15 Mart 2014 Cumartesi

Londra'da Sezon Finali Mİ ?


Mancini'nin ayağının tozu ile ilk maçına italya da Juventus'a karşı çıkıp aldığı 1 puan, sezonun bugünlerine ait hedefleri değiştirdi. Çünkü Terim'in gitmesiyle kaos ortamına giren takımın hemen toparlanıp 3 kulvar da Mart ayını görmesi çok kolay bi' şey değildi. Mancini, İtalya'dan getirdiği 1 puanın yanına hava şartlarının da "yürü ya kulum" demesi ile Arena da ki Juventus galibiyetini de koyarak takımın Mart ayına kadar hem ligde hem de Avrupa hedefinden uzaklaşmamasını sağladı.

Halbuki Torino'dan mağlubiyet ile dönülse içeride ki Kopenhag maçı bile o günkü kadar kolay geçmeyecekti. Son hafta Juventus'u yenmek bile yetmeyecekti. Ama o puan Arena da kar yağmasını bile sağladı ve avrupa da tur atlamanın verdiği gaz ile takım lige tutunmayı da başardı.

Ligde liderin 7 puan gerisinde olsa da kağıt üstünde avantajlı görünen fikstür ve avrupa macerasının devam etmesi Mancini'nin takıma direk müdahale etmesini engelledi. Çünkü bu ortamda radikal değişiklikler yapmak faydadan çok zarar getirebilirdi. O da Alex Telles hamlesi dışında keskin bi' hamle yapmadı.

Kağıt üstünde gerçekten avantajlı görünen takım deplasmanlarda 2 şer 2 şer toplamda 8 puan bırakınca avantaj falan kalmadı. Bu arada içeride Chelsea ile de 1-1 berabere kalınca tüm hesaplar alt üst oldu. Hesaba göre Chelsea ye kadar kayıpsız geçilecek ya da 3 puandan fazla bırakılmayacak, Chelsea öncesi ve sonrası oynanacak maçlar ligi belirleyecekti. Chelsea içinse içeride gerekirse gol yemeden beraberlik iyi diye muhabbetler çevriliyordu.

N'oldu? Doldu hocam doldu!

Bugün gerçekçi tek hedef kaldı o da şampiyonlar liginde çeyrek finale kalabilmek ve devamında ManUTD-Oly eşleşmesinden gelecek takımı kurada çekebilmek. Londra da galibiyet ya da gollü beraberlik gerekiyor. Ama içimden geçen penaltılar ve tabi ki Muslera'nın verdiği güven. İlk maçın 2. yarısındaki tek kale geçen oyundan sonra ister istemez ümitlenmedik değil ama rakip Chelsea ve menajeri Mourinho.

Karabük de 0-0 devam eden maçta 85'te oyundan çıkan Drogba'nın ruh hali nasıldır bilmiyorum. Hele ki bu sezon ki performansından sonra hiç umudumuz yok gibi ama rakip eski takımı olunca "lan belki" demeden geçemiyorum. Ayrıca Melo'nun da ilk maçta ki tabiri caizse rakibi ısıran, sazı eline alan oyunu da Ramires-Willian orta sahası karşısında "neden olmasın" dedirtiyor.

Maçın kilit oyuncusu kesinlikle Selçuk İnan olacaktır. Bu sezon Mustafa Sarp misali resitaller sunan sözde maestro, Londra da yine kayıp aranıyor kıvamında oynarsa orada kalsın gelmesin. Selçuk Salı günü Melo'ya oyun anlamında katılıp o seviyeye çıkarsa gollü beraberliğe gerek kalmadan galibiyet ve tur ile dönmek mümkün. Tabi bunları Mancini'nin kadro bakımından sürpriz yapmayacağını düşünerek yazdım.

Yani şu;

Muslera - Ebüe, Çedju, Semih, Teyyes - Yekta - Melo, İnan - Sneij - Burak, Drogba

Bu 11 bence 4-1-2-1-2 oynamalı geçen sene ki Schalke deplasmanı gibi anladın sen onu.

Peki Londra'dan handikaplı Chelsea galibiyeti yani tur kaybedilerek dönülürse n'olur?
Ligi zaten bi' türlü avucunun içine alamamış ve deplasmanda gol atmakta bile zorlanan takım avrupa hedefini de kaybedince Nisan gelmeden tatile çıkar. İçeride yine bilindik bol gollü galibiyetler alınabilir. Tek hedef Fenerbahçe maçı ve o maçta alınacak galibiyet olur. Yani sezon 25 Mart Salı akşamı Londra da finalini yapıp gelecek sezonun ilk bölümü için çekim hazırlıklarına başlanır.

Artık Eboue den mi başlar, Selçuk-Burak ikilisine mi girer, stoper için aday adaylarından yönetime vereceğe adaya mı geçer, golcü gibi bi' golcü işine mi girişir bilemem ama Mancini'nin işi pek kolay değil. Hele bi' de 5+3 gibi saçma sapan bi' yabancı kısıtlamasının olacağı yerde, ooohohohohohoho...

4 Mart 2014 Salı

Hırsız Var!

Bi' hırsız furyasıdır gidiyor ya, hadi bakalım. Ortalık hırsız kaynıyor. Ama hırsız damgasının vurulacağı kişiler, kurumlar vs.ler pek doğru seçilmiyor gibi.
Gibisi fazla, seçilmiyor işte. 

Arif Erdem'i herkes İnönü de ki İstanbulspor maçında 90+6 da kendini yere atarak kazandırdığı penaltı ile hatırlar. Malum maçı Galatasaray 3-2 kazanarak 4 yıllık serinin başlangıcını yapmış UEFA kupasına kadar olan efsane yol açılmıştır.

O yıllarda herkes Arif için "hep atıyor kendini", "bak yine attı kendini", "kim o yere düşen, kesin Arif'tir ha", "atma Arif din kardeşiyiz" vs. hep böyle esprili ara sıra sert ifadelerinde olduğu yaklaşımlar olmuştur. 

Futbolun doğasında vardır zaten yıldız oyuncular, ratingi yüksek takımlarda hakemlerin yaşadığı baskıdan hep faydalanmışlardır. En ufak darbede kendini yere bırakıp faul alan penaltı alan ilk insan değildir Arif Erdem. Aynı zamanda sonuncusu da Burak Yılmaz olmayacaktır. 

Yine ne tesadüftür ki İnönü de Burak Yılmaz Beşiktaş maçında bu şekilde bi' penaltı almış ve çok büyük tartışmalara yol açmıştır. Devamında ne bokumu yemek için maç izlediğini bilinmeyen bazı insanların gazlamaları nedeniyle "emek hırsızı" "hırsız" bilmem ne diyerek Burak Yılmaz'ın üstüne gidilmeye hatta işin rengini değişmeye başladığı görülmüştür.

Son olarak da Başçalan'ın memleketine deplasmana giden Gaassaray maçın sonlarına doğru Burak için tribünlerin hırsız tepkisi ile karşılaşmış ve gazı kaçmış insana benzemedik bi' hayvan oğlu hayvanın çakı atması ile Burak Yılmaz'ın ucuz kurtulduğu bi' olay meydana gelmiştir.

Şimdi soruyorum. Burak Yılmaz sizin dediğiniz gibi hırsız ise, Emre Belözoğlu nedir? Bak bu karşılaştırma sizin Burak için yaptığınız "ucuz" hırsız edebiyatınıza yanıt vermek için en anlaşılır yol. Ama biz buradan girmeyeceğiz. Sadece bunun da bi' yol olduğunu ama yanlışa yanlış ile gidip işleri bombok etmenin fayda etmeyeceğini göstermek için yazdım.

Buna cevap vermenin tek yolu ve bence de en doğru yolu şimdi gideceğimiz yol.
 
Madem siz bu kadar emeği, hakkı, adaleti, alın terini savunan delikanlılarsınız. 
Madem siz haksızlığa karşı tek yürek olmak ve böylelerini ifşa etmek, al aşağı etmek istiyorsunuz.
Helal olsun size kesinlikle doğru yoldasınız ki haklısınız da.

Ama bu kadar delikanlıysanız önce Başçalan hemşehrinize hırsız diye bağırın. Onu ifşa edin, al aşağı edin, yetimin garibin emeklinin köylünün çiftçinin hakkını isteyin, hırsız diye haykırın. It's ok?

Sonra Başçalan ve yanındakilerden sıra gelirse, Burak Yılmaz için "hırsız" diye sizden önce biz bağırırız, hiç sorun değil!

Hadi bakalım, yiyorsa!

Rizesin, Rizesporsun lan altı üstü, uğraştığın camia koskoca Galatasaray.
Alkollüsün sanırım, başka açıklaması olamaz.

16 Şubat 2014 Pazar

Şampiyonlar Ligi 2. Tur 1. Hafta

         2001 de Şampiyonluğu Sonuna Kadar Hak Eden Takımın Kalecisi, Santiago Canizares!

Bu ligin bambaşka bi' lig olduğunu son örneğini geçen sene finale giden yolda alınan skorlara göre bakarak anlayabiliriz. Mesela içeride 1-1 biten Schalke maçından sonra Almanya'dan hak edilmiş 3-2'lik tur ile dönen Galatasaray ve yine devamında 3-0'ın rövanşından Arena'da 10 dakika da skoru 3-1 getirdikten sonra akıllara kazınan "yoksa Real Madrid'e 5 mi atacağız lan" sorusu..

Tabi bu bizim burada yaşadıklarımızdan ibaret olanlar. Bi' de Dortmund efsanesi oldu geçen sene, belki de çoğu kişinin gönlünün şampiyonuydu, Real Madrid'e ilk maçta 4 tane sallamaları ve 2. maçın son 10 dakikasında altıpasta yaşanan karambollere rağmen finale uzanan yol. Ama finalde rakip Bayern olunca işler değişti. Bayern'in yaptığı da tırı vırı bi' şey değildi hani. Tarihin efsane takımı olarak anılacak Barcelona'yı iki maçta toplamda 7-0 ile ezerek geçmeleri hele hele Camp Nou da ki 0-3'lük maç. Şampiyonlar Ligi başka bi' sahne, müziği desen öyle enteresan.

İşte bu değişik arenanın en heyecanlı anlarının başladığı 2.tur ilk maçlarının 1. bölümüyle kapıları açıyoruz.

Bayer-Paris
Arapsporun dünya futboluna armağan ettiği yıldızlar karması takımlardan biri olan PSG belki de bu sezonun gizli favorisi dersek yanlış olmaz. Yıldızlar karmasından Zlatan gibi de bi' insan üstü yetenekleri olan biri olunca bu takımdan gizli favori demek bile yanlış olabilir. Ama Parisliler şu an için gizli favori olmaktan memnundurlar. Çünkü Bayern, Barcelona, Real Madrid gibi favorilerin yanında sivrilip dikkat çekmek istemeyeceklerdir ki buna uygun olarak kurada Leverkusen'i çekerek sinsice çeyrek finale kapağı atacaklar. Leverkusen sürpriz yapabilir mi? Dün Schalkeye yenilip beni tek maçtan yatıran takıma beter olsun başka da bi' şey demiyorum. Şaka bi' yana Leverkusen Alman takımı olmasa şu turun en tırı vırı takımı olurdu ama Bundesliga'nın yükselen değeri oradan çıkan her takımı dikkate almaya yetiyor.

