmak vs çok zevkli ve riskli konular. 

Son 3 maçta alınan 1 puan ve umut vermeyen oyunların üstüne Töre-Çalhanoğlu olayları ile Türkiye'de futbol kaos zirvesine ulaştı. 

Bende buna göre Töre'yi almadım kadroya yerine Ömer ve Hakan'ı yazdım. Olayın tam detayını bilmiyoruz. Belki de 3 isim aynı anda kadroya gelecek ki bu daha iyi olur. 

Galatasaray'da yaşanan kaostan sonra formsuzluğunu koruyan Burak ve Selçuk'u da almadım ki buna kimse niye almadın diye sormaz. 

Volkan Babacan yerine hak eden Mersin kalecisi Nihat Şahin, yine 4,750,000€'lık fiyasko olma yolunda ilerleyen Tarık Çamdal yerine sezona iyi giren ve iyi devam eden Bursalı Şenol, halısahacı Olcan yerine bu sezon hırsı ile yeteneğini Şenol Güneş'in kanatları altında bi' araya getiren Volkan Şen. Belki 3'ü de 11 başlamayacak ama hak ettikleri kadroda olmamaları için bi' sebep yok. Mesela Ahmet İlhan çağrılırken Volkan Şen'in olmaması ayıp. 

24 kişilik kadro Kazakistan'ı içeride dışarıda yenebilecek kapasitede, Brezilya maçı zaten hazırlık maçı yenersin yenilirsin çok fark etmez, önemli olan oyun istikrarı, tempoyu 70-80 dakikalara çıkarabilmek vs. 


Kadro bu 24 kişi olacak şekilde açıklansın ve ilk 11 yazdığım gibi çıksın kimsenin sesi çıkmaz. Hocamın inadı bırakıp kazanmaya odaklanıp seçimlerini ona göre yapması gerek. Form durumu, sezon başından bu yana gelinen nokta ve motivasyona bakılırsa seçimler bu şekilde olması gerekiyor. Bekir ve Muhammet konusunda atlayacak sazanlar olabilir. Bekir'in kendini nasıl geliştirdiğini ve ligde ki motivasyonu yüksek performansını göremiyorsanız o sizin sorununuz. Kazakistan gibi bi' takıma karşı yarı sahaya hapsedilmiş bi' maçta alternatif forvetler içinde son vuruşu iyi olan biri gerekiyor. Bunun şu anda karşılığı Muhammet "18 içinde affetmez" Demir. Ligde 4 golü var. Oynarsa, Kazakistan'a da 2 golü var. Ayrıca grandepuntohocam Olcay'ı solda oynatmak için Arda'yı forvet arkası veya sağ kanatta kullanmaya kalkarsa takım yine tıkanabilir. Bırakalım rahat ettiği, yürüyerek adam eksilttiği yerde dursun. Zaten bu maçta Olcay'a ihtiyacın yok, ver Alper'e inisiyatifi yaslan arkana gerilme bu kadar. 

4 Kasım 2014 Salı

Kaos Yolu:4mund

        Mart 2000, Ali Sami Yen Cehennemine dönen Westfalenpark

Şampiyonlar liginde 90'lı yılların başından acı kesitler sunan bi' gaassaray takımı izliyoruz. Avrupa kupaları bile gaassarayın bu halinden rahatsız. 90'lı yıllarda ki şerefli mağlubiyetlerin bile anlamı varken bugün üst üste alınan skorların mantık sınırlarını zorlaması keşke 10 tane yeseydik de bu kadar canımız sıkılmasaydı dedirtiyor. İddaa bile rakibe 1.10 veriyor be, verdiğine bin pişman etmek için bile çıkıp oynanır şu maç!

Eski adıyla Westfallen stadında 2 büyük zafer var, biri tarihe geçecek yürüyüşün başında UEFA kupası 4. tur ilk maçında Hagi ve Hakan Şükür'le sus pus yaptığımız maç, diğeri olaylar nedeniyle Almanya'ya alınan maçta Juventus'u devirdiğimiz maç. O günlerden rakibe 1.10 ganyan verdirdiğimiz günlere geldik.

Ligde farkında olmadan Fenerbahçe ile birlikte zirveyi paylaşan Avrupa'da rakiplerin gücünü bile bile 4er 4er yemekten hiç çekinmeyen bi takım ve teknik kadro var. 8 lig, 3 Avrupa, 1 süper kupa toplamda 12 maç boyunca denemediği taktik kalmayan Prandelli hocam, bakalım şapkadan ne çıkaracak sabırsızlık ve Sabrisizlik ile bekliyorum!

Hocamın son Kasımpaşa maçında Sneijderin yedek bırakması ve bunu teknik nedenlere bağlaması, kulübede ki hakimiyetinin Albayrak-Dürüst ikilisine geçtiğini işaret ediyor. En azından medyada öyle bi ön yargı-bakış açısı çoktan oluştu. Hatta Kasımpaşa kadrosunu Albayrak'ın yaptığını Sneijderin bu yüzden yedek kaldığı dilden dile dolanıyor. Böyle bi ortamda, hocanın kuklaya döndüğü iddia edilen yerde maçla ilgili teknik yorum yapmak havada kalacak ama olsun.

Almanya'dan galibiyetle dönmek gruptan çıkarmayacak ama iyi oyunla gelecek beraberlik bile takımın özgüvenini arttıracak ve UEFA'ya gitmek için açık kapı bırakacak. Kasımpaşa maçının 2. yarısında birlikte mücadele eden takımın, mücadele ve oyun istikrarını yakalaması için, kaotik ortama rağmen gelinen lig zirvesine tutunmak için, üst üste 2 deplasmanda-Dortmund+Karabük- dağılmadan milli maç arasına gitmesi gerekiyor. 

Biz böyle düşünüyoruz ama Prandelli hocam 12 resmi maçtan sonra yine deneme mi yapacak yoksa doğru yolu bulup ayakları yere basan bi diziliş mi çıkaracak, bu tüm konuşmaların gidişatını değiştirir. Bu sırada 3 şampiyonlar ligi maçında 11 başlayan Pandev Dortmund uçağında yer almıyor. Bunu iyi şeylerin başlangıcı için pozitif bi gelişme olarak görüyorum. Çünkü şampiyonlar ligi gibi önce mücadelenin ön planda olduğu bi arenada, ne mücadele ne de kalite farkı yaratabilen Pandev'in 3 maç 11 başlayıp takımı 10 kişi bırakması açıklanabilir bi durum değildi, isabet olmuş. 

Ilk maçta rakipten 10 km daha az koşarak adam başı 1 kmye tekabül eden farkın 4 golde kalmasına herkes sevinmeli. Pandev'in ilk maçta 9km koştuğu kanat beklerinin 7-8 km aralığında kaldığı düşünülürse bu maçta rakibi karşılama ve tempoya tempo ile yanıt vermenin öncelikli iş olması gerekiyor. Melo'nun iyileşmesi orta alan kavgasında önemli etken ama sezon başından beri kanat zaafiyeti yaşayan kadronun arkalı önlü seçimleri merak uyandırıyor.

Sabri'nin yokluğunda sağbekte Tarık solda Telles yer alacak. Ne ters kademe ne de kanat savunması bu iki isimde yok ya da biz hala göremedik. Bunlara ek olarak Tarık'ın önünde tribal modlarda gezen Olcan başlarsa hocam yine fanteziye kaçtı diyeceğiz. Ters tarafta da Tellesin önünde Sneijder çıkarsa çayı demle çekirdeği hazırla getir cinneti. 

Benim öngörüm savunması Tarık'tan iyi dediğimiz Veysel ile önünde Hamiti başlatmak. Sol tarafta Balta ile Sneijderin arkalı önlü göründüğü ama savunmada orta sahayı beşleyen Umutun yer aldığı sol taraf bekliyorum. Çünkü Umut hücumda pres devamlılığını sağlayacak savunmada Dortmund bekini kovalayacak nefese sahip. 

Bu kadro ligde de böyle oynaması gerektiği için iddianın sıfıra indiği bi turnuvada en azından oyun birlikteliğini sağlamak için değişime gitmeden Kasımpaşa 2. yarısının kaldığı yerden devam etmesi gerekiyor. Çünkü geriye yaslanıp savunma yapmak Gaassaray kültüründe yok, olsa bile kadronun bunu yapma kabiliyeti yok. 

Önde baskı yapıp gelebilecek şok bi gol ile takım direncinin arttığı, 20 dakikada afra tafralara girmediğimiz bi maç olsun. Hiç mümkün görünmüyor ama 0-0 ve iyi oyun, motivasyonu yükselmiş bi takım dönsün istiyoruz artık yeter lan, çıkalım şu kaostan artık!