Milan-Atletico
Bologna maçından sonra dedim ki bu turun anahtarı Balotelli'nin iki dudağının arasında arkadaş. Adam tam bi' çılgın dayılar. Akepe ampulünü patlatırcasına vurulup tavandaki örümcek ağını alana bi' golden sonra Thierry Henry tadında Ergün Pembe ayarından bi' soğukkanlılıkla santraya doğru dönüp gitmek herkese nasip olmaz. Her şey Balotelli ile olmaz tabi. Milan kağıt üstünde bu turda en şanslı kurayı çekmiş gibi görünebilir ama Atletico karşısında Milan'ın şansı zordan da öte. İşte şampiyonlar ligi burada başlıyor. Şansı olmayanların kendi şansını yarattığı düşler tiyatrosu. Ama fark etmez, Villa atar Atletico alır. Costa'yı hiç söylemiyorum. Ama Balotelli ? Milan'ın dağınıklığı karşısında (yıllardır kullanmak istediğim kelime) Atletico'nun kompakt yapısı yan yana koyunca düşler tiyatrosundan çıkıp gerçek dünyaya girmemize neden oluyor. Anladın sen onu.

Arsenal-Münih
Almanlar için hep "panzer" benzetmesi yapılır ya işte o benzetme bugün tam anlamıyla yerini bulmuş durumda. Bayern takımı geçen sene 7-0'lık Barcelona darbesinden sonra Dortmund'u da tabiri caizse al aşağı ederek hak edilmiş bi' zafere imza attı. Yetmedi bu kadroya Götze geldi o da yetmedi Guardiola gibi dahiyane olduğunu dünya da kabul edilmiş bi' teknik adamı beyin takımının başına getirdi. Premier Lig'in en iyi en kaliteli lig olma ünvanını aldı alacak dediğimiz Bundesliga 21 maçta 19 galibiyet ile zirvede yer alan, aynı şekilde CL de tek rakibi olan ManCity'i zorlanmadan geçen bi' Alman panzeri var. Guardiola 4-1-4-1 gibi gözüken ama saha içinde rakibin başını döndüren bi' oyun anlayışı ile oynatıyor. Mesela Lahm'ın savunma önünde ki hiç kimse tarafından fark edilememiş özelliğini ortaya çıkarmış olması bile kendisinin ne kadar özel biri olduğunu gösteriyor. Bütün övgülere, kaliteye, farklılığa Arsene Wenger nasıl yanıt verecek? Sezona son dakikada gelen flaş gibi flaş olan Mesut transferi ile beklenenin üstünde bi' başlangıç yapmış ve oyun olarak şampiyonlar seviyesine gelmeye başlamıştı. CM, FM gibi oyunlarda genç oyunculara şans vererek başarı arayan herkes gibi Arsenal'in bu başarısı hepimizi sevindirmişti ama 1 aydır devam eden kötü oyun hem de "EsasAlmanPanzeri" öncesinde tur şansını iyiden iyi mucizelere bıraktı. Bayern'in makine düzenine çomak sokmak için arka tarafı kollamak gerekli o da Arsenal için en zayıf oldukları nokta.

City-Barca
Bu senenin CL finali olsa. Kimsenin gıkı çıkmaz. Arada 3-5 alman kırmasının çatlak sesi gelir onu da Messi bakkala gönderir. Öyle müthiş bi' eşleşme ki nasıl CL finali olsa kimse itiraz etmiyorsa, turu kim geçerse geçsin aynı şekilde tepki olmaz. City arapspor himayesine girdiği günlerden bugüne bu sene oynadığı oyun ile artık büyük takım olduğunun güvenini herkese kabul ettirmiş durumda. Son günlerde biraz Chelsea fırtınası esiyor gibi gözükse de yok öyle bi' şey. Şu sezonda şöyle bi' maçta Agüero'nun bu sezon ki nefis performansını da üstüne koyduğumuzda sakatlığı nedeniyle oynamayacak olması City için fena, Barca için müthiş bi' avantaj. Agüero'nun çabukluğunun Pique-Mascherona karşısındaki eksikliği Barcelona savunması için bulunmaz nimet. Tahmini City yarı alanında geçmesi beklenen maçlarda kontrataklarda Navas'ın koşularına diğer taraftan tamamlaması beklenen adam Agüero iken, olmaması ?? Koskoca CityBarca eşleşmesini Agüero üzerinden döndürmek, City'nin tüm gücünü Agüero'ya bağlamak Yaya Toure gibi dünyanın en iyi 5 oyuncusundan birine terbiyesizlik yapmaktan başka bi' şey değil. Barca tarafından rakibin kim olduğunu pek fark etmiyor. Adamlar biz oynarız, illa ki golü atarız diye düşünüyorlar. İşte bu noktada savunmayı pas geçince zayıf noktaları ortaya çıkıyor. Geçen sene ki Bayern hezimetinden sonra herkes artık şifrenin çözüldüğünü ve oyunun bittiği düşünmeye başladı. Bu Barcelona için avantaj. Çünkü Messi'nin 2 sene üst üste kaybetmeye tahammülü yok. Hele ki dünya kupası öncesi hiç yok. Yaya Toure özelinde kendini ispat çabasına girmezse fark yaratabileceği maçlar olacak. Messi'nin durumu turu belirler, tabi ki kağıt üzerinde bu sene kayıp olan Andres İniesta.

Şampiyonlar Ligi'nin ne demek olduğunu sizden öğrenecek değiliz ama öğretecek de değiliz!

12 Şubat 2014 Çarşamba

MRA ve Hami

Mustafa Reşit Akçay. Güzel isim. Yakışıklı isim. Ama başarı olmayınca yerin dibine girmek için kötü bi' isim. Trabzon UEFA liginde gruplardan namağlup çıkarak bi' ilke imza attı. Ama İstanbul takımı olmadığı için kimse bunu umursamadı. Sonra ne oldu?

Trabzon avrupa maçlarından önce ve sonra hep puan kayıpları yaptı. Zaten dar ve kısıtlı yetenekli isimlerden oluşan kadro takımın ligi ve avrupayı aynı denge de tutmasına yetmedi. Buna taraftarın ilgisizliğini eklemek lazım. Beşiktaş maçı belki bi' de içeride ki Lazio maçı dışında tribünlerin dolduğu 3. bi' maç ben hatırlamıyorum.

6 avrupa maçı öncesi ve sonrasında 3 mağlubiyet 2 beraberlik var. 13 puana tekabül ediyor. 13 değil de 8 puan kaybetmiş olsa, bugün 29 yerine 34 puanda olacak. Tek kulvarda mücadele eden liderin 44 puanlı olduğu ligde 34 puan+avrupada Juventus ile tur maçı, daha ne istiyorsunuz diye sorarlar adama!

20 haftada 29 puan topladığı için MRA gönderildi. Bu arada Mustafa Reşit Akçay için kullanılan MRA olayı da çok şık. Hoca bunun patentini falan neyi varsa alsın yarın bi' gün lazım olur. Belli olmaz. Ne diyorduk?

20 hafta 29 puan. Evet, az puan. Ama bu kadro yapısı ve devre arası hala yapılmayan takviyelerle yapacak başka bi' şeyi olan var mı? Belki 29 değilde 33-34 puan olurdu. Mesela 35 olmazdı, buna iddaaya girerim. Çünkü ligin takım kaliteleri ve güç dengelerine bakarsan bunun böyle olacağını anlamak için dahiyane falan olmana gerek kalmıyor.

3-4 puan için MRA gönderildi diye düşünüyorum. Bazıları hatta bazen bende diyordum ya hoca şu adamı oynatma, takımı önde oynat, mesafeleri kısalt falan diye bunları kime demiyoruz ki?

Neyse ağlama duvarına çevirmeye gerek yok. Avrupa da namağlup tur atlamış, Trabzon seyircisine Vidal, Pirlo, Buffon, Tevez gibi yıldızları izletme lüksünü 10 TL maç bileti karşılığında sunmuş ve dar kadrosuna inatla takviye yapılmadığı için ligde puan kayıpları yaşadığı için takımdan ayrılmak zorunda kalan MRA yolu açık olsun.

Ama trabzonlular da şunu bilsin bu kadronun bu ligde olacağı en iyi yer 4.lük olur. Hadi şans yanında olsun en fazla 3. olur. Hala da 4. olma şansı var. 4. sivasla arada fazla fark yok.

MRA nın gidişinden sonra asıl sorun şurada tekrarlıyor. Neden takım en azından Hazirana kadar Hami Mandıralıya teslim edilmiyor. Bu kadar mı güvenmiyorsunuz bu adama? Madem güvenmiyorsunuz neden yardımcı antrenör yapıyorsunuz? Lan ne acaip bi' ülkeyiz ya.

Hala gazetelerde ne idüğü belirsiz adamlar Şenol Güneş bu işin çaresi diyorsunuz. Şenol hoca bi' daha kendini harcatır mı sizin gibi boş beleş adamlara? Bırakın bu işleri.

22 Ocak 2014 Çarşamba

Mata'h Bi' Şey Değil Ama 45 Milyon €

David Moyes Everton'da iken tüm adanın saygı duyduğu bir adamdı. Ferguson gitti gidecek dendiği zamanlarda haklı olarak Mourinho ile birlikte hatta Mou'dan bile fazla şansının olduğu konuşuluyordu. Üstüne üstlük Guardiancılar, Telegraphcılar, Independentcılar bi' araya gelip, Ferguson'un geçmişine ve bugün geldiği nokta da ki duruşuna bakınca Moyes'in bu yolun yolcusu olması gerektiğini yüksek sesle dile getiriyorlardı. Derken olanlar oldu. Bi' gün SİR ağzında aromasından eser kalmayan sakızını atıp yenisiyle devam istedi. Ancak elini cebine attığında sakızın bittiğini görünce yolun sonuna geldiğini düşündü ve Moyes'in kendi koltuğu için en uygun adam olduğunu açıklayarak görevi İskoç teknik adama teslim etti.

Moyes hakkında olumlu görüş bildiren sadece ada basını değildi. Bizim buralarda hemencecik Moyesseverler dernekleri kuruldu, var olanlar kendilerini öne attı, olmayanlar Moyesci oldu vs. vs.

Premier Lig de 22 hafta geride kaldı ve Moyes liderin 14 puan gerisinde kaldı. 16 hafta kala bu farkı kapatması mümkün değil ki tek rakibi yok. Aynı anda hem Arsenal'i hem City'i hem de Chelsea'yi geçmesi bu dünyada olacak iş değil ama paralel evrende neden olmasın.

14 puan geride kalmak Moyes'in öyle bi' içine oturmuş ki şu transfer döneminde kim gelirse gelsin farketmez diye bi' bakış açısı oluşturmuş. Halbuki geçenlerde Cagliari-Juventus maçını izliyordu. Tahminim Marchisio'ya teklif yapacaktı ama o olmadı ya da Juventus kabul etmedi. Şu dönemde Vidal'i dünyaları versen Juventus'tan alamazsın. Ama konumuz ne Marchisio ne de Vidal. Gönül isterdi onlar olsun.


Manchester neden 14 puan geride kaldı. Bazıları Van Persie'nin sakatlığına bağlayabilir. Ama Moyes'in 22 maçta çıkardığı ideal bi' kadro hiç olmadı. Sürekli denemeler yaptı. Orta saha bugün dünyanın merkezi konuma gelmişken oraya bi' çözüm bulamadı. Hadi geçen sene SİR Alex'in sihiri ile Carrick'li United orta sahası şampiyon olmuştu ama bu sene olmuyor, olamayacağını Moyes sezon başında görmeli oraya rakiplerle mücadele edecek bi' merkez oyuncusu almalıydı. Yaya Toure-Fernandinho, Ramsey-Arteta-Özil, Ramires-Lampard-Oscar gibi rakiplere karşı Carrick-Cleverley vs. ile oynamak bile bile lades değil de nedir başkan?

14'e çıkan puan farkı ve medyanın geçtiği dalga dümene dayanamayan Moyes ne yapacağını şaşırdı ve Chelsea de Willian, Oscar, Hazard, Lampard varken forma bulmaması gayet normal olan Mata için 45 milyon euro teklif etti, hatta bu iş bitti diyorlar. Belki de şu an bitti gitti bile Mata.

Daha önce çok merak ederdim Mata'nın nasıl Chelsea seviyesinde bi' topçu olduğunu ki Mourinho gelince o da benim gibi düşündüğü için hiç şans vermedi. Sonra da kek alıcıyı bulunca, bilezik misali 45 milyon € 'ya açık denizde boğulmamak için çırpınan United'a geçirdi.

Şimdi soru şu; Mata mı kurtaracak United'ı? Chelsea de kadroya giremeyen adam gelip Premier Lig seviyesinde takım mı kurtaracak? Sir Alex olsaydı şu resmin içinde gidip yine Mata'yı alır mıydı?

Bırakın bu işleri. 45 milyonu Mata'ya verene kadar, git 2 tane Fernandinho gibi adam bul, 50 milyon ver. Sonra takım nasıl oluyor gör. En azından kafan rahat olur.

Belki de Mata'dan Mesut etkisi bekleyen olabilir. Bak bu da bi' ihtimal ama o otobüs buradan geçmiyor boşuna kimse beklemesin!

17 Ocak 2014 Cuma

Yurt Dışındaki Milli Gururumuz

İlk olarak Hakan Şükür'ün Torino'lu Şaban olarak akıllara kazınan bakkala ekmek almaya gider gibi 5 dakikada gidip geldiği İtalya macerasına tanık olmuştum. Video görüntüsü olmayan ama fotoğraflardan gördüğümüz kornerden attığı bi' gol vardı, 54 numaralı Hakan Şükür'ün. Sonra Tugay'ın tahminimce Fatih Terim ile ters düşmesinin de payının olduğu, her iş'te bi' hayır vardır kıvamında gerçekleşen Rangers transferi ile başlayıp Blackburnde 30bin kişiye maske taktıracak kadar efsane olan bi' yürüyüşüne şahit oldum, olduk. Şu sıralarda 3. sezonun ortasında olan Atletico Madrid efsanesi olma yolunda ilerleyen ve her gün üstüne koyan bi' Arda Turan'ı izliyoruz. Son kupa maçında oyundan çıkarken tüm stadın ayakta alkışlayıp "Arda Turan" diye tempo tutmasını da görünce..

Her Ocak ayında çıkan bi' haber olma klasiği yolunda ilerleyen bi' konu ise sözleşmesi Haziranda bitecek oyuncuların veya teknik direktörlerin "Avrupa'dan teklifler var, menajerim görüşüyor, bende Avrupa'da oynamak istiyorum" dedikten sonra yaz kampında barbekünün başında tepiştiriyor olması...

Nereden aklıma geliyor böyle saçmalıklar bende anlamıyorum!

Caner'in sözleşmesi bitiyormuş. Muhtemelen Fenerbahçe ile imzalayacaktır. Umarım imzalamaz, şöyle bi' performans yakalamışken transferi patlattı patlattı, yoksa bi' daha yapamaz. Ha, transfer patlatmak gibi bi' çabası var mıdır bilemem. Benim hesabım Avrupa da en az 10 tane oyuncumuzun yer alması.

Oha lan biz 1 taneyi zor buluyoruz. Bulduğumuzu da NTVSPOR şifreli veriyor onu bile izleyemiyoruz, diyebilirsin ama gitmek isteyen olursa bu sayı çok doğal. Kıytırık ülkelerin zottirik futbolcuları bile biraz potansiyelleri olduğu için yurtdışında üst düzey liglerde oynayarak kendilerini geliştirme ve milli takımlarına daha fazla katkı verme şansı yakalıyorlar. Bizimkiler ise her sene daha da düşerek hiçbir yere katkı vermiyorlar, sağolsunlar.


Kimler gitmeli, Gitmeye yakın, Gidebilir, Gitse İyi Olur, Gitmez?

Tabi ki Caner Erkin.
Yıllardır gitmeyen ve Mayısta sözleşmesi biten Gökhan Gönül.
Türkiye liginde miadını dolduran Burak ve Selçuk İnan. Özellikle Selçuk!
Skysports İtalyaya göre Roma'nın istediği Oğuzhan
Trabzon da kalsa efsane olur ama gitse şahane olur dediğim Onur
Menajerinin de itiraf ettiği gibi İngilizlerin takip ettiği Mert Günok
Aykut Kocaman ile UEFA kupasında yarı final oynayıp, Ersun Yanal ile ligi unutan Salih Uçan
Şenol Güneş kesinlikle Türkiye de çalışmamalı hadi be hocam, kaldır kafanı
İnzivaya çekilen Aykut Kocaman, pas oyunu ısrarı çok farklı bi' kariyer getirebilir
Bülent Korkmaz olma hedefi yoksa tam zamanı gelmişken Semih Kaya
Bursa'da harcanıp sonu Barca kapısından dönen Muhammed gibi olacak olan Enes

10 futbolcu, 2 Teknik Direktör kapıyı açarsa diğerleri de peşlerinden gelebilir..

13 Ocak 2014 Pazartesi

Arda || Messi


                                             Posterlik bi' fotoğraf

Şu resmin altına veya üstüne hiçbir şey yazmasak yine de olurdu. Her şey apaçık net ve ortada. Kendini ispat etmiş, dünya çapında kendini kabul ettirmiş ve ettirmeye devam eden Türk milli takımı kaptanı, Arjantin milli takım kaptanı ile kariyerinin zirve fotoğrafını çektirerek forma değişiyor.

Türk futbolunda alt yapı sorunu var diyoruz. Bunu herkes bağıra çağıra söylüyor ama kimse elini taşın altına koymuyor. Herkes boş boğaz bende dahilim buna, atıp tutuyoruz.

Mesele altyapılarda kapıların üstüne, girişlere, çıkışlara vs. yerlere "mucize, imkansız, çalışmak" gibi insanlarda mesleki körlük oluşturmuş düşmüş basit ykelimelerden oluşan alengirli cümleler yazmak değil.

Alt yapı için bi' adım atacaksanız, bi' tuğla koyacaksanız ya da çorbada tuzum olsun diyorsanız, bu resmin posterini o alt yapı organizasyonun da herkesin göreceği tek bi' yere asınız ve o genç çocukları bu sağ taraftaki 10 numaralı abilerinin yerinde Messi ile forma değiştirirken olmanın hayali ile karşılayıp o hayalle antrenmandan gönderiniz.

Her neyse, ben Arda'nın ne avukatıyım ne de mahalleden arkadaşıyım ya da vs..

Dünya çapında Türk futbol tarihinde böyle bi' oyuncusunu bugüne kadar hiçbir zaman pazarlayamamış bi' ülke olduğumuzu kabul edersek, bu ilki yaşatan, hani derler ya "Türk'ün adı duyulsun" diye işte onu sapına kadar hem de kazıya kazıya yaptı bu koca kafalı sakallı oğlan. O yüzden Liverpool efsanesi Gerrard'a duyduğunuz ölürcesine saygının, Başbakan diye kıçında dolandığınız Pirlo'ya duyduğunuz sevginin 10'da 1'ini Arda Turan'a verin. Korkmayın, verin bi' şey olmaz. Isırmaz merak etmeyin.

Tarihin yaşayan yegane tanığı-Allah uzun ömürler versin-Halit Kıvanç'ın Pele ile ilgili anıları vardır. Anlatır durur. Sene bilmem kaç, bi' baktım Pele..Oha! Hangi Pele? Taçsız Kral Pele vs. İşte bu kadar olmasa da ona benzer bi' anısı oldu bu anı canlı izleyenlerin.

Ve olay aynen şöyle gelişti:

Sene 2034...

Sol tarafta forma numarası görünmeyen ama dünyanın ezbere bildiği bi' 10 numara. Zamanın efsanesi Arjantinli, Barcelona altyapısının eşsiz eseri, yok böyle bi' mücevherat, yok böyle topla dans..O nasıl bi' ayak içi, sert gibi ama yumuşak köşeye bırakılan bi' plase..O nasıl bi' oyun zekası, gol koklama..Bu nasıl bi' oyun tarzı bu nasıl bi' sahte 9 bu nasıl bi' insan...Yoksa uzaylı mı? Lionel Messi..Kilimci Arif ve Komutan Logar'dan sonra 4 Ballon d'Or ödülünü üst üste kazanan ilk uzaylı! Rakip Atletico Madrid. Sağ taraftaki 10 numara bizden biri. Atletico da bi' Türk. Hem de Türk gibi Türk. Arda Turan. Türkiye'de yemediği eleştiri kalmamış. Saha içi saha dışı hatta yatak odasına kadar yemiş eleştiriyi. Ama gün gelmiş devran dönmüş, o artık Atletico'nun 10 numarası saha içindeki oyun zekası. Müthiş oyun kabiliyetine, Simeone'nin taktiksel disiplini de eklemiş, jilet gibi artık. Maç şifreli ama fakirlerelink her yerde. Bi' şekilde yayını var. Maç başladı ve bitti. Bu iki gol makinesi takım 0-0 berabere. Üst oynayan iddaacılar bile Arda'nın mükemmel oyunundan sonra "boşver be, çocuk ne top oynadı helal olsun" demekten kendini alamaz. Ve işte o an. Dünya tarihine sayılı 3 oyuncudan biri olarak geçen belki de dünyanın en iyisi dediğimiz Lionel Messi ile Arda Turan formalarını değişir ve gülüşür. Maç sonunda tüm dünyada manşet bu iki adam. Birisi dünya tarihinin gelmiş geçmiş en iyi 2-3 futbolcusundan biri olan Messi, diğeri ise bizim Bayrampaşalı efsanevi elçimiz Arda Turan. Mundo Deportivo, AS, Marca, Guardian, Independent, Gazzetta vs. hepsinden aynı resim iki isim. İşte bu fotoğraf o zamandan kalma. Sonra Arda Turan ne yaptı diye sorarsan, o sene İspanya'da şampiyon. La Liga'yı kazanan ilk Türk futbolcusu. Ardından Premier Lig'e transfer. Chelsea de Mourinho ile Şampiyonlar Ligi'ni de kazandıktan sonra her fırsat bulduğunda izlemeye geldiği parçalıyı-onu istemeyenlere rağmen- 2 sene terleterek kariyer finali. Eeee, sonra n'yaptı dersen ki onu da soracak gibisin. Magazinel çevresi ve popülaritesi dünya çapında olan bi' kariyeri geride bıraktığı için diğer herhangi bi' Türk milli yıldız gibi yorumculuk yanar dönerliği peşinde değil. O artık medya patronu. Aynı zamanda da Galatasaray kongre üyesi ve gelecek seçimde kimin listesine gireceği tartışması konusu. Sen sormadan Messi'nin ne yaptığını söyleyeyim. Barcelona başkanı Carles Puyol, Lionel Messi'nin teknik direktörlüğünde kazanılan ilk La Liga şampiyonluğu sonrası çok mutlu.