1 Kasım 2014 Cumartesi

Koşan vs Koşturan

İngilizlerin yıllardır NBA'de uygulanan "aldığı nefese kadar istatistik" olayına el atmasıyla futbolda ortaya çıkan possession, chance created, tackles, pass accuracy terimleri, olayın "1 topun peşinde koşan 22 adam" cümlesinden sıyrılmasını sağladı. Türkiye liginde bu terimler olayın rengini değiştirdi mi dersen, tabi ki hayır. Biz yine kaostan, karambolden, tahrikten hoşlanıyor magazin peşinde koşmaya devam ediyoruz.

Bu gavur icadı terimlerin ülkemizde ki telif hakları sahibi herkesin bilgisayarı ile tanıdığı Ersun Yanal. Daha sonra Aykut Kocaman'dan bu terimleri içeren cümleleri duymuştuk. Şu sıralar Şenol Güneş ve Bilic bu yolda ciddi olarak hem kafada hem sahada uygulama aşamasında bu işin peşinde gibiler. Zaten ligde ciddi anlamda bi' şeyler yapmaya çalışan takımlar içinde Beşiktaş ve Bursa bence başı çekiyor. Bursa'da Beşiktaş'ın kazandığı maçta Bursa nefis tempo yapıp golü atamamıştı, devamında ortaya çıkan sonuçlar bu işin tesadüf olmadığını gösterdi. Son 3 maçta 10 gol atıp 7 puan aldılar.


Possession vs Distance Covered

Tempo yapmak için koşmak ama adam akıllı bilerek koşmak ve topu da o ayarda koşturmak gerekiyor. Top koşturmayı iyi yapan şu an için en iyi Fenerbahçe görünüyor. Emre her ne kadar saha içinde çirkeflikleri ile ön plana çıksa da oynadığı süre içinde Türkiyenin en etkili orta saha oyuncusu 2+2=4 tatava yapma kabul et geç. Topu koşturan çok ciddi bi' orta saha var, Emre, Meireles ve Topal. Bunlara dahil olan Caner ve Gökhan ikilisi var. Fenerbahçe bence kağıt üstünde hala ligin favorisi. Ama karşı tarafta koşma işini ciddi ciddi felsefe haline getirip takım halinde yapan ve rakibe bunu hissettirerek tempo ile maç kazanan bi' Beşiktaş takımı var.

Fenerin possession ve pas accuracy de Aykut Kocaman'dan bugünlere gelen üstünlüğü, Beşiktaş'ın tackles ve distance coveredları karşısında ne yapacak kim kimi kıracak göreceğiz. Hafta içi ve lig başından bu yana olan kaotik ve magazinsel olayları bi' kenara bırakırsak Türkiye şartlarının üzerinde bi' maç olacak gibi görünüyor.

Maçın Olimpiyatta olması hava şartları açısında oyun kalitesini düşürebilir. Yağmur, rüzgar vs. durumlarda saha zemini etkilenmeye müsait. Aksi taktirde şampiyonlar ligi olmasa da ŞL playoff elemesi ayarında bi' maç olacak.



Planlar Planlar

Fenerbahçe oyuna hükmeden, topun ağırlıklı kendisinde olduğu, zaman zaman bal yapmayan arı kıvamında misal GS maçının ilk yarısı gibi ama çoğunlukla possessionu elinde tutan chance created üzerinden yürüyen bi kadro. Beşiktaş hem possessionu hem de distance covered olayını bi' arada yapmaya çalıştığı için şu anda en etkili görünen takım. Türkiye'de daha önce Galatasaray'ın efsane kadrosunun her şeyi tam anlamıyla yaptığını yapmak isteyen bi' takım var ama o kıvama gelmeleri için fırıncılığı Türkiye getiren 3 kişilik ekibi bulup onların elinden 1 fırın ekmek yemeleri gerekiyor. Yine de Beşiktaş'ı yolu doğru yol. Bu birlikte koşma ve possessionu aynı anda elinde tutma olayına kalite eklendiği zaman başka bi' takım olunuyor zaten o da çok ciddi profesyonellik gerektiren bi' olay. Mesela  Mourinho'nun Chelsea'si şu an anlaşılması en kolay örnek. Bayern Münih de var diyenler olabilir ama onu anlamak bi' yana anlatmak bi' yana, girmeyin o topa.

Kilitler, Anahtarlar, Neler, Nereler, Kimler? 

Orta saha üstünlüğünü oyun genelinde elinde tutacak takım, saçma sapan savunma hataları yapmazsa maçı almaya daha yakın taraf olacak. Bu açıdan bakarsak, Topal-Emre-Meireles 3lüsünün karşısında Atiba-Veli-Oğuzhan karşılaması sezonun geri kalanın için önemli bi' sınav verecekler. Özellikle Oğuzhan'ın rakibi karşılamada ki pres gücü ve tackles'ı dengeyi bozmak için en önemli aday. Eğer Oğuzhan orta sahada Casper'ı oynarsa possession üstünlüğünü eline alan Fener orta sahası maçı da kendilerine getirmekte zorlanmazlar. Beşiktaş tarafında Oğuzhan'ın halvegidişi etkenlerden biri olacak.

Fener tarafında hücum üçlüsünün sol tarafında halı sahanın top oynamayı bilen, klas ama kilo fazlası olan abisi kıvamındaki Sow'un yerine dikine oynamayı seven ve takımı bal yapmayan arılıktan çıkarmaya en müsait isim olan Alper'in 11 başlaması ciddi anlamda Beşiktaş'ı zora sokacaktır. Alper birebirde bi' anda adam eksiltecek sahadaki ender adamlardan, karşısında tek hamleli bi' Necip olursa kırmızı karta kadar gidecek bi' yol var ki Alper'in arkasında da Caner gibi bi' hücum beki var. Beşiktaş'ın sağ kanadı, Fenerin sol kanadı maçın gidişatı etki edecek 1. etken olarak görünüyor.

Mesela Töre yerine oynayacak Kerim Frei'ın hücumda Caner'e karşı göstereceği performans, Caner'in hücuma katkı vermedeki payını nasıl etkileyecek bunlar hep oyun içi dengeleri etkiler. Kerim hücumda etkili olup Caner'i çıkarmazsa Törenin yokluğu telaffuz edilmez.

Herkesin ezberinde olan bi' şey var; Beşiktaş-Fener maçları hep zevkli geçer, gollü geçer, iyi olur. Evet doğru gollü, zevkli olur. Bu defa bende o ümitli olanlara katılıyorum, ligin üstünde bi' maç olacak gollü ve zevkli olmasının yanında tempo ve terimler anlamlı hale gelecek diyorum. Ha, stres alt seviyede çünkü bi' Fener-Gaassaray nefreti yok, bu da oyuna etki ediyor. Bu çok normal.

Herşeyi bi' kenara bırakıp maçın berabere bitmesi halinde dünyada yılın kaosunu yaşayan Gaassarayın lig lideri olarak haftayı kapatacağı gerçeğini bilmek de hiçbir koşu mesafesinde tadına varılamayacak acılar barındırıyor.

18 Ekim 2014 Cumartesi

Cumartesi Eki:Çıtı Çıkmayan Derbi Olur Mu?

Tarihin en iddiasız görünen ama hakemin maçın ilk düdüğünü çalacağı an ile tansiyonun zirve yapacağı bi' klasik Gaaassaray-Fener derbisini; sporcunun, zeki, çevik ve ahlaklısını severim diyen ecdanın torunları olarak ortamı germek, nefreti kusmak, kinlenmek için bekliyoruz. Hayatımız çelişki sayın seyirciler!

Son yıllarda saha içinde yaşanan gerginliklere parası olduğu için futbolu bildiğini düşünenlerin saha dışında karşılıklı basın açıklamaları eklenince ligin Gaassaray-Fener kavgası farklı boyutlarda tartışılan bi' ikilem oldu.

Mesela öyle bi' kafaya geldik ki milli maç öncesi sakatlanan Burak Yılmaz için, arkadaşım bilerek kadrodan çıktı diyor. Ben niye dediğiminde Fener maçı var o yüzden bilerek risk almadı diyor. Bende yılların getirdiği gazla diyorum ki "Fener maçı mı Letonya maçı mı önemli" diye karşılaştırma yapıyorum. Milli formayı 3 puanlık maç ile aynı kefeye koyup saçmalıyorum. Ama gazı öyle almışım ki tutabilene aşk olsun.

Diyorum ki; Ver Fanı Gitsin

Burak, Letonya ve Çek maçlarında oynasaydı özellikle de Letonya maçında Umut'un kaçırdıklarını görünce gerekirse kıçına çarpar olmazsa penaltı alır o maçı yine alırdı çünkü golcü şansı var ama çok önemli değil. Yarın-bugün çıkıp Fenere 2 tane atsa bizim için tek kral o, acı ama gerçek bu. Çünkü Fatih Terim'in bu ülkeye antipatikliği getiren 3 kişilik ekipte yer alması zamanla durumun bu hale gelmesine neden oldu. Olmadı diyen bekleme yapmasın, Norveç uçağı kalkıyor kaçırırsa Seul aktarmalı İsveç uçağı var!