4 Ocak 2014 Cumartesi

Lewandowski ve Tarık Çamdal

Bosman kuralını en çok CM'nin efsane serisi olan 01/02 de kontratı Haziran da bitecek oyunculara "month to month" yaparak transfer etmede kullanırdım, CM oynayıp da bu yöntemi kullanmayan sayısı azdır hatta yoktur. Çünkü popülaritesi düşük bi' takımı yönetiyorsanız ve daha üst taraftaki takımlardan oyuncu almak istiyorsanız imdadınıza "month to month" yetişir. Oyuncuya 1 ay için 3 milyon dolarlık teklif de bulunup, kulüpten içeri girdiği anda 5 yıllık kontratı çakarak bi' nevi yasal hile yolu ile kadroyu yıldız isimlerle donatırsınız. Sonra ver elini şampiyonlar ligi, kıtalararası şampiyonluklar, lig, kupa ne var ne yok toplarsınız..

Bu arada Bosman kuralını en çok CM de kullanırım diye başlamışım, şimdi fark ettim. Sanki kullanacak başka yerlerim, imkanlarım oldu da kullanmadım. Fazla coşmamak lazım, sakin.

Eskişehirspor'da kontratı Mayıs ayında bitecek olan Tarık Çamdal, sezon sonunda kulüpten ayrılacağını açıklayıp peşine Galatasaray ve Beşiktaş ile anlaşma yoluna girince Eskişehir tarafından kadro dışı bırakıldı. Dememize kalmadı, Beşiktaş'a gitmek isteyen Veysel Sarı da az önce kadro dışı bırakılmış. 

Tesadüf bu ya, tam da bu olayların üstüne Dortmundlu Lewandowski, Bayern Münih için sağlık kontrolünden geçmiş ve 5 yıllık sözleşmeye imza atmış. Yani Hazirana kadar Dortmund da devam edecek. Hatta gün gelecek Bayern maçında gol atacak, sevinecek. Belki Dortmund ile şampiyonlar ligini kazanacak vs. ama gitmiş Bayern ile 2019'a kadar geçerli olacak sözleşmeyi imzalamış. 

Şimdi yalnız ve güzel, gelişime ve gazlanmaya açık ülkemin güzel insanları söyleyin yanlış nerede? Almanlar mı çok geniş, biz mi çok darız? At gözlüğüne mi bağlayalım, hainlikten mi devam edelim? 

Bi' tarafta Lewandowski gibi bi' adam. Nefis bi' golcü yeteneği, gol vuruşu ve sezgi, son vuruşlar, penaltılar, havadan, yerden komple bi' machine. Ha, Mandzukic varken gerek var mıydı? Bence hayır. Ki hep diyoruz, diyorsunuz, diyorlar Götze sahte 9 olacak. Pep onu Messi gibi kullanacak. E, o zaman hiç gerek yok. Ama Bayern bu, bana yar olmayanı sana yar etmem mi diyor bilemem. Neyse konu bu değil. Lewandowski için ortalığı yaksa Dortmund kimsenin sesi çıkmaz. Adam haklı beyler deriz.

Diğer tarafta Tarık Çamdal 2013 Eylül-Ekim hatta Kasım ayındaki hazırlık maçları kadrosuna çağırılana kadar kimsenin tanımadığı adını bile daha dün değil evvelsi gün bilemedin geçen hafta duyduğu bi' genç yetenek. Bi' potansiyeli var. Her iki kanat bekinde de görev alabilir. Misal Philip Lahm. Biraz abartı bi' örnek oldu ama pozisyon açısından verdim, atlamayın hemen. Yani bugün bi' potansiyeli var ama yarın kaybolup gitmeyeceğinin garantisi yok. 

Eskişehirspor yanlış yaptı diye düşünüyorum. Veysel ve Tarık gitmek mi istiyorlar?
"Tamam kardeşim gidebilirsiniz. Size 3 gün süre, istediğiniz takım ile sezon sonu geçerli olmak kaydıyla anlaşın. Sonra da gelin Antalya kampında yerinizi alın. Biz sizden memnunuz 6 ay daha sırtınıza bineceğiz." Diye söylenip takımın iskeletini, kulübün havasını, taraftarın canını sıkmazdınız.

Ha, şimdi n'oldu zaten kısıtlı bi' kadro ile mücadele eden Eskişehir 2 tane 11 oyuncusunu kadro dışı bırakmak zorunda kaldı. Ve yapılan açıklama da oyuncular Ocak ayında transfer olmazsa, Mayısa kadar A2 ile çalışacaklar deniliyor ki burası daha da vahim. 

Bosman kuralını bile hazmedemedik ya helal olsun. Bu ortamda bi' de yabancı kuralına itiraz ediyoruz. Yarın yabancı serbest olsa ona da bi' kulp takar yine işin cılkını çıkarırız. 

Spor Toto Apertura SuperLiga

Devre arasına 2. Galatasaray ile 8 puan fark yapan Fenerbahçe'nin hak edilmiş liderliği ile giriyoruz. Devre arası gelince sezon başı kampında "kolej havasındayız, arkadaşlık mükemmel, çok iyi bi' takım olduk" ile başlayıp lig başladıktan sonra "bizi 3 hafta bilemedin 5 hafta sonra görün, zamanla daha iyi olacağız, yeni transferler takıma alışıyor" diye devam eden ve ligin 10. haftasından sonra "devre arasında yapacağımız takviyelerle..., transfere ihtiyacımız var, eksiklerimizi biliyoruz" diye zirve yapan cümleler bi' anda film şeridi olarak gözümün önüne geliyor.

E, 1 ay ara olunca ister istemez 10. haftadan sonra herkes kendini devre arasına atmak için can atıyor. Hele ki kötü giden takımlar için 10. haftadan sonra kalan 7 hafta geçmek bilmiyordur. Mesela bu aradan en fazla zarar görme ihtimali olan takım Fenerbahçe sonra Galatasaray. Neden? Çünkü liderin bi' havası var, gazı var bunu kaybetmek istemez. Aynı şekilde son haftalarda toparlanan Galatasaray tam seriye bağlamaya hazırlanırken 1 aylık ara hiç işlerine gelmeyecektir. Sen bakma medyada çıkan arayı iyi değerlendireceğiz, şöyle yapacağız böyle yapacağız demelerine 2 sinin de işine gelmez, gelmeyecektir de.


Kimin için iyi olur bu 1 ay dersen, illa ki bi' cevabımız var.

Mesela son haftalarda gazı kaçan Kasımpaşa. Yavaş yavaş zirveden kopmaya başladı. Fenerle arasındaki fark 10 puana çıktı. Fenerin avrupaya gidemeyeceği bi' ortamda, Galatasarayın arkasından 3.lüğü zorlamak varken ve bunu yapabilecekler neden bi' toparlanma için mola almasınlar? Tam da yerinde bi' zamanlama oldu, Kasımpaşa için. 1-2 takviye gelecektir. Tunay Torun gelmiş, kapalı kutu ama takviye takviyedir.

Ardından Eskişehirspor. Tarık Çamdal krizi ile lig konsantresini kaybetmiş bi' takım havasındalar. Devre arası krizlerden arındırılmış, nem yapmayan oyuncu kadrosu ile belki gelecek takviye ekip ile avrupa yarışına kaldıkları yerden devam etmek isteyeceklerdir.

Devre arasının enteresan transfer hamleleri yapmakta olan Antalyaspor. Hleb ile anlaştık dediler sonra baktık adam Konya'dan çıktı. Ama Aissati'nin takıma geri dönmesi sezon başında yapılan hatanın ne denli büyük olduğunu ispat etmiş oldu. Semih Şentürk hamlesi ise beni Samet Aybaba faktöründen dolayı hala düşündürüyor. Şimdi bu adamların kadrosunda Diarra var, Aissati'yi aldılar. Samet Aybaba çift forvet arkası Aissati oynatabilecek kapasitede biri mi? Bence hayır. E, o zaman bu Semih yine mi yedek kalacak. Yedek kalacaksa niye gitti Antalya'ya? Sorular, sorular aklımdaki sorular, at bunları kenara. Ajax'tan Enoh gelmiş. İşte bu tam isabet olmuş. Enoh ve İnceman birlikte iş yapar.
Antalya 11'im; Hakan-Koray,Emre,Yobo,Vederson-İnceman,Enoh,Aissati,Emrah-Semih,Diarra

Konyaspor şu ana kadar topladığı puanlarla herkesi ağzını açık bırakan bi' takım oldu. Ben mesela hiç izlemedim. İzlemeyi de düşünmüyorum. Ama dün bi' baktık, Hleb ile imzalamışlar. Mesut Bakkal zaten 2 transfer istemiş. 1 hücumcu yani Hleb, 1 de stoper o da Vukovic olmuş. Konya için 20 puan bence mucize. 2. yarı yine 20 alsınlar zaten ligde kalırlar.

Daum'un Bursasporu devreyi dört gözle bekledi. Hem Daum hem takım hem yönetim hem taraftar. Forvet transferi takımın olmazsa olmazı. Fernandao diye bi' golcü geldi. Ama ne denli faydalı olur hiç bilinmez. Bakarsın patlar gider. Zamanında Daum devre arası Nobre'yi alıp şampiyonluk için dev bi' adım atmıştı, herkes biliyor. Ama Bursayı sadece bi' forvet transferi avrupa potasına sokar mı, sokar demek ezbercilik. 

Roberto Carlos'un hala maç sonu röportaj veremediği ama ligin izlemesi en zevkli 3-4 takımından biri olan Sivasspor ile devam. Aatıf Şeyşu fırtına gibi bi' devre oynadı. Sivas 29 puanın üstüne 3-4 daha koyar mıydı? Bence evet. Mesela içerideki 0-3'lük Antalya mağlubiyeti, GS deplasmanında ki kırmızı ve sarı kart cezalıları, sakatların yokluğu bu sonuca etki etti. Sivas deyince herkes 10 gol attığı için Şeyşudan bahsedecek ama sağ kanattan Burhan Eşer'de bağıra bağıra geliyor. Sivasın kupa dahil oynadığı 20 maçın 18'inde 11 başlayan bi' istikrar ve 6 tane gol. 1 devrede kanat oyuncusu olarak 6 gollük katkı üst düzey bi' performansa denk gelir. Burhan böyle devam ederse milli takım havuzuna dalar, demedi demeyin.

Gaziantep ve Sergen Yalçın ses getiren bi' manşet haberi gibi başlayıp, flaş sonuçların ardından gecenin karanlığında kaybolan isimler oldular. 6 maçta 4 galibiyet ile 13 puan toplayarak takımı ipten alan bi' teknik adam, bi' efsane. Artık Sergen Yalçın ile sıkıntı yok. Ama Antep yönetimi karışık, kulüp karışık alacaklı çok futbolcu var. Devre arası Cenk ve Muhammet gidebilir. Zaten kısıtlı kadro Antep düşmemesi gereken kemikleşmiş takımlardan ama Ankaragücünün düştüğü(düşürüldüğü) bi' ligde kapı herkese açık. Sergen Yalçın kalırsa ki yönetimin buna bi' teminatı olmalı, kalırsa yine flaş işlere imza atar.