Gaassaray-Fener bu ülkenin gerçeğidir, 2 büyük sivil toplum kuruluşu toplamda 50-55 milyona nüfusa tekabül ediyor ki bunu kimse inkar edemez. Sen istediğin kadar sezonun adını Süleyman Seba yap, kolay değil.

Bugün medyada, ekşide, twitte mivitte herkes çok sakin bi' derbinin olacağını düşünüyor ve umut ediyor. TFF zaten 50 bin kişilik statta 22 bin kombine yanında sadece 6-7bin passoliglinin maça geleceğini duydu göbek atıyor, olay olmayacak gerginlik olmayacak diye demek ki hala o formaların ağırlığını anlayamamışlar. Biz olay olsun, ortalık karışsın demiyoruz ama senin passoligin yüzünden o tribünler boş kalıyorsa bi zahmet tüpün altını kapat da adam akıllı bi' düşün biz nerede hata yaptık hocam diye?

Federasyon ve onun gibi düşünenler kasmasın, bugün Gaassaraylıların ve Fenerlilerin atar yaptığı tek maç hala birbirleriyle oynadıkları maçtır. Sen ister tivitinde istersen televizyonunda "dünya derbisi ama kim izliyor?" diye goygoy yap, koskoca Eric Cantona bunun belgeselini çekti lan o zaman niye sesiniz çıkmadı? Lan ne adamlarsınız siz. Çedju bile geleli 2 yıl oldu bu maç farklı kazanan İstanbulun kralı olacak diyor.

Şimdi 3. rakip takım taraftarlarının bahanesini de söylemeden geçmek olmaz.
"Ya Gese-Febe maçları futbol olarak çok zevksiz oluyor yaaaaa"
Tam olarak bunu söylüyorlar. Öncelikle şunu sormak lazım 3. rakip takım taraftarına, sizin kaç sene İngiltere Premier Lig şampiyonluğunuz var da futboldan ve oyundan bahsediyorsunuz. Ayrıca derbi demek zaten önce futbol demek anlamına gelmez. Boca-River, Oly-Pana, Cel-Rang hangisinde olağanüstü bi' futbol var, hiçbirinde. Ortak noktamız ne; gerginlik, atmosfer, sinir stres, adrenalin, titreme, tırnak yeme vs..

Ha, futbol kalitesi dersen onu sadece Barca-Real maçında bulursun o da paranın gücü ile ortaya çıkan bi' durum, 2 arabın bu işe girmesine bakar anında kalite de gelebilir memlekete merak etmeyin.

Sonuçta siz Barca-Real maçının yalamasını yapar Suarez'in oynayıp oynamayacağını tartışır, Ronaldo mu Messi mi diye gına getiren tartışmaya girersiniz ama iş reytinge gelince GeSe-FeBe diye yanıp tutuşursunuz.

Taktiksel olarak maça yaklaşmak bu derbi için her ne kadar sakin bi' ortam olsa da çok sağlıklı değil. Çünkü 3. dakikada bi' Emre-Melo teması o an tüm stadı gerip kayışı koparır ve tüm taktiksel hesaplar alt üst olur. 

Galatasaray da milli takımda kesik yiyen Selçuk ve sakatlıktan döndüm diyen bağıra bağıra gelen Hamit'in yan yana göstereceği performans önemli. Hamit'in sağda Olcan'ın sağda oynaması bekleniyor. Eğer Telles oynamazsa Muslera, Çedju, Melo, Sneijder'den sonra 5. yabancının milli maçta 90 dakikayı golle süsleyen Dzemailinin solda oynaması gerektiğini düşünüyorum. Defans için solda Telles olmazsa Balta diyorum bu da şart. 

Fenerbahçe de İsmail hoca maçı kafasında oynamış bitirmiş. Skoru söylemiyor ama alt mı üst mü olacak onu söylese bari. Volkan sakatlığına rağmen oynayacak bu performansına etki eder mi, belli değil. Caner'in performansı feneri ileri taşır, eğer Caner pasif kalırsa Webo, Kuyt vs bunlarla olmaz. Emenike yedek başlayacak bu ağır gaassaray savunması için iyi haber, Webo muhtemel Fenerbahçe TT Arena planında zayıf halka olacak gibi. 

Böyle konuşuyoruz ama düşük çalınca maç öncesi pollyanna yarışı yapanlar, gözü dönmüş birer avengers olabiliyor. 

Bence GS; Muslera, Tarık, Çedju, Semih, Balta-Melo-Hamit, Selçuk, Sneijder, Dzemailli-Burak veya Umut olmalı

Bence FB; Volkan, Gökhan, Alves, Kadlec, Caner-Topal, Emre-Kuyt, Diego, Alper- Sow olmalı 

8 Ekim 2014 Çarşamba

Çek ve Letonya Oradan

            Kim bu takımı desteklemek istiyor?

2008 de mucizevi galibiyetlerin getirdiği yarı final sevincinden sonra 2010, 2012 ve 2014 şampiyonalarını pas geçen milli takım "full as" demek için hazırlandığı 2016 elemelerine şok etkisi yaratan İzlanda mağlubiyeti ile başlamıştı. Tabi hemen bahaneler ortaya çıktı, hava kötüydü rüzgar vardı o yoktu bu vardı vs.

Aslında bahane üretmek bahanelere sığınmak için çok da zor bi' durumda değiliz. Daha 9 maç var ve 7 tanesini kazansak 21 puanla çok rahat 2. olup direk katılım hakkını elde ederiz. Buraya kadar her şey normal gibi görünüyor ama takıma bakınca 7 değil içeride ki 5 maçı nasıl kazanırız diye birbirimize bakıyoruz. Diğer taraftan da içeride ki 5 maçı kazanıp dışarıdan 6 puan getirdiğin zaman işler ayna çal çal oyna durumu da yok değil. 

Takım garip grup takımdan garip

Öyle bi' grup ki Hollanda'dan Robben faktörünü çıkarırsanız kimse kimseden üstün görünmüyor. Herkes Spor Toto Süper Ligde orta sıralarda mücadele eden takım görüntüsünde kimsenin yukarıya çıkma niyeti de yok gücü de yok. Öyle ki ilk maçlarda Çekler evinde Hollandayı, Yanardağlılar da bizi evlerinde al aşağı etmeyi başardılar.

Bizim durum orta sıralardaki süper ligin takımları içinde en kaotik olanı durumunda. Ülkede Galatasaraylıların bile eleştirmekten geri kalmadığı, diğer takım taraftalarının yüzüne bakmadığı ama milli maç gelince forvette Burak oynar diye nefes almadan söyledikleri adam sakatlığı nedeniyle Çek ve Letonya maçlarında yok. Yerine kim var? Galatasaray da 80+ dakikalarda ya da hiç şans bulamayan Umut Bulut. Antep de hocası ile kavga edip yedek kulübesini tekmeleyen genç Muhammet Demir ve Kasımpaşalı 10,5 numara Adem Büyük.

Sıkarım Kafanıza Beyler

Almanya da kasırga etkisi yaratmaya en yakın 3 futbolcudan biri olan Hakan Çalhanoğlu kimine göre sakatlığı kimine göre Gökhan Töre'nin Ömer Toprak ile kendisine silah çekmesini bahane göstererek kadrodan çıkarıldı. Hakan ve Ömer'in, Gökhan'ın olduğu takımda oynamak istemediğini söyleyenler var. Hafta sonu sapasağlam sahadaydı ne sakatlığıymış bu diyenler var. Aynı şekilde Ömer Toprak da sakatlık nedeniyle veya bahanesiyle kadrodan çıktı.

Adam odaya girip silah çekiyor ama milli takımda bunun açıklaması yapılmıyor. Gerçekten silah çekildi mi çekildiyse sebebi ne? Silah lan bu şaka değil, kavga dövüş olur karşılıklı yumruklaşılır gayet normal ama silah çekmiş olum. Açıkçası Hakan ve Ömer, Töre var diye gelmedilerse ben olsam bi' daha Töre'yi çağırmam. Çünkü Hakan Çalhanoğlu'na bu takımın bayağı bayağı ihtiyacı var yalan yok. Öyle veya böyle bu silah konusu açıklansın, yalancılar ve gerçekler ortaya çıksın.

Kadrodan çıkarılan Burak Yılmaz, Volkan Demirel, Hakan Çalhanoğlu, Ömer Toprak, Mustafa Pektemek ve Kaan Ayhan'dan sonra herkes milli takımda sakatlık şoku diye başlık attı.

Açıkçası kadrodan çıkanlardan sonra çok da zayıfladık diye hayıflanmak saçma. Milli takımın ayak üstü ezbere sayacağımız bi' kadrosu yok. Bugüne kadar da olmadı. Elimizde ne varsa çıkıp oynayacaklar. Şu kadroda aman bi' şey olmasın diyeceğimiz tek kişi Arda olmalı. Onun dışında herkesin alternatifi var. Çünkü Arda dışında milli takımda ahım şahım performans sergileyen, farkını ortaya koyan 2. bi' isim sayamazsınız. Sayan çarpılır zaten ona göre.

Milli Takım Kale Arkası 50 TL !!!

Bu arada bu kaotik ortamda video çekip "kırmızı formalarınızla herkesi tribüne desteğe bekliyoruz" diyenler acaba maç biletlerinin 50, 80, 125 lira olduğunu biliyorlar mı? Bilseler bu video çekiminde yer alırlar mıydı?

50, 80, 125 liraya tribünü doldurabilirsin ama sponsorla. Sponsorla gelen adam sana nasıl itici güç sağlar hiç düşünüyor musun?  Bi' de çıkıp Passolig uygulaması bu maçta yok diye açıklama yapıyorsunuz. Şaka gibi adamlarsınız. Passolige ne gerek var. Zaten taraftarı olmayan bi' milli takımımız var, üstüne üslük ortalık toz duman kimse kimseden haz etmiyor, takım desen kötü İzlanda'dan 3 tane yemiş, havalar desen esintili, hava değişiminden nezle gibi olmuşum, başkanı teknik direktörü ikisi de antipatik, gidip 50, 80, 125 lira vermemek için binlerce neden var.

Çek Cumhuriyeti için çok hızlı kontra yapıyor diyorlar. Eğer ilk yarıda golü bulamazsak, 2. yarı ağızda dağılma özelliğimizi kullanarak tertemiz bi' mağlubiyet almamızın kaçınılmaz olduğunu ve yine Arda'ya dilenmekten başka bi' çaremiz olmadığını düşünüyorum.

Şu saatte benim kadrom böyle olmalı.


Hocanın Muhammet'i hatta Bilal'i belki de Töre'yi bile oynatmayacağını biliyorum ama inadına yazdım çünkü olması gereken bu. Muhammet yerine Umut, Bilal yerine Hamit, Töre yerine Olcay görebiliriz. Son olarak Hakan Çalhanoğlu kadrodan çıkarıldığı gün neden Alper Potuk milli takıma çağrılmadı ya da davet edilmedi merak ediyorum. Alper'in bu konuda kendine sorması gereken sorular olabilir, bi' düşünsün "ben 9 milyon euroluk adamım ama kadroda yokum" enteresan. Neyse, Muhammet oynarsa hem Çeklere hem de Letonya'ya 1'er tane sallar demedi deme İbrahim.

1 Ekim 2014 Çarşamba

Londra Gastesi: Arsınıl-Gaassaray

Popescu'nun penaltısını her izleyişimde, fonda Levent Özçelik'in "haydi oğlum haydi koçum" deyişini her duyuşumda, topa vurduktan sonra ellerini yana doğru açarak koşuşunu her izleyişimde, Levent Özçelik'in sesinin ağlamaklı olduğu o anı her dinleyişimde tüylerim diken diken olur, 14 yaşımda UEFA kupası finalini izlerken farkına varamadığım duyguları her seferinde tekrar tekrar hissettirdiğin için teşekkürler Galatasaray, teşekkürler Taffarel, Henry'nin kafasını çıkardığın için, teşekkürler Popescu.
Ama bizim UEFA kupamız var, iyi ki de var!



Arsenal ile o günden sonra ilk defa resmi bi' maçta karşı karşıya geleceğiz, Kopenhag da yaşanan olaylardan sonra ilk defa taraftarlar karşı karşıya gelecek ama liseli ergenler gibi lisecilik oynayan yöneticilerin kendi içlerinde danışıklı dövüşe girmesi, maçın önemi azaltmış görünürken kötü sezon başlangıcı sonrası takım üzerindeki baskıyı azaltmış durumda. Çünkü kulüpte herkes Ünal Aysal başkanlığı bırakma kararından geri dönecek mi dönmeyecek mi, dönmezse aday kim olacak diye onu tartışıyor. Arada futbol takımına da sallamayı da pas geçmiyorlar ama Fenerin Akhisar mağlubiyeti bu eleştirilerin dozajını kırmış durumda.

Anderlecht maçında son dakika da gelen 1 puanı herkes çok küçümsedi. Çok bilmiş milletimin güzel insanları "17-18 yaşındaki küçücük çocukları bile yenemediniz la" diyerek olaya nereden baktığını açıkça belli etmesine rağmen haklı gibi görünmeye devam etti. Anderlecht'i içeride yenemezsen kimi yenip de gruptan çıkacaksın fikrini savunanlara gün doğdu. Ama aklı başında futbolsever Dortmund-Arsenal maçından sonra Anderlecht'ten gelen 1 puanın öneminin farkındaydı. Çünkü bu Galatasaray takımı 2002 yılında 5 beraberlik alıp son maçta içeride Barcelona karşısına tur için çıkmayı başarmış bi' takım. O yüzden şampiyonlar liginde 1 puan 1 puandır lazım olur diyorum.

Ama Anderlecht'ten içeride 1 puanı zor kurtaran takım dışarda Arsenal'den nasıl puan alsın dimi? Sivas maçında rakibe sayısız fırsat tanıyan savunma ile olacak iş mi? Eğer olaylara bu şekilde bakmaya devam ederseniz, Londraya gitmeye hiç gerek yok. Direk Kayseriye gidelim, Erciyesspor hazırlıklarına devam edelim.

İşte o zaman Galatasaray, Gaassaray olmaktan çıkar. Çünkü kulübün kuruluş amacı Türk olmayan takımları yenmek iken ona yenildik, buna pozisyon verdik, takım kötü, hoca şöyle, golcü böyle diyerek bi' yere varamayız. Bu şekilde metrobüste aktarma bile yapamayız beyler, hooppp..

Arsena ile başlayıp önce rakibe bakalım. Premier Ligde 6 hafta sonunda namağlup yoluna devam eden bi' Arsenal var. Ama 2 galibiyet 4 tane de beraberlik ile devam eden yol. 2 galibiyetin birini içeride 90+ da Ramsey'in attığı gol ile diğerini de geçen hafta sezon başı düşme adayları arasında gösterilen Aston Villa'dan erken bulduğu gollerle alan bi' Arsenal takımı var. Sakatlıklarla boğuştukları için kadro kalitesinin aynı seviyede olmaması nedeniyle inişli çıkışlı bi' grafik çiziyorlar. Dünya Kupasında ses getiremeyen Mesut aynı havada devam ediyor. Giroud'un sakatlığı ciddi kan kaybına yol açtı, Welbeck bu kaybı ne denli durduracak belli değil.

Sakatlarda son durum karışık. Ramsey ve Arteta kesin oynamayacak. Koscielny ve Wilshere maç saatinde belli olacak ama onların oynama ihtimalleri düşük.

Maçın anahtar bölgesi orta saha ve dönen topu kimin toplayacağı olacak. Ramsey ve Arteta'nın yokluğunda Flamini ve Wilshere oynarsa Sneijder, Dzemaili ve Selçuk ile burayı ele almak topu olabildiğince pas yaparak dolaştırmak lazım. Wengerin Mesutu nerede kullanacağı da oyunun gidişatını belirleyebilir. Kanatta kullanırsa bizim için daha iyi olur, aksi taktirde Oxlade ile Sanchez kanatlarda 3'lü savunmaya geçtiğimiz şu günlerde doğacak boşlukları affetmeden doldurabilirler. Cazorla'nın kenar hücumcu olarak oynaması daha çok işimize gelebilir çünkü kenarda başlasa da içe kat etmeyi seven biri olduğu için kalabalık orta sahada kaybolup gider.

Maçın sürprizini Alex Telles'in Chambers üzerinde kurmasını beklediğim oyun üstünlüğü ile gelecek kanat akınları olarak bekliyorum. Telles bu maçta da fos çıkarsa, Sao Paulodan İstanbula gelene kadar uçağını takip ettiğim günlere yazıklar olsun. Daha girmem uçak takip sitesine!

Son olarak Burak Yılmaz'ın yanında Olcan mı Bruma mı oynar diye herkes merak ediyor. Bence ikisi de oynamaz, oynamamalı. Burak yalnız bırakılıp Melo'nun yine savunmada olacağını düşünürsek orta saha da baklava yaparak en azından 3'lü savunmanın zaaflarını kapatırız diye düşünüyorum.

Böyle düşünürken de bunun takımı geriye yaslayacağını gördüğüm için vazgeçtim. Sneijder'in savunma önünde oynadığı Sivas düzenini uygun buluyorum ama Olcan yerine Umut'un oynaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çift forvet olursak hem pres gücü hem de rakibin topu en çok kullandığı bölgelerde baskı kurarak top kaybına yol açar ve oyun üstünlüğünü ele alabiliriz diyorum. Yani net bi' 3-5-2 ile 0-2 çifte şanscıların güleceği bi' maç olacağı ümidindeyim. Galibiyeti konuşmam, beraberlik şampiyonlar ligi için cuk oturur.