Asıl merak ettiğim yer düşme potası. Kayseri berbat bi' halde. 12 puanı var. Süleyman Hurma lig sonunda 9-10. olacağız diyor. Okan Buruk biz düşmeyeceğiz diyor. Erciyes başkanı kendinden emin, imkanı yok biz kurtarırız diyor. Rize zaten arka bahçeden transfer atağına kalkıp bi' şekilde yırtar gibi duruyor. Antalya desen Samet Aybabaya rağmen acaip transferler yapıyor. Konya'nın 20 puanı vardı, gitti bi' de Hleb ile anlaştı. E, kim düşecek?

Olmazsa ben düşeyim kimsenin keyfi bozulmasın!

Döndük dolaştık ve şampiyonluk hesabına geldik. Benim teorim açık ve net. Fenerbahçe 9 Mart haftası oynayacağı Trabzon deplasmanına kadar geçen 6 haftada puan farkını 6 puanda tutarsa ligi alır götürür. Yani çok net bi' şey olmasa da, ilk 6 hafta kalan 11 hafta için son durumu belli edecek. Galatasaray'ın Chelsea maçları da bu sürede şampiyonluk yoluna etki edecektir. Eğer tur atlanırsa öncesi ve sonrasını düşündüğümüzde minimum 3 lig maçına etki edecek bi' şampiyonlar ligi çeyrek finali olacak ki bu dünyada ki her takım için puan kaybına açık kapı bırakmak demektir.

Ancak düz mantık yapanlar var. Neymiş Fener derbilerin 3'ünü de dışarda oynayacakmış. 2 mağlubiyet 1 beraberliğe puan farkı kapanır, diyorlar. Ama şampiyonlar liginde iki Chelsea maçı, öncesi ve sonrasında 4 maça direkt etki eder. Bu da şampiyonluktan kopmak için yeter de artar bile. Bakalım Mancini nasıl bi' rotasyon ile kayıpları engellemeye çalışacak. Bi' de Ersun Yanal'ın takımları 2. yarı düşer diye bi' şehir efsanesi var, inanmayın. Fenerin ilk yarıdaki en önemli avantajı 5 maçı son dakikalarda gelen golle kazanmasıydı onun dışında Ersun Yanal'ın takımları 2. yarı düşer, kaybeder falan tırı vırı bunlar.

Gelelim apertura liginin tam bağımsız, gerçekçi, popülist olmayan, hak edenlere yer verilen altın 11'ine.


3 Ocak 2014 Cuma

Tayfun Hoca, Sergen ne?

Tayfun Korkut ile bi' sorunum yok. Olması içinde bi' sebep yok. Adam bi' şekilde Hannover teknik direktörü olarak imzayı attı. Hayırlı olsun, başarılı olsun. Alsın başını gitsin, engelleri aşsın daha büyük takımlara gitsin. Hatta Pep Guardiola'dan sonra Bayern'in başına geçsin vs. vs. Adam Hannover ile anlaştı diye BİLD bile Türkçe başlık atmış, ne güzel. Yarın Bayern'e gitse demek ki başlığın altı bile Türkçe metin olacak, belli mi olur? Bunlardan rahatsız olan var mıdır, olması imkansız. Herkes gurur duymuştur en azından helal olsun demiştir.

Çok övüyorlar kendisini, şöyle hocadır böyle hocadır diye. Eyvallah övün, övmek serbest. Önünüz açık her türlü atabilirsiniz ki şu anda ben nasıl atıyorsam sizde öyle yapıyorsunuz. Şurada lisans almış, buradan sertifika almış burada çalışmış, böyle yapmış... 

Öncelikle neden milli takımda çalışırken sizin bahsettiğiniz, yere göğe sığdıramadığınız katkıyı yapmamış? Bi' sorar mısınız? Neden milli takım dünya kupasına gidemezken 6 maçlık ve 1,5 yıl süren görev süresi boyunca takımı daha iyi yapacak katkıyı verememiş? Bi' görünce sorun be, olur mu? 

Bu milli takım meselesini sorgulamam, bence ucuz ve kirli bi' iş. 

Asıl enteresan olan kendisinin ortaya koyduğu herhangi somut bi' başarı yokken "oooohhh neler var hem de neler neler" modunda gazlamaya çalışanlar, yere göğe sığdıramayanlar, hastası olup, facebookta beğenmek için fanpage için arama yapanlar. 

Mesela Köln spor okulundan mı bilmem nereden bi' lisans diploma gibi bi' şey almış, Tayfun. Aferim iyi de yapmış, güzel yapmış. Ama bu lisansı diplomayı artık neyse o, onu ilk alan Tayfun mu? Yılmaz Vural'ın bahsettiği diploma lisans benzeri şey ne? Neden Yılmaz Vural-Cardiff haberi çıkınca dalga geçiyorsunuz da, Tayfun Hannover ile imzalayınca Barcelona'nın başına geçmiş gibi göklere çıkarıyorsunuz? 

Tayfun'un haberi çıktığından beri takip ediyorum. Herkes kendisinden Tayfun hoca olarak bahsediyor. Bak, dikkat et "Tayfun Hoca". Peki Sergen Yalçın Gaziantep ile anlaştığında neler yazıldı? Hatta 2 aya yakında görev yaptı. Bu sürede ne yazıldı? Hiç dikkatinizi çekti mi? 

Her yerde sadece "Sergen" yazıldı, yazdılar, yazıyorlar. 

İşte çok bilmiş medyamızın ve yeni bitme medyacıların yaptığı icat bu. Türk futbolunun efsanelerinden 70 milyonun öyle veya böyle adını ezbere konuştuğu, zamanında Mattheaus'un sağında atıp solunda geçen adam "Sergen attı şampiyonluk geldi" sözünün mimarına asker arkadaşıymış gibi sadece Sergen derken, Sergen Yalçın Mattheaus ile taşşak geçerken o maçta oynayan ama kimsenin hatırlamadığı sürpriz yumurtadan çıkarcasına milli takım yardımcılığı yapan birine bastıra bastıra "Tayfun hoca" deniliyor.

Bunu zamanında Fatih Terim ile Aykut Kocaman'ın adının geçtiği konuşmalarda yapanlar da olmuştu. Fatih hoca diye cümleye başlayıp, Aykut diye bitirenler oluyordu. Bugün benzerini Sergen Yalçın için yapıyorlar. 

Hayır, şunu merak ediyorum. Adam gitse Dortmund, Leverkusen, Schalke gibi takıma bende diyeyim "Tayfun Hoca" diye. Abi adam gitti Hannover 96'ya. Hannover 96 ne abicim ya? 1461 Trabzon var bizde o daha güzel anasını satayım, güldürmeyin adamı. 

Sonuçta Avrupa özentiliğini hele hele Alman hayranlığını, alamancılığı bi' kenara bırakalım. Biz öyle olamayız boşuna oramızı buramızı yırtmayalım. Tanımadığımız kişiler hakkında hayranlık nidaları atmalayalım. Elimizde ki malzemeyi nasıl daha iyi yaparız, onun peşinden gidelim. Hele bi' de yabancı futbolcuların efsane olduğu yerde bizim efsanelerimizi aşağılayanlar yok mu? Alacaksın ıslak odunu, bi' dalacaksın aralarına yer misin yemez misin?

Al sana efsane, al sana legend!

04 Ocak-24 Mayıs Fikstürü


27 Aralık 2013 Cuma

Sen Fareler İçin Bitki Al, Rahmi Amcanın Kafasını Uzaylılar Çalsın

Adamın biri evine, evdeki fareleri yemesi için bir bitki satın almış. Bir zaman sonra bitki tüm evi sarmış. Kapıdan bacaya, bacadan avluya, ta sokağın bir diğer ucuna kadar… Böyle olunca evde fare namına bir şey kalmamış. Böyle bir bitkiye ihtiyaç duymasının sebebi yine fareleri yakalaması için aldığı küçük kediymiş. Misafirperver bir mizaca sahip olan kedi, fareleri yakalamak şöyle dursun onlar için dolaptan peynir bile aşırdığı oluyormuş.  Evin içinde kediden önce yine fareleri yakalaması için yanlışlıkla satın aldığı bir de köpek varmış. Bunlardan çok daha öncesinde kendisine hediye gelen bir bukalemun da varmış ama o da kim bilir şu anda neredeymiş. O karışıklıkta belki üstüne oturmuş bile olabilirlermiş. Belki de bukalemun çoktan gitmiştir evden. Bunu bilmiyoruz.

Kedi köpeğe dalaşır, köpek kediyi kovalar günlerini bu şekilde geçirirlermiş. Ama sadece eğlenmesine… Esasen kedi, köpeğin kardeşi gibiymiş. Köpek onu mahalle kedilerinden korurmuş. Kedi de bundan cesaret alıp ona buna dalaşırmış. “Miyav! Miyav! Maaaaruuuuuuurrrrrr…” Bu şekilde. Sonrasını zaten siz de biliyorsunuz: “Feukreaakrrr-kreeoo!” ya da “Khreoooourururuuu” Aynen böyle.

Lakin ne kedinin, ne köpeğin, ne de fare meraklısı bir bitkinin öyküsü bu.

Bu evin hemen arka sokağında Şukufe isimli bir teyze otururmuş. Teyze’nin kocası bundan on sene evvel başına düşen bir meteor sonucu terk-i diyar eylemiş. Teyzenin sürekli bu olaydan dolayı duyduğu pişmanlığı anlatmadan geçemeyeceğim. Çünkü o gün adamı evden şu sözlerle kovmuş:

“Git pişmaniye al da gel! Canım pişmaniye istedi! Hadi, defol!”

Ömrünün en büyük hatasıymış bu. Ama nerden bilsin değil mi? İşte.

Kader böyle bir şey olmalı. Sen gel, onlarca ışık yılı ötedeki, milyonlarca yıl önce patlamış bir gezegen artığı, adamın kafasını bul!

Rahmi Bey hemen oracıkta rahmetlik olmuş ve bu olayın ardından Şukufe Hanım kafayı yemiş. Kocasının arada sırada kendisini ziyarete geldiğini filan iddia ediyormuş. Soranlara:

“Cesedinin kafası yoktu. Peki, kafası nerde? Söyler misin komşu. Neredeydi beyni benim beyimin? Bence uzaylılar kaçırdı Rahmiciğimin kafasını. Eve tevet. Kafan kopsun demeseydim keşke. Duaların kabul olacağı vakitmiş. Keşke demeseydim. Ah keşke demeseydim! Gelirken pişmaniye al da gel demiş idim. Pişmaniyeyi de yiyemeden gitti yiğidim…”

Bu yüzden ne zaman bir pişmaniye görse pişmanlıktan hüngür hüngür ağlar imiş Şukufe Hanım. Baklava ya da kadayıf gördüğü zaman biraz hüzünlenir; lokma tatlısı gördüğü zaman içlenirmiş. Sütlaç ya da kazandibinin konuyla çok da alakası yoksa da bahsi geçince hafif hafif içi sızılar, fıstık ezmesi ya da fındık ezmesi gibi tatlıları da hiç düşünmeden afiyetle midesine indirirmiş.