Hocamın şansı bol olsun...Bugün ki Popescu'muz Chedjou olsun!

29 Eylül 2014 Pazartesi

Passolig Pasomaç Pasosuz Taraftar

O kadar muhabbeti olmuşken goygoyu dünyaya getiren 3 kişilik ekipte yer alan biri olarak passoligin tam aranan kan olduğunu düşünüyorum. Atıp tutmak için acaba diye düşünmeye gerek yok. Birileri benden önce passolig diye bi' şey uydurmuş bende peşinden gidiyorum, çekilin geliyorum. Tutmayın küçük enişteyi elektronik bileti var!


13-14 yaşlarındayken cebimizde sadece Ulusa gidip gelecek paramız olmasına rağmen Ankaragücü maçlarında stada giderdik. Bilet almaya paramız yoktu ama 9 kişi bu şekilde gidip keyifle maç izlediğimiz günleri net hatırlıyorum. O zaman facebook, twitter, swarm falan olmadığı için "bebelerle maç qeyfi" diye yer bildirimi yapamamıştık ama yerimizi bilen biliyordu. Tabi o zamanlar passolig massolig yok, iyi ki de yok anasını satayım. Bahane arayanlara birebir ekmek kapısı oldu bugünlerde.

Gündüz maçındayız muhtemelen 13:30 ya da 14:00, Gençlik parkının 19 mayıs stadı girişinden çıkarken "gecekondu" kale arkası girişinde passoligi olmayan binlerce kişi sıraya dizilmiş. Hem paramız yok, hem de sıra uzamış bayındır baraja kadar gitmiş. Ama sıkıntı yok. Görmüş geçirmiş, bozuk paralarını çekirdekçiye hibe eden, yaşını başını almış, çok bilmiş, ihtiyar heyeti adayı amcanın sırada yanına gelirsin ve o seni kendi biletiyle içeriye aldırır. Ne amca bi' sebep sorar, ne turnikede halısaha yeleği giymiş güvenlik ne de sıradaki passoligsiz gerçek taraftarlar...

Biletsiz maça girmek tabi saçmalığın daniskası ama gerçek taraftarı dışarda bırakmaya kimsenin hakkı yok. Mesela Cumartesi TT Arenada 5-6 bin kişinin passoligde sorun olduğu için stada giremediğinden kimin haberi var? Hatta bazılarının yağmura inat bekleyip 55. dakikada zar zor girebildiğinden kimin haberi var? Dilden ırak gözden uzak haberin var mı, yar yar?

Kale arkası gişesinde "Amca yanında girebilir miyim" günlerinden, kağıt biletin atık sınıflandırmasına takıldığı elektronik biletin hayata geçtiği, ekranda somurtan suratımızı gördüğümüz stat kapılarına geldik.

Passoligi savunmak gibi niyetim yok, olmayacak da ama bugün stadyumların boşluğuna passolig diyip geçiyoruz ve yine kolay olanı seçiyoruz. Dikkati çekmek istediğim konu Türkiye kağıt üstünde futbol ülkesi olarak görülebilir. Ali'den Zeki'ye herkes futbol konuşup en doğrusunu bildiğini sanabilir söyleyebilir ancak bunlar alt alta üst üste yan yana geldiği zaman futbol ülkesi olduğumuz anlamına gelmez.

Futbol ülkesi dediğin yerde her ilin takımı kapalı gişe oynar, kemikleşmiş gerçekten şehrinin takımını tutan taraftarlar vardır. Bizim ülkemizde yancılık yapar gibi arada bi' şehrinin takımı destekleme taklidi yapılmaz.

Futbol ülkesinde Cuma ve Pazartesi günleri iş çıkışına, sırf yayıncı kuruluşun gönlü olsun diye maç konulmaz.

Futbol ülkesinde dağın başındaki ya da şehrin orta yerinde görünen ama tek yoldan ulaşımın sağlandığı yerlere 21:00, 21:45 maçları konulmaz. İnsanların evine nasıl gideceği de düşünülür.

Futbol ülkesi olmaktan önce insan olmak gelir.

Futbol ülkelerinde Ankaragücü gibi 100 yıllık çınarlar belediye başkanının oğluna peşkeş çekilip oyuncak edilmez.

Futbol ülkelerinde Kocaelispor, Sakaryaspor gibi taraftarlar amatör kümeye düşmez, düşürülmez.

Daha önce de yazmıştım, tribünleri doldurmak istiyorsak gündüz maçlarının sayısını arttırmalıyız. Cumartesi-Pazar dışında maç oynatmamalıyız. Bizim ülkemizde bunun dışında maç oynatmak deveye hendek atlatmaktan beter. 23:00 ya da 23:30 da biten maçtan sonra insanlar nasıl gidecek evine diye düşünülmeli artık. Birisi gerçekten taraftarı düşünmeli passolig goygoyunu kenara bırakıp asıl mevzuya çözüm bulunmalı.

Passolig için tek önerim kart parasının bi' defaya mahsus alınması. Yani her sene yeniden 20-25 lira ödemeye dayalı olmaması. Bunun en güzel örneği kredi kartı yıllık aidatı yüzünden bankacılara blöf yapan bizler hatta passoligi ortaya çıkaranları verebiliriz. Banka aranır ve blöfü dünyaya getiren 3 kişilik ekipte yer alan kullanıcı şöyle der; "eğer yıllık kart aidatını iptal etmezseniz kartımı kapatıyorum". Bi' bankacıda çıkıp diyememiştir ki "gördüm, al sana full AS", nerede eski bankacılar. İşte passoligde şu an blöfü yemeye müsait çünkü 4 milyon hedeflerken daha 350 bindeler ve işler iyice sarpa sarmış durumda. Eğer bi' defaya mahsus olursa fişlenme olayı biraz arka planda kalıp taraftar yeni maç saatleriyle stadlara dönüş yapabilir.

Benim çözüm önerim;

Cumartesi
14:00 || 1 maç
16:00 || 2 maç
18:00 || 1 maç

Pazar 
13:30 || 2 maç
15:30 || 2 maç
17:30 || 1 maç

Yani federasyonun 3-4-5 Ekim günlerine yayıp en abidik saatlerde oynatacağı 5. hafta maçlarının aşağıdaki gibi olduğu taktirde 3 hafta içinde passoligi alaşağı ederek seyirci sayısında gözle görünür artış olacağının garantisini veriyorum. 

Geçtiğimiz hafta 3450 kişinin izlediği Beşiktaş-Eskişehir maçı Cumartesi 20:00 yerine aynı gün 16:00 da oynansaydı 20-25 bin kişiye oynardı. Hem dönüş yolunda kimsenin kafasında soru işareti olmazdı, hem de hava şartları gündüz daha iyiydi olimpiyatın havasından kaçılmış olurdu. 

Yine aynı şekilde Cuma günü 20:00 de oynatmakta dayatılan Galatasaray-Sivasspor maçı Cumartesi 18:00 de oynatılsaydı 30 bin rahat gelirdi.Maç bittikten sonra cumartesi gecesi bolca vakit kalacağı için taraftarı çekmek için bi' neden daha. Hatta bi' tane daha geliyor. Cuma günü iş çıkışı 20:00 de maç olmaz olmuyorda, işçıkışı.net!

4 EKİM Cumartesi
14:00 || Mersin İdman Yurdu-Bursaspor
16:00 || Kasımpaşa-Gaziantepspor, Sivasspor-Gençlerbirliği
18:00 || Fenerbahçe-Torku Konyaspor

5 EKİM Pazar 
13:30 || Başakşehirspor-Akhisar Belediye, Karabükspor-Trabzonspor
15:30 || Balıkesirspor-Beşiktaş, Eskişehirspor-Çaykur Rizespor
17:30 || Erciyesspor-Galatasaray

Tabi bu saatlere ilk itirazı LİG TV yapacak. Zaten her şeye çomak sokan da onlar onunda passoliginde farkındayız. Ama sorun olmaz. 2 farklı gün ve 6 farklı saat var, 3 büyükleri aynı saate denk getirmedikleri sürece sorun olmaz. 

Salı günü şampiyonlar ligi olan cumartesi oynar, perşembe UEFA'sı olan pazar oynar. Tamam, ağırlıklı olarak büyükleri 17:30 ve 18:00 de oynatırsınız sizin de gönlünüz olsun. Ama aynı güne denk gelince korkmayın adamlar Real Madrid-Barcelona maçını yerel saatle 15:00'te oynatıyor kimsenin gıkı çıkmıyor, yıllardır premier ligde cumartesi 14:45'te izlemediğimiz derbi kalmadı tadına doyamıyoruz. Hadi siz şimdi dediğimi yapın gerisini taraftara bırakın, korkmayın adam yemiyoruz maç izliyoruz izlemek istiyoruz.

27 Eylül 2014 Cumartesi

Puan ve Puanlar Almaya Geldik

Niyeti bozan herkes kaosun zirve yaptığı ortamda Sivasın kaçırdığı golleri konuşmak için can atıyor.
Olcanın düşürüldüğü pozisyona penaltı mıydı acaba diyerek komple teorilerinin gardiyanlarına selam çakıyor. 
Golden sonra herkes el ele kulübeye koşarken Olcan niye gitmedi diye "yoksa" kalıplı sorular türetmek için bekliyor.


Bugün sadece 3 puan ve şu fotoğraf önemliydi. Şu kaos ortamında başka şeyleri konuşmak yersiz. Çünkü dün tek kale top oynayıp, Sivasın orta sahayı bile geçemediği bi' 90 dakika sonrasında 0-0 beraberlikle maçı tamamlamış olsaydık bugünkü kavga gürültüyü kimse tahmin edemezdi. Çukurun içinden çıkmak için sadece 3 puanları yan yana koyup merdiven olarak aydınlığa çıkmak gerekiyor. Arada olan biteni tatavayı duymamazlıktan gelmek lazım, en azından 1 Kasıma kadar. Daha önce de söyledim sonrası Fatih Terim Allah Kerim..

Prandellihocam'ın dün ilk kez denediği 3-5-1-1 sistemine de bi' şeyler söyleyelim ki oradan atak gelirse savunmamız hazır olsun. 3-5-1-1 Prandelli'nin element uydurma edasıyla yaptığı bi' şey değil, daha önce İtalya milli takım ile 2012 Avrupa şampiyonasında finale giden yolda çok işe yaramış Almanları hizaya getirmiş, grupta İspanyolları afallatmıştı. 

Hocamın taktisyenliğine sözüm yok, lafının üstüne laf söylemem. Dün Sneijder'i Conte'nin Juventusta yaptığı 3-5-1-1 gibi Pirlo niyetine kullanması kesinlikle taktisyenlikte bu işin ehli olduğunu gösteren bi' davranış. Nedenine gelirsek geçen hafta tek kale oynayan ama pozisyona girmekte zorlanıp 2 kontra ile 2-0 mağlup olan ağır bi' takım izledik. Benim düşüncem, hocam oyundaki ağırlığa biraz tempo katmak için ön tarafta Olcan ve Burak ikilisine deli presi yaptırıp topu alınca da savunma önündeki Sneijder ile atağın yönünü tek pasla değiştirmeyi düşündü. Pirlo zamanında Sneijder gibi 10 numaraydı, Ancelotti geldi 5 numara yaptı olmaya da bilirdi ama oldu. 

Dikkat ettiyseniz bizim Başbakan Mr. Pirlo'nun kontrol ve pası birleştirdiği dahiyane sağlı sollu pasları vardır. İşte bunu Galatasaray da yapabilecek isim Sneijder. Dün de 3-5 pozisyonda bi' anda atağın yönünü değiştirerek rakibin dengesini bozdu, oyunu açtı, boşluklara anlam kattı vs...Hatta şu dağlarda Sneijder'in eseri siz bilmezsiniz!

Bu arada Dzemailli'nin sol iç olarak başlayıp zaman zaman soldışa kaydığı pozisyondaki performansı da iyiydi. Zaten Anderlecht maçında boş adam olmadığını sinyallerini vermişti. Sezon sonunda bakarsak ekstra goller attığını görebiliriz. 5-6 taneden rahat atar diyorum. 

İlk defa oynadığınız bi' saha içi yerleşiminde rakibe fazla ve net pozisyonlar verilmesini doğal karşılamak ve iyi niyetli olmak lazım. Melo ilk defa stoper, Sneijder ilk defa DMC oynadı bunlar hep savunmayı etkileyen durumlar. Saha içi dizilişi sizin kağıda yazdığınız gibi olmayabilir, hatta olmaz çünkü burada Football Manager oynamıyoruz.

      İyi günler #PrandelliHocam, Godfather 4 gibisin Corleoneler taşşağını yesin!

26 Eylül 2014 Cuma

Prandelli Hocam

                 Bugün Ezel'i yeniden çeksem dayımın yerine tereddütsüz seni oynatırdım hocam, sakal style!

Zaten Galatasaray her sezona 3 maçta 9 puanla başlıyor ya, hatta öyle ezici bi futbol oynuyor ki 3 maçta 9 yerine 10 puan mı versek diye federasyon ne yapacağını şaşırıyor, şampiyonlar liginde ilk maçın nerede ve kimle olduğu fark etmeksizin 3 puanı sökerek alıyor ya, Galatasaray değil Barcelona mübarek!

Sanki bu yazdığım senaryo her sene noktasına virgülüne oluyordu bu sene Cesare Prandelli'nin 3 maçta 4 puan alması kulübe yakışmadı. Ne lan bu hırs, kime lan bu hırs? Hiç tanımadığınız bi' İtalyana karşı ne bu kin?

Önce bi' kendinizi bilin, sonra başkalarına atıp tutarsınız. Siz geçen sene olimpiyatta Beşiktaş'ı yenip gelen teknik direktörü bile cevapsız çağrılara dönmüyor diye sözleşme feshine gittiniz, o yüzden önce kendiniz bilin sonra başkalarını bilirsiniz.

Bu kendini bilmezlerin katkılarıyla futbol takımı öyle bi kaos içine girdi ki gerçekten 3 maçta 10 puanı hak edecek futbol geleneği vardı da bizim haberimiz yokmuş gibi bi durum oluşturdular. Medya muhalefet ve 3-5 kendini medyadan sayan kendini bilmezin gazıyla ortalık toz duman, sonuç Ekim'de olağanüstü kongre. Buyur buradan yak!

Ah hocam ah, Prandellihocam!

Öyle bi yere geldin ki herkes taktisyen, herkes deha, herkes Mourinho, bilemedin Sir Alex öyle ekeşmiş öyle bilmiş ki vay ki vay hocam tam bi' dallasın içine düştün.

Şimdi başkan da çıkıp aday olmayacağını açıkladı ya, artık işin zordan da zor be hocam! 25 Ekime kadar tam 1 ay var, 1 ayda 6 zorlu maç var. Sivas, Arsenal(A), Erciyes(A), Fenerbahçe, Dortmund ve kongre günü Başakşehir(A) ile zirve yapacak hardcore bi' fikstür var. Var da var hocam...

Hocamın bu kaos ortamında, hem kendini hem takımda taraftarın gözünden düşen oyuncuları kurtarması için 6 maçtan minimum kayıpla çıkması gerekiyor. Kayıp demişken içerideki Sivas ve Fenerbahçe, dışarıdaki Erciyes ve Başakşehir maçlarını hiç saymıyorum onlara direk 4erden 12 puan yazdım bile. Orada bi' sıkıntı olursa zaten hocam hiç kusura bakmasın bu şafaktan sonra bahane sökmez. Kayıp olacaksa Arsenal deplasmanı olabilir belki içeride Dortmund ile berabere kalınabilir sorun değil. Şu an öncelik annemizin ligi ve oynanan oyun ve atılacak goller ve alınacak puanlar ve ve ve ve....

1 senedir öyle bi' kaos yaratıldı ki sanırsın Aziz Yıldırım geldi Galatasaray başkanı oldu. Önce Fatih Terim'i gönderdi, şimdi de kongre kararı aldı. Sonra aslında ilk tercihimiz Lucescu falan diye açıklama yapıyor. Böyle garip garip şeyler. Yani Aziz Yıldırım gelse 2 sene üst üste şampiyon olmuş ve 3. şampiyonluğa, 4. yıldıza giden takımın dengelerini bozamazdı. Ama sağ olsun iç mihraklar dış mihraklar liseliler, üniversiteliler el ele verip yürüyen takımı zirveden indirdiler.

Tabi her şeyi yönetim yaptı, Ünal Aysal tek suçlu demek doğru değil ama domino etkisini başlatan isim o ve yönetiminden başka birisi değil kimse kusura bakmasın. Üstüne bugün çıkmış aday olmayacağım diyor. Olmazsan olma, eski resimlere bak bi cigara yak. Seversin ya da sevmezsin tarzındır ya da değildir o hiç sorun değil ama sen Galatasaray efsanesi olmuş 6 şampiyonluk kazanmış teknik direktörü telefona bakmadı bahanesiyle gönderirsen, daha doğrusu senin bunun yapmaya gücün yetmez yeterse de 1 yılda indirirler seni oradan. Sonra takım içinde huzurda kalmaz, futbolcularda istek de olmaz, motivasyon cortlar puan kayıpları, kavgalar, gruplaşmalar vs. İstediğiniz buysa buyurun buradan yakın, kısa parliament var isterseniz?

Basit bi' soru var, 2 sene üst üste şampiyon olunmasaydı Ünal Aysal o koltukta oturabilir miydi?