Zaten fıstık ezmesi yemekten dolayı da hayli kilo almış. Artık kapıdan çıkamadığı için uzun süredir oturma odasında oturmaktaymış. Mahalledeki çocuklar ona Dev Anası diyorlarmış. Ama bunun asıl sebebi kiloları değil; oğlunun gerçek bir dev olması imiş. Hatta “Ufacık kadın bunu nasıl doğurdu ayol” diye (ki o zaman çok ufakmış) kadınlar aralarında konuşurlarmış.

Dev Bey, çocukken iki metre boyunda imiş… Şimdiki boyunu siz düşünün. Belki beş metre… On metre. Sonuçta nasıl bir dev ise bu… On beş metre. Belki yirmi. Birinin bana söylediğine göre dev ile konuşmak için megafon şartmış.

Birisi de az önce dedi ki. “Onu küçükken zürafalar bulup, yetiştirmiş”

“Atma” dedim. “Evet, atıyor olabilirim” dedi. “Olabilirsin” dedim. Öyküye karışmayın.

Aslında çok lüzumlu görmediğim için değinmemiştim ama Şukufe Teyzenin evinde bazı hayaletler de varmış. Fakat kimseye gözükmedikleri için kimsenin bu hayaletlerden haberi yokmuş. Rahmi Bey mi? Hayır, onun kafasını uzaylılar kaçırmış.

Şimdi derin bir nefes alın ve öykünün adına aldanıp da bu öykünün Şukufe Teyze hakkında olduğunu filan sanmayın (ve Dâhili Martılar da nedir?) Lütfen… Hikâyemiz aslen Şukufe Teyzelerin iki apartman ötesinde oturan Bilge Adam ve çivisi hakkındadır, hazır olun:

Kafası dalgın mı dalgın ama gözleri derin mi derin bakan, Haşmet adında bir adam varmış. İşte bu kişi az önce Bilge Adam dediğim.

Bir gün Bilge Adam yerde kocaman bir çivi bulmuş. Ama çok büyük… Buraya desen değil, oraya desen değil. Peki nereye?

Ardından bir karara varmış ve çiviyi boynuna asmış.
“Bu nedir?” diyenlere de:
“Bu dünyanın çivisidir” dermiş.
“Hahahaha! Taksana o zaman yerine de dünyanın çivisini her şey yoluna girsin!” derlermiş onlar da.
Ve Bilge: “Takacağım yeri bilsem boynuma asar mıydım?” diye cevaplarmış bu soruyu.
Hep aynı soruyu soruyorlarmış ama hep.
Bir keresinde dayanamamış ve soruyu sorana:
“Bu çiviyi takacağım yeri ben biliyorum, dön… Dön!”
Yahu. Bilgeyi de delirttiniz…
“Sakin ol” demişler. Dalga mı geçiyorsunuz adamla?

Bu olaydan sonra hastaneye kapatılan Bilge Adam, doktorların çok ilgisini çekmiş ve kısa bir süre sonra aralarında bayağı popüler olmuş. Ünü daha sonra diğer bilim adamlarına da yayılmış ve herkes Bilge Adamı konuşur olmuş. Bilge Adamı hastaneden çıkarıp evine yollamışlar fakat çivisini geri vermemişler. Öyle ya, çivi dünyaya aitmiş.

Bu konu üzerine hassasiyetle eğilen bilim adamları araştırmışlar tarattırmışlar ve çivinin nereye çakılması gerektiğini tespit etmişler. Fakat çiviyi kimin çakacağı konusunda bir türlü anlaşmaya varamıyorlarmış. Böyle durumlarda mutlaka içlerinden biri ortaya çıkar ve yüksek sesle: “Kura çekelim!” der; herkes de bu fikri kabul eder. Öyle de olmuş.

Fakat olayı biraz abartmışlar, çekiliş tüm dünya genelinde yapılmış.
Kura sarı sakallı bir adama çıkmış, ama adamın bıyığı hiç yokmuş. Sadece sakal.

Ve gün gelince çivinin çakılacağı noktaya toplanmışlar. Her yer bilim adamı doluymuş. Ortalarında da sarı sakallı bıyıksız bir adam…

“Burası mı?” diye sormuş sarı sakallı. Hayır bıyık yok.
“Evet. Burası o noktadır. Büyük bir hassasiyetle hesapladım” demiş bir bilim adamı gururla öne çıkarak.
“Çakıyorum” demiş.
“Çak! Çak!” diye desteklemişler diğer bilimciler.
Durmuş. “Bir şey olmaz değil mi?” demiş.
“Hayır hayır olmaz”
“Bir şey olmayacaksa niye çakıyorum?”
Haydaa… Bunun üzerine başka bir bilimci öne çıkıp açıklamaya başlamış:
“Sana olacakları söyleyeyim: O çiviyi çaktığın zaman,
İnsanlar birbirlerini sevecek ve sayacaklar.
Dürüstlük, erdem ve bilgelik salgın gibi yayılacak.
İnsanlar birbirlerine hürmetli,
Hürmetliler neşeli.
Neşeliler pek keyifli olacaklar”mış.
“Hm… Çakıyorum o halde” demiş.
“Çak!” demişler.
Çekici eline almış ve:
ÇAK! Çakmış…
Ardından yer çatırdamaya, gök gürlemeye başlamış.
Bu olaydan sonra dünya ortadan ikiye ayrılmış.

Ortadan yarılma çizgisi tam da bizimkilerin sokağından geçiyormuş. Şukufe teyzenin evi ayrılmaya başlamış. Kapı dünyanın diğer tarafında kalmış. Teyze sonunda özgür kalmış fakat… O da nesi? Uzaylılar evin tam da altında saklanmasınlar mı? Şu işe bakın! Yer yarılınca hepsi ortaya çıkmış. Rahmi Beyin kafası da elbette ellerindeymiş. Şukufe Teyze:

“Ben demiştim!”

Uzaylılar Rahmi beyin kafasını geri vermek istememişler. Çünkü bu onlar için çok önemli bir şey. Ama Şukufe Teyzenin iri cüssesi ve oğlunun da bir dev oluşu onları biraz korkutuyormuş da. Bu konuyu kurul gündemine taşıyacaklarını söylemişler.

Bilge adam kafayı yediği ve ardından da çivisi elinden alındığı için evinden hiç çıkmayıp sürekli duvarda asılı duran tabloyu tutan çiviye bakıyormuş:

“Belki de o çivi bu çividir?”

Derken duvar kendinden uzaklaşmaya başlamış. Yerin yarıldığını sonradan fark etmiş. Aşağıya eğilip bakmış; dünyanın ta öbür ucu görünüyor. Ardından da uzay…

“Henüz çok geç olmamış olabilir. O çiviyi mutlaka almalıyım” diyerek karşıya atlamış fakat tutunamayarak aşağıya uçmuş. Dünyanın merkezine vardıktan sonra da sonsuza kadar yukarı düşmüş.

Öykünün başındaki sokağın iki yanına uzamış olan bitki  de dünya ortadan ikiye ayrılınca dalları aşırı gerilerek bir bir kopmuş: Flop-Pof!

Meğerse bitki, fareleri içindeki ortamda korumuş ve canlı kalmalarını sağlamış. Fakat bitkinin içinde fareler tuhaf bir adaptasyon geçirmişler. Bu yüzden bitki koptuktan sonra her yerde, tüylü küçük bir balon gibi pembe fareler uçuşuyormuş.

Evin köpeği başını oynatarak suratının etrafında uçuşan pembe fareyi savuşturmuş. Dünyanın diğer tarafında kalan yoldaşı; kediye bakıyormuş. Köpek, kediyi artık koruyamayacağı için kedinin etrafını diğer kediler sarmaya başlamışlar.

Köpek, az sonra gerçekleşecek manzaraya dayanamayacağı için arkasını dönmüş. Diğer kediler birden bizim kedinin üstüne atlamışlar: “Vrouuvvv, uuuuvriyuvv fkarraee!”

Köpek uzaklaşırken sesler hala kulağına geliyormuş. Gitmiş de gitmiş, gitmiş de gitmiş, ama sesler kulağından asla silinmemiş.

Hikâyemizde sadece kötü şeyler olmuyor. Şukufe Teyze tasavvuf diyetiyle zayıflamış ve kocasının kafasını uzaylıların elinden geri alıp, ona ‘kafalı’ bir cenaze töreni düzenleme imkânı bulmuş. (Akrabaların çoğu dünyanın diğer tarafında kaldığı için kalabalık bir cenaze töreni olacağını beklemeyin derim)

Cenazede Şukufe Teyze ve martılar dâhil herkes ağlamış… Şimdi az önce fark ettim de. Başlıktaki yazı: Martılar Dâhil olacak bence. Şukufe Teyze ve Martılar Dâhil. Aynen böyle. Dâhili Martılar değil. Yanlış yazılmış.

Ve dünya bir o yana bir bu yana hızla uzaklaşmış. Herkes kendi kaderine doğru yol almış, tıpkı her zaman olduğu gibi…

25 Aralık 2013 Çarşamba

Batalla:Bataja

İlk geldiği gün transferin okuyan spiker Batalla olarak anons geçmiştir yani "L" harflerini Lüleburgazın "Leğsi" gibi okuyarak telaffuz etmiştir. Sonra ispanya'ya şampiyonlar ligi deplasmanı yapmış bir kaç kendini bilmezin katkılarıyla telaffuz "Bataya" olarak revizyona uğramıştır. En sonunda fark etmeden yapılan halk oylaması ile Arjantinli yıldızın ona göre soyadı bize göre adı kokocu Daum ile anlaşamayıp rest çeken "Bataja" olarak kayıtlara geçmiştir. Adam koskoca Daum'a resti çekti gitti. Helal olsun mu demeli yoksa taraftarı ve takımı yarı yolda bıraktığı için ayıp etti mi demeli bilemiyorum. Biraz haklı biraz haksız. Daum kim ki?

                                                                "biz hayal edelim, sen gerçekleştir Batalla"

Son 2 sezon Süper lig istatistiği 28 gol 28 asist olan, Anadolu'dan 2. şampiyon çıkmasında ilk geldiği sezon oynadığı oyun ve 12 gole direkt etki ederek gösterdiği performans ile Bursa tarihine geçmiş birinin bi' anda silinip atılması tam da bizim spor kültürümüze yakışır bi' davranış oldu. Tebrikler, darısı nicelerine.

Zamanında Hakan Şükür'e Bülent Korkmaz'a Galatasaray da ayrılış sürecinde yapılanlar, hatta daha önceki yıllarda Aykut ve Oğuz'un paket gibi kapı önüne konulması, heykeli dikilen adam Alex de Souza'nın mevsimin ortasında evine gönderilmesi vs. vs.

Bizim tek bildiğimiz Zanetti, Totti, Gerard, Maldini gibi adamları övmek onları yüceltmek..Böyle devam.

Bursaspor 4 tam, 10 da 2 sezonda 147 lig maçı oynamış ve Bataja bunların 142'sinde sahaya çıkarak %96 gibi istikrar yüzdesi oluşturmuş.

147 lig maçında rakip filelere 222 gol atma beceresi gösteren Bursaspor takımında 222 golün 90 tanesine direkt etki eden adam yine Bataja, 42 gol 48 asist. Gol yükünün %40 'ına denk geliyor.

29 yaşındaki Bataja nereye gitmeli? 

Tabi ki ilk akla gelen yerler Rusya, Katar gibi ülkeler. Ama Türkiye liginde bu kadar istikrarlı oynayan ve oyuna etki edebilen bi' adamı kim kaçırmak ister?

Mesela düne kadar kontrat imzalamak için yanıp tutuşulan ama bugün itibariyle ipleri koparmış kafaca bırak bu işleri devlet su işleri kıvamına gelmiş Fernandes yerine Beşiktaş Bataja ile devre arası kadroyu takviye yapsa 2. yarı arada ki fark belli olmaz mı?

Jaja ile arkası bayındır baraj diye film çeken ama gişede hüsrana uğramasına rağmen kasasında milyonları olan Kayserispor. Bataja'ya para verebilecek takımların başında geliyor. Prosinecki devre arası dayanamayıp gitmezse 2. yarı kendisi için kim kurtarıcı olacak dersen, al sana Bataja derim. Adam da laga luga yok, gol var asist var. Doğal olarak bu sana yol su elektrik yerine puan ve puanlar olarak geliyor.

Kasımpaşa'nın Özer Hurmacı artı para teklif ettiği söyleniyor ama Oscar Scarione gibi bi' adamları varken Bataja'nın gelmesi Kasımpaşa bütçesi için lüks olur. Ha, illa ayakkabı kutumda birikmiş milyonlarım var transfer yaparım diyorsanız başka yerlerinizi yamamotolayın.

1 maç var, 3 maç arazi modunda futbol yaşantısı sürdüren sana göre Adrian bana Mierzejevski adlı hayal kırıklığının yerinde Bataja ve önünde Ocak'ta patlayacak golcüyü düşünün. Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz. Trabzon bambaşka bi' takım olur. İleri gitmekte zorlanan deplasmanlarda ezilip büzülen, Onur'un ağzının içine bileğinin gücüne güvenen takım o zaman nasıl değişir bi' hayal edin.

Tamam uzatmıyorum..

Son olarak Bataja'yı gidip izleme zahmetine girerek ülke futbolunun bu yeteneği izlemesine sebebiyet veren, "sabırsa sabır bizde kaya gibi" diyen "adam gibi adam" Ertuğrul Sağlam'ın Eskişehir'i Bataja ile pik yapmaz diyen aklını peynir ekmekle yemiştir. Jorquera şu an için o bölgede oynuyor ama kiralık, 25 yaşında ve bonservisi Genoa da olan bi' adam için sezon sonu satın alması zor olabilir.

Açıkçası Bataja'yı istemeyecek takım yoktur. Yarın Sneijder gitsin, Galatasaray bile devreye girer. Zaten bunu duyan Fenerbahçe girmezse ayıp eder. Beşiktaş zaten girmek zorunda en çok onun ihtiyacı var.

Herkes ister ama Bursa ne kadar bonservis ister, Bataja'nın yıllık maaşı falan kolay değil.

Büyükler dışında Kayserispor ve Eskişehirspor böyle bi' hamle yapabilir. Bu ikisi dışında ayakkabı kutusu olan takım var mı bilemiyorum. Varsa bi' sürpriz olabilir. Ayakkabı kutusundan bağımsız olarak, Antepte yönetim değişecek diye söylenti var yeni gelecek yönetim transfer bombası olarak Bataja'yı alsın mesela fena mı olur? Sergen'den sonra şehir zaten havaya girdi, iyice coşar gider.

14 Aralık 2013 Cumartesi

Katalunya Olmazsa...

İspanya milli takımının omurgası, beyni, iç organları, kolu bacağı, eli ayağı, kalbi..
Kim mi? Pique, Alba, Xavi, İniesta, Busquets, Fabregas, Pedro

Geriye kalan kulak, burun, boğaz, ortopedi, patoloji, nöroloji, üroloji ıvır zıvır..
Kim mi? Casillas, Ramos, Alonso, Cazorla, Silva, Villa, Torres

Katalunya'nın İspanya'dan ayrılmak istemesi İspanya'da gündemin konularından biri. İşin siyasi boyutu bize ağır gelir. Bizi ilgilendiren tarafı Katalunya ayrılırsa, Barcelona'da ki Katalan futbolcular ve Barcelona takımının durumu ne olur?

Katalanlar

Valdes, Alba, Pique, Bartra, Muniesa, Puyol, Montoya, Roberto, Busquets, Xavi, İniesta, Fabregas, Pedro, Deulofeu ve Tello sadece Barcelona kontratlı olanlar. Ayrıca Krkic, Cuenca, Jese, Romeu da diğer takımlarda oynayan katalan futbolculardan göze çarpan isimler. Eğer Katalan futbolcular artık İspanya milli takımında oynamayız derlerse İspanya milli takımının kupalara koymuş olduğu hegomonya sistemsel olarak çökmüş olur.

Katalunya kadrosuna baktığın zaman golcü konusunda sıkıntıları olduğu göze çarpan bi' eksi olarak duruyor. Tabi bunu Deulofeu'yu sahte 9 numara olarak al aşağı edebilirler mi, evet olabilir denenir. Olmazsa Fabregas var zaten bu işi hali hazırda yapıyor. Sonuçta ortaya çıkan Katalunya kadrosu şu şekilde oluyor.


Peki ya Katalanların terk ettiği İspanya milli takımında durumlar ne alemde olacak? Artık pas oyunu bitecek, tiki taka the end. Artık daha güce dayalı, gazla çalışan 90ların İspanyası tekrar dünyaya gelecek ve bize nostalji yaşatacak. Bakarsın Hierro, Mendieta, Guardiola, Alfonso falan çıkıp geliverir, belli mi olur? Tabi o kadar değişmez. Cazorla, Silva, Alonso gibi orta saha adamları varken ters düz olmalarına imkan yok ama gözler hep Xavi, İniesta ikilisinin rakibin başını döndüren, sabrını taşıran ve hayran bırakan yüksek pas yüzdesini arayacak. İşte yeni yüzü ile İspanya milli takımı..


İki takımı karşılaştırdığında tam bi' Barcelona-Real Madrid benzerliğinin içinde buluyorsun kendini. Tek eksikleri Messi ve Ronaldo gibi. Katalanların tamamı Barcelonalı, İspanyollar ise Real Madrid'i andıran 4-2-3-1'in keskin hatları olan temsilcisi gibi oluyorlar. Burada Torres yerine Negredo da olur, Cazorla yerine Villa'yı atabilirsin senin keyfine kalmış.

La Liga ve Barcelona Hatta Premier Lig

Katalunya'nın İspanya devletinden ayrılması durumunda Barcelona'nın La Liga da mücadele etmesinin bi' anlamı kalmayacak. Peki Barcelona hangi ligde oynayacak? Gönlümüzden geçen tabi ki Premier Lig. Bundesliga plase. Premier Lig de Barcelona'yı izlemek inanılmaz bi' tecrübe olur, olmalı da zaten. Sıktı artık La Liga. Premier Lig diyoruz ama Avrupa Süper Ligi muhabbetleri o zaman daha çok konuşulmaya başlanacaktır ki o vakit enteresan tecrübelerle karşılabiliriz.

Son olarak da NTVSPOR ve SMART platformu artık Barcelona'nın olmadığı bi' ligi kime hangi paraya pazarlarsınız bilemem. Bu işten Real Madrid bile zarar görür bu da işin ayrı güzelliği. Beter olsunlar ayrı konu. Atletico yürüsün gitsin. Arda'nın vurduğu Casillas'ın yumurtladığı olsun!

13 Aralık 2013 Cuma

Bugünlerin YAYIN'ları Var:14-15-16 Aralık


CUMARTESİ
13:00 FB Ülker - RH Antep +LigTV2+ 
13:30 FV Kahramanmaraşspor - 1461 Trabzon +TRTSpor Web+
13:30 Sivasspor - Çaykur Rizespor +LigTV+
14:00 Manisaspor - Balıkesirspor +TRT 1+
14:45 Manchester City - Arsenal +LigTV3+
16:00 SB Elazığspor - MP Antalyaspor +LigTV+
16:30 Bayern München - Hamburger SV +TRT3 Spor+
17:00 Osasuna - Real Madrid +NTVSpor Smart HD+
17:00 Chelsea - Crystal Palace +LigTV3+
18:00 Rennes - Paris SG +Tivibu+
19:00 Fethiyespor - Adana Demirspor +TRTSpor Web+
19:00 Orduspor - Bucaspor +TRTSpor+
19:00 Adanaspor - Şanlıurfaspor +TRTSpor Web+
19:00 Kayserispor - Eskişehirspor +LigTV2+
19:00 Catania - Verona +Tivibu+
19:00 Rayo Vallecano - Granada +NTVSpor Smart HD+
19:30 Wolfsburg - Stuttgart +TRT Haber+
19:30 Hull City - Stoke City +LigTV3+
21:00 Guingamp - Monaco +Tivibu+
21:00 Barcelona - Villarreal +NTVSpor Smart HD+
22:15 SportingCP - Belenenses +Tivibu+
23:00 Malaga - Getafe +NTVSpor Smart HD+

PAZAR
13:00 Uşak - Banvit +LigTV3+
15:00 Anadolu Efes - Beşiktaş +LigTV2+
15:00 Bordeaux - Valenciennes +Tivibu+
15:30 Gençlerbirliği - Galatasaray +LigTV+
15:30 Standard Liege - Genk +TVNet+
15:30 Feyenoord - Groningen +Fog TV+
15:30 Aston Villa - Manchester United +LigTV3+
16:30 Schalke 04 - Freiburg +TRT Spor+
17:30 Utrecht - PSV Eindhoven +Fog TV+
18:00 Lille - Bastia +Tivibu+
18:00 Real Sociedad - Real Betis +NTVSpor Smart HD+
18:00 Tottenham - Liverpool +LigTV3+
18:30 Leverkusen - Eintracht Frankfurt +TRT Haber+
19:00 Gaziantepspor - Kayseri Erciyesspor +LigTV2+
19:00 Kasımpaşa - Beşiktaş +LigTV+
19:00 Mersin İdmanyurdu - Ankaraspor +TRT Spor+
19:00 Gent - Anderlecht +TVNet+
19:30 Juventus - Sassuolo +Tivibu+
20:00 Sevilla - Athletic Bilbao +NTVSpor+
20:15 Olhanense - Benfica +Tivibu+
20:15 Karşıyaka - Galatasaray +LigTV3+
21:45 Napoli - Inter +Tivibu+
22:00 Lyon - Marseille +Tivibu+
22:00 Atletico Madrid - Valencia +NTVSpor+

PAZARTESİ
20:00 Karşıyaka - Samsunspor +TRTSpor+
20:00 Trabzonspor - Bursaspor +LigTV+
21:45 Milan - Roma +Tivibu+

23:00 Valladolid - Celta Vigo +NTVSpor Smart HD+

12 Aralık 2013 Perşembe

Alt Liglerin 30 Yaş Sınırı

Uzun süre önce yarım yamalak duyduğum ama sonrasında "yanlış anlamışımdır" diye pas geçtiğim bi' durumun, bugün acı bi' gerçek olarak öğrenmiş olmanın verdiği hislerle yazıyorum, ona göre.