Neyse hocam sen işine bak, bunların dallas oyunlarına karışma, bulaşma boşver. Zaten seni kimse tanımıyor, araştırma zahmetinde de bulunmuyor ama hakkında en çok atıp tutan yine onlar aynı tipler.. Artık takımı toparla ve kongre günü ligde kayıpsız, şampiyonlar liginde 3 maç sonunda minimum 3-4 puanın olacak şekilde başın önde çık. Sonrası Fatih Terim Allah Kerim.

Oyun içi etkisizliğe gelecek olursak, hocamın kararsız olduğu konu İtalya ve Parma zamanlarında oynattığı bizim baklava dediğimiz merkezden delip gitme arzusunda inat etmesi. Yani Bruma'yı bile savunma arasında araya kaynayan olarak kullanmak istiyor. Bruma da o konu maalesef available değil. Hocam kararını vermeli merkezden delip geçmek mi istiyor kanatlardan oyunu açıp adam eksilterek mi sonuca gitmek istiyor? Artık denemeyi yapmayı bırakmalı yoksa sacked position kapıda bekliyor. 

Bruma, Pandev, Olcan, Yasin hatta Aydın gibi kanat hücumcuları varken merkezden baklava yapmaya çalışmak pek mantıklı gelmiyor. En azından yapacaksan Brumayı, Olcanı yanında oturturken yap yoksa olmuyor hocam sende görüyorsun. Ha, 4-4-2'yi ben baklavalı severim tadına doyum olmaz diyorsan Melo ile başlayıp Dzemaili-Selçuk ikilisinin önünde Sneijder ile biten bi' baklava yapabilirsin. Önüne de çift forvet olarak Umut-Burak ikilisini salıp zehiri akıtabilirsin. Ama yine de sen bilirsin, sana güveniyorum hocam. 

Yabancı kontenjanını da göz önüne alarak önünde ki 6 maçlık serüvende 1 ya da 2 oyuncunun değiştiği diri ve formda, şu an ki psikolojik kaos ortamının ağırlığını yüklenebilecek oyuncuları bir araya getirip takımı kargaşanın içinde çekip çıkarmalı ki hoca gibi hoca olduğu belli olsun, kapalı da Prandellihocam yazısı yerini alsın. İdeal 11-13 oyuncuyu seçmek şu an ki kritik süreç.

Benim bugünkü Sivas ve hafta içi Arsenal 11'im
Olcan ve Pandev gibi iki adamı kenarda bıraktım ki müdahale şansın olsun, Allah gönlüne göre versin hocam.

SİVAS; Muslera - Veysel, Chedjou, Semih, Tarık - Melo, Dzemaili, Yekta - Sneijder - Burak, Umut
ARSENALMuslera - Tarık, Chedjou, Semih, Telles Melo, Dzemaili, Selçuk - Sneijder - Burak, Umut

Bu benim öngörüm, sen takımın içindesin doğrusunu sen bilirsin ve yaparsın ver fanı gitsin artık hocam!

5 Eylül 2014 Cuma

Direktörle 4 Sene

          Tam bi' direktörün yapabileceği el ve ağız refleksi kompozisyonu

Direktörlük; senin bugün öğrendiklerini çoktan unutmuş olan, bu şafaktan sonra ben mi yapayım modunda, top class bütçeli şirketlerde yönetmekten çok "vay be" dedirten, söylemleri ile başka dünyalara gidiş dönüş bilet kazandıran zeka seviyesinde, günümüzde her 3 kişiden 2sinin müdür olduğu yerde bunlara kış kış diyecek kişi veya kişiler için kullanılır veya kullanılmalıdır. Yani ben en azından öyle biliyorum. Belki de yanlış biliyorum o da belli değil ama Türkiye Futbol Direktörü olmak için ne yapmak gerekiyor onu hiç bilmiyorum çünkü Sinyor Terim bu ünvanı nereden aldı soru işareti, gökten zembille inmediği kesin. Dolayısıyla Arka Sokaklarda neler oluyor Rıza Baba? Fabrika Direktörü, Art Direktör, Proje Direktörü, Medikal Direktör, Teknik İşler Direktörü liste uzar gider.

Direktör denilince hiç unutmam; "Ya çocuklar, Mahmut bey Direktör olunca işler değişti bi' şey diyemiyoruz"

Mr. Direktör "Dünya Kupasına takım hazırlıyoruz" diyerek cümle içinde Avrupa Şampiyonasını taca attı. Bunu son dünya kupasında abidik kubidik oyuncularla yarı final yapan Hollandalılar bile yapamaz. Bi' önceki DK eleme gruplarında 4. olup Bulgaristan sınırında Türkiye'ye geri dönüş için play-off oynama hakkı kazanan takım için üst düzey hedefler koymak pek inandırıcı değil.

Hatırlamak istemeyiz ama 4. olduğumuz eleme maçlarına da grup 1.liği diye balıklama atlayıp küme düşmekten zor kurtulmuştuk. Direktör adı olunca biraz daha İngiliz vari konuşmalar yapmak lazım. Yani ne demek istediğini anlaşılmayan lafı dolandıran bakarız hallederiz yapacağız edeceğiz ayağı çekmek lazım.

Açıkçası "Dünya Kupasına takım hazırlıyoruz" deme hakkı Avrupa Şampiyonasına katılamadığı için Copa Americayı iplemeyen Brezilya, Arjantin gibi Güney Amerika ülkeleri ile son dünya kupasında finali kaybeden takım için geçerlidir. Gerisi faso fiso, asta vista, tanjant kotanjant anağdın mı?

4 Yıllık Kadro 

Kağıt üzerinde bile olsa planlama yapmak çok zor bi' iştir. Deneyenler bilir. Direktörüm benim biricik sevgilim önümüzdeki 4 yılı planlıyoruz dedi. Eğer bunu bi' Alman kafasıyla yapıp Türk coşkusuyla harmanlarsa vay ki ne vay. 2018 DK sonrası Türkiye top class 10 dünya devi arasına girebilir. Geleceğe yönelik bi' planlama olacak hem de bugün izlerken başarıyı da beraberinde getirecek. Hocamın dediği galiba böyle bi' şey ki bu epey zor iş, kolay gelsin.

4 yıllık bi' süreç olunca kadro seçimi de ona göre mi olmalı yoksa kim formda ise onlarla mı devam edilmeli yoksa ortaya middle middle karışık bi' şeyler mi yapılmalı? Şu an 2018 DK kadrosunda olmayacak muhtemel isimler Emre Belözoğlu ve Hakan Balta. Bunlara ek olarak yaşları 32-33 olacak Gökhan Gönül, Selçuk İnan, Mehmet Topal, Burak Yılmaz ve Olcan Adın var. Kadronun geri kalanı o günün şartları ve alttan gelecek isimlerin yukarıyı zorlama durumlarına göre kadroda ki yerlerini koruyabilirler. Sonuçta şu an ağırlıklı bugünün kadrosundan oluşan ama Ozan Tufan ve Hakan Çalhanoğlu gibi geleceğin demirbaşları olacak isimler de kadroda yer alıyor.

Bugün ki kadronun değişmez isimleri kalede Onur, savunmada Gökhan ve Caner, orta sahada Arda ve Hakan Çalhanoğlu ile hücumda Burak Yılmaz olacak. Bu eleme maçlarında sakatlık, ceza olmadığı sürece bu 6 kişi kadronun omurgasını oluşturacaklar. Geri kalan 5 kişilik yer için ÖSYM başvuruları toplamaya başladı. ÖSYM direktörü pardon TFDirektörü belli başlı isimler içinden o an ki form durumuna göre seçimini yapacak. Yani havuz belli musluklar belli kimin açıp kimi kapatacağı kimin ne kadar saatte doldurup boşaltabileceği de ortada, o zaman ne duruyorsun helva yapsana DİREKTÖR!

Savunma göbeğinde Semih, Ömer ikilisi şu an için iyi duruyorlar ama Ersan ve bence Bekir ve Uğur Demirok da alternatif olarak fena değiller. Savunma beklerinde Tarık Çamdal'ın Galatasaray formasıyla çıkacağı seviye Gökhan Gönül'ün yıllardır sıçıp sıvadığı milli takım performansına pozitif etki yapacaktır. Caner için bi' şey söylemeye gerek yok böyle oynasın yeter, alternatifi İsmail artık bi' sağbek içi rahat olsun Caner'in forma garanti! İshak üstüne koyar mı, bu sene belli olur.

Merkez orta alanda hala Emre Belözoğlu kadroda. Kendisi hakkında yazılacak kelimeler bizim için tükendi. Ha, topçuluğuna laf yok orası ayrı. Selçuk İnan, Topal, Oğuzhan şu an kadroda olmayan Alper, Direktörün Ozan Tufan açılımı orta alanda listenin başında bulunuyor. Sakatlığı nedeniyle kadroda olmayan yancı Nuri Şahin'de bu rotasyonda yer alır ama kim tatmin olur bilinmez. Kenar forvetlerde kaptan Arda ve Hakan Çalhanoğlu'nu yan yana izleme keyfi diye bi' şey ortaya çıkabilir dikkat edilmeli. Ahmet İlhan Özek milli takım topçusu değil onun gibilerini çok gördük kusura bakmasın, Gökhan Emreciksin stayla! Sercan Sararer ve Tunay Torun rüzgarı vardı, hava açtı galiba ses seda yok ikisinden!

Olcan ve Olcay, ikisi de hedefi bayındır baraj olan milli takım için vasatın az biraz üstünde dolaşan 18 oyuncusu olabilirler ki zaten öyleler. Gökhan Töre'yi yazıyorum ki Ahmet İlhan'ın olduğu yerde haksızlık olmasın. Ayrıca Burhan Eşer'e yapılan haksızlığın sebebi nedir onu da sormak lazım!!!

Gol makineciliği mühendisliğinde şu an için kimseye beğendiremediğimiz Burak Yılmaz var. Alternatif başvuru yapanlar Pektemek gol demek, Mevlüt yedek kulübesi demek ve Umut parçalı Bulutlu demek var. Cenk Tosun da kenarda bekliyor maybe, perhaps kafasında.

Bu isimler 2016 elemelerinde kadronun iskeletorunu oluşturacak havuzda boy verirler. Artık kim boğulur, kimin kolu çıkar, kim takar orasını zaman gösterir.

4 yıllık planlama olunca alttan gelecek veya gelmek üzere olan isimleri de not etmek lazım ki bi' şey olursa biz demiştik olum deriz, hahahahaha...

Şu an ki Ümit milli kadrosundan yukarı çıkacak isimler-sürpriz olmazsa-Ahmet Çalık, Enes Ünal, Alpaslan Öztürk, Salih Uçan ve tabi ki benim leblebici dediğim Muhammet Demir. Bu çocuk bu sene inşallah 15-20 arası atacak bu yabancı uygulamasının da etkisiyle 4-5 milyona İstanbula gelecek ve işte o zaman niye leblebici dediğimi anlayacaksınız.

Almanya'da oynayan, alt yaşlarda Almanya'yı seçmişlerden ikna edilebilecek ya da alt yaşlarda Türkiye formasını seçen ve 2 yıl içinde şampiyona seviyesine çıkabilecek isimleri tahmin edemiyoruz, sistem izin vermiyor. Ama bi' Emre Can hiç fena olmaz son tahlilde.

2016 Avrupa Şampiyonasına giderken nasıl bi' 25 kişi çıkar bilinmez. 2 sezon sonraki bi' turnuvayı kestirmek zor ama sallamak bizim işimiz. İşte benim orada görmek istediğim 25 kişilik kadro

Onur, Tolga, Mert
Gökhan, Tarık, Caner, İsmail, Semih, Ömer, Uğur, Ersan (İshak) (Kaan Ayhan)
Topal, Selçuk, Alper, Oğuzhan, Ozan, Salih (Nuri) (Emre Can) (Levin Öztunalı)
Arda, Hakan, Töre (Olcay, Olcan) (Sinan Kurt)
Burak, Muhammet, Pektemek

Son olarak hocam bu ülkede sen Direktör olmayacaksın da kim olacak allasen sonuna kadar hak etmişsindir, bizden yana sıkıntı yok. Ama sen yine de Avrupa Şampiyonasına da bi' takım hazırla sen gelmesen bile biz gideriz sonra Dünya Kupasında buluşuruz, ok? Grandepuntohocam kim tutar seni!

28 Ağustos 2014 Perşembe

Vahidhoca


Efsanevi 6 şampiyonluktan sonra geride kalan 30 senenin ardından kimse şampiyonluk kelimesini ağzına almıyor, alamıyor. Çünkü dünya şartları zorlaştığı gibi futbol oyunu da zorlaşıyor, bunu da en iyi Trabzonspor teknik direktörü Vahid Halilodzic biliyor. Bildiği yetmezmiş gibi takımını yerden yere vurmaktan geri adım atmıyor.

Daha önce Trabzonda olduğunu hayal meyal hatırlıyorum onun dışında Halilodzici tanımam etmem. Cezayir milli takımında jenerasyonun ve kendi tecrübesinin katkılarıyla dünya kupasına renk kattı eyvallah. Bilmem bi' yer asıllı Fransızdır diye düşünüyordum ama Boşnakmış galiba. Bak adamdan resmen bi' haber gibiyim. Aslında çok da tanımama gerek yok. Kimmiş, neymiş, nereliymiş vs. Banane ki! Önemli olan sonuçta futbolu ve her 3 kişiden 2sinin teknik direktör olduğu Trabzonu taşıyabileceği yer, gerisi tatava!

Halilodzic neyin peşinde?

Brezilya'dan İstanbul aktarması ile Trabzon'a inerek tatil bile yapmadan Zeki Yavru gerçeği ile şoka giren vahid hoca şokun etkisiyle en az 10 transfer lazım yoksa ben giderim diyerek müthiş bi taktik yaptı. Bu şekilde takımı eleştirerek hem doğruları söylüyor hem de motive ediyor diye düşünüyorum. Hatta %51 motivasyon sağlamak için bu kadar sert açıklamalar yapıyor. Hem kendisinin sihirbaz olmadığını ima ederek yönetime açık mesaj veriyor ki Zeki Yavru ile küme düşmeme mücadelesi vermek zorunda kalmasın, hem de yapılan onca transfere rağmen yetmez ama evetçileri yanına alsın ki mağduriyeti cebinde dursun.

Hoca akıllı hoca ki rakipleri ve şehrin ne olursa olsun beni bağlamaz kafa yapısını bildiği için 10 tane transfer istiyorum dedi. Demesiyle İshak, Musa, Medjani, Belkalem, Constant, Cardozo, Ekici, Fatih, Sefa takıma katılan isimler oldu. Bu arada hoca biraz deli dolu olduğu için kendisinden habersiz transfer edilen Turgut Doğan Şahini beğenmediği için kadro dışı bıraktı. Hani şu bi' aralar büyüklerin peşinde dolandığı kara oğlan var ya o işte!

İSKELETOR!

Bu kadar transfer ile sanki PTT ligden yeni çıkmış, maddi durumu iyi Belediye takımı gibi toplama bi' takım olmuş görüntüsü var ama kaliteli ve tecrübeli oyuncu kadrosu bunu aşacak gibi duruyor. Bunun için omurgayı oluştururken dikkatli seçimler yapılması gerekiyor.

Omurga Onur Recep Kıvrak ile dimdik bi' giriş yapıyor ama önünde oynaması muhtemel rotasyonda soru işaretleri var. Belkalem, Medjani, Mustafa, Aykut stoper rotasyonu. Orta alanda Constant dışında doğru düzgün 2. bi' isim yok belki son anda İshak transferinde takastan dönen Soner. Hücumda ise dağılan omurgayı toplamak için Cardozo var.

Hocanın illa ki planı vardır ama savunma idare eder gibi dursa da orta saha naynini naynini naynino zilleri takmış oynuyor. Rakip takım ön tarafta pres gücü sütten sayılan Cardozo'yu geçtikten sonra stoperlerle baş başa kalacak. Sonra Onur'a dua et dur. İskelet önemli, iskelet olmazsa çek ayrı yanar biz ayrı yanarız Asım!

UEFA grupları, lig ve yeni statüsü ile Türkiye Kupası maçlarını üst üste koyduğumuz zaman 3 günde 1 maç yapacak olan takımın orta saha rotasyonu bu şekilde zayıf olamaz. 

Her yerde Kolo Toure adı geçtiği söylüyorum öncelikle bir defans oyuncusunu kadroya katmak hatta transferi bu şekilde kapatmak gibi bi' düşünce varsa, aman ha! 

Transfer sadece stoper ile kapanacaksa benim fikrim Colmanı tekrar kadroya dahil etmek. Tabi bu son çare olmalı çünkü bu saatten sonra gönderemediğin adama muhtaç kalmak Hacıosmanoğlu-Halilodzic ikilisinin olduğu yerde pek mümkün görünmüyor.

Şu kadroya göre Malouda ve Colmanın elden çıkarılmasıyla biri kesin stoper olmak üzere merkez orta saha ile transfer tamamlanmalı.


Transfer olur veya olmaz şu an ki kadronun sahaya dizilişi çizdiğimiz gibi olur. 5 yabancıyla bundan iyisi olmaz zaten. 

Ilk 4te hatta şampiyonluğu zorlayacak kadronun anahtarları 3 yerli oyuncunun elinde diye düşünüyorum. Sefa Yılmaz, Yusuf Erdoğan ve Mehmet Ekici

Artık sınıf atlama çağına gelmiş Sefa ve Yusuf'un takımı sürükleme sorumluluğunu alma yüzdeleri ile Mehmet Ekici'nin Cardozo seviyesine çıkıp çıkamaması Trabzon'un sezon içi yürüyüşünü belirler.

Van Der Vaart ve Toure gelirse cuk oturma tabiri için aranan kan bulunmuş olur.