Alt liglere getirilen saçma sapan 30 yaş üstü yaş sınırı. Affedersiniz de canım TFF'nin canım beyin takımı elemanları siz İstinye de personelinize 1000 yaşına kadar yaşasa 1000 yaşına kadar tonlarca maaş verecek durumdayken 30 yaşını doldurmuş insanların ekmeğini ellerinden alma hakkını nereden buluyorsunuz?

Bu hakkı size kim veriyor arkadaş? Peki bu adamlar 30 yaşına kadar emek verdikleri işten ayrılınca ne yapacaklar? Zaten 3 kuruş para kazanıyorlar, biri çıksın desin ki şu işi yaparlar, bu olabilir, şu da iyi vs. biri çıksın söylesin bilelim, bilsinler. Bu işe bi' ayar çekilmeli hatta ne ayarı anasını satıyım ya, adam oynayabildiği yere kadar oynasın kime ne? En fazla takımın hocası istemezse gönderir, sana n'oluyo be? "Yeter Demirören" deyince kızıyorsun, sızlanıyorsun, kızarıyorsun hem de dev ekranda kızarıyorsun canlı yayında kızarıp bozarıyorsun. Ama ne yapıyorum da bana "yeter" deniliyor diye hiç bakmıyorsun.

Hayretler içinde kalabilirsiniz, şok geçirebilirsiniz ama durun sakin olun. Bu beyin fırtınası sonucu ortaya çıkan kararı Demirören almamış. Şimdi dağılabilirsiniz.

Durun! Almamış ama düzeltme de yapmamış. O zaman, "yeter demirören" =)

Acaba hangi akla hizmet böyle bi' karar alındı. 30 yaşına gelmiş ama 3. ligde bile oynayamayan adamlar diye mi bakılıyor? Eğer böyle bi' kafa varsa o kafanın içine tüküreyim. 30 küsür yaşında GS, FB, BJK de mahalle maçında akşam kadroya yazmayacağın adamlar milyon dolarlar içinde her gün bi' mankenle gününü gün ederken iyi güzel oluyor, 30 ve üzeri yaşındaki garibim evine ekmek götürmek için zor şartlarda kıçını yırtarken mi kötü oluyor?

Sizin adaletinizi bilmem ne yapayım? Where is adalet? diye dalga geçenler var sağda solda. This is Adalet amk. This is Sparta. Birisi milyonların önünde Sparta Prag'ı Sparta da yeneceğiz diye beyanat veriyor, sonra en okkalısından malı götürüyor, öteki günde 1 paket sigara içiyor, bi' diğeri yanındaki adama pas vermekten aciz her maç yuhalanıyor vs. vs. Lan, yine dellendim bak.

30 yaşından sonra minimum 4-5 sene daha oynayıp, adam gibi hak ederek emeğinin karşılığını almak varken bu insanları çaresizliğe yönlendirmek kimsenin hakkı olamaz. İşçi, işveren, insan hakları, iş kanunu falan yok mu, yok mu bu işi bi' dalga dümeni?

Ve araştırdım baktım ki bu karar alınalı 5 yıl olmuş ve ben daha yeni karalama yapıyorum. Yazık lan adamlara, hem yazık hem ayıp. Ve bu işin nedeni de genç oyuncuların önünü açmakmış. Kayışın koptuğu yer. Bu arada bana da hem oha hem çüş, 5 yıl olmuş daha yeni ağlanıyorum.

Şimdi şöyle düşünün. Elinizde mükemmel yetenekli bi' çocuk var. 19-20 yaşlarında ya da 17-18 falan. Sonuçta genç kavramı herkes için farklı, örneğin genç Semih vardı 28 yaşında, her neyse. Bu mükemmel yetenekli olduğunu sandığımız genç vatandaş 30 yaşından gün almış ve hala 3. liglerde oynayan sıradan bi' emekçiden formayı alıp sahaya çıkamıyor. O zaman biz ne yapıyoruz? Hemen bi' kural getiriyoruz ve 30 yaş üstüne yasak koyuyoruz ki kendini yetenekli sanan ve bizimde yetenekli diye aldandığımız adamı kadroya alıyoruz. Aaaaa, bak ne güzel işe yaradı bu plan dimi?

Bu örümcek kafalılar, nato kafa nato mermerler azalarak bitmediği sürece biz daha çok dünya kupalarını televizyondan izleriz, kimse merak etmesin. Lan 17-18-19-20 yaşında ve çok yetenekli bi' adam varsa o zaten yürür gider, onu kimse tutamaz. Sen neyin peşindesin kimin önünü açıp, kimin önünü kapatıyorsun? Kime hizmet ediyorsunuz kardeşim siz, bu ne rezillik bu ne düşünememezlik, komiksiniz komik.

Bu adamların hakkı verilmeli hemde yeni sezonun başlaması beklenmeden hemen yarın karar alınıp gereği yapılmalı. İnsanların ekmeği ile kimse oynamamalı gerekirse bu işe siyaset bile karışabilir. Zaten karışmadığı ne kaldı ki buna karışsın da en azından bi' işe yarar.

Ha, unutmadan federasyon eğer genç oyuncularını ve onların oynadıkları yetiştikleri alt yapıları bu kadar önemsiyorsa 6 ayda 1 alt yaş kategorilerinin milli takım hocalarını kulüp takımlarına göndermez. Önce o koltuğu doldurun sonra kimsenin ekmeği ile oynamanıza gerek kalmaz, hadi anam bekleme yapmayın icraat yapın.

8 Aralık 2013 Pazar

Juventus'u Juventus Gibi Karşılama Fikri

Bugün birisi Fatih Terim'in Milan'a gittiği zaman çekilen Telsim reklamını anlattı da hafiften bi' güler gibi olduk ama kimse yemedi. Reklamda Milan formalı çocuk Terim'e takımın oynaması gereken taktiği söylüyor, Terim de olur öyle yaparım diyor. Sonra Milan formalı çocuk uzaklaşıp formayı çıkarıyor ve altında Juventus forması ile telefona sarılıp Terimi kandırdığını falan söylüyor vs. vs.

Roberto Mancini büyüğümüz ise tesadüf mü yoksa bilerek mi ya da doğrusu olduğu için bilemiyoruz ama tam da Juventus maçı öncesi 3'lü savunmaya dönerek bi' çeşit sinyaller vermeye çalıştı. Mesela ilk Juventus maçı ile bugünkü Juventus maçı arasında Galatasaray 13 maç oynadı. 3'ü şampiyonlar ligi, 1'i türkiye kupası ve 9 tanesi lig maçı. 4-4-2, 4-2-3-1, 4-3-3 ve son olarak da 3-5-2 düzeni ile sahaya çıkıldı. Yani rakip takım direktörü Conte'nin kafası bu yüzden karışmış olabilir ama Mancini'nin kafasının güzel olduğu çok net.

                                                                                                                                     
3'lü defans denendiği zaman kesinlikle ve özellikle Türkiye ligi standartları içinde çok başarılı olunabilecek bi' sistem. Hele ki büyük takımsan ve kanat beklerinin gel-git yapma kapasitesi üst düzeyi zorlar haldeyse ne hücumda sorun yaşarsın ne savunmada eksik kalırsın ne de orta alanı rakibe kaptırma riskin oluşur. Bunu şu anda avrupa da en iyi uygulayan takım Juventus ki 3 savunmacı ile oynayan kim var başka o da tartışılır. Benitez gelene kadar Napoli oynardı, şimdi Mazzari ile İnter oynuyor, Liverpool da Rodgers da denedi galiba ve gecenin bu saatinde aklıma başka da kimse gelmiyor. 03:37

Elazığ önünde yanda görüldüğü gibi eldeki malzeme ve lig kriterlerine uygun olarak oluşturulan bi' 11 ile sahaya diziliş izledik. İlk göze çarpan Riera'nın 3 yıllık Gaassaray kariyerinde ilk defa  kendi mevkisine en yakın yerde oynamış olması oldu. Ardından Ceyhun'un süpürücü görevini başarıyla yerine getirmesi nedeniyle tehlikeli olabilecek yerlerde soğukkanlılıkla kesilen Elazığ hücumlarına şahit olduk. Ceyhun süpürücü olmasının yanına  pas yapan savunmacı özelliğini arttırarak devam ettirebilirse hiç beklenmedik şekilde  takımın bankolarından biri olabilir. Tabi bi' de oyununa sertlik eklemesi gerekecek ki bunu şu saatten sonra nasıl yapar bilemiyorum. Uyuya kalmışım 04:56

Peki ya Mancini Elazığ maçında 3'lü denedi diye Juventus maçında kesin 3lü mü oynatacak? Ne bileyim lan ben! Ama maçta sonra "bugün ilk defa gol yemedik" demesi bu dizilişten umutlu olduğunun ipuçlarını veriyor. Her iki takım 3-5-2 dizilişi ile sahaya çıkacak olursa ki öyle görünüyor. Orta alanda Juventus üstünlüğü ele alamazsa yani taraftar, ev sahibi, saha avantajı, gaza gelme, final havası, kasap havası, hep beraber üçlü derken üstünlüğü rakibe vermezsek şansımız %51 olur. Diğer türlü içimden geçen skor 0-2 Juventus alır şeklinde.






13 maçta 1658 farklı oyuncusu olsa hepsine şans verirdi dediğim Mancini'nin Elazığ 11'i ile Juventus önüne çıkacağını hiç sanmıyorum. Tamam 3-5-2 ile devam edebilir ki bu taktik benim yeryüzünde şu anda tek geçtiğim hatta daha ileri gidip 3-3-4 yapılarak nirvanaya ulaşılması gerektiğini düşündüğüm yegane bi' sistem. Ancak bu denli  "final gibi final" maçında taktik değiştirmek ve oyuncu denemesi yapmak mantıksız diyeceğim, o da ne diyebilirsin o yüzden açık ve net olarak "yemez" diyorum. 

Tahminim 3-5-2 olacak ama yabancıların dört bi' tarafı çevirdiği hatta Sneijder'in damdam düşer gibi 11'e girmiş olabileceği bi' kadro ve tuhaf enteresan sürpriz bi' diziliş, yani şöyle 3-4-1-2;

Melo'nun Elazığ dizilişinden midir yoksa formundan mudur nedir bilmem ama sergilediği oyun çok iyiydi. Juventus'ta Pirlo yok diye dağa taşa yaza yaza haber yapıyorlar ama Pogba, Vidal, Marchisio üçlüsü de rakibin nefesini kesmeye yetecek de artacak seviyede futbolu bilen ve oynayan, oynatan gerekirse seni de oynatmayan isimler. O yüzden maçı kilidi orta saha ve bu durumda Sneijder'in orta sahaya vereceği katkı çok çok önemli olacak. Eğer kopuk bi' oyun sergilerse yine söylüyorum 0-2 temiz biter. O değilde o kadar döndüm dolaştım maçı Sneijdere bağladım ya, kendime yuh diyorum. Melo ve Selçuk sezonun maçına çıkacak.

Açıkçası şu saatten sonra UEFA ligine düşülse de ki bence o durum garanti çünkü Madrid Kopenhag'ı dümdüz eder geçer. UEFA ligine gitmek de başarısızlık olmayacak. Çünkü sezon başında kimin aklına gelirdi 10 Aralıkta şu hallere düşüleceği, kimin? Ha, Juventus'u yenip CL de tur atlanırsa da tadından yenmez. Mesela Fenerin şu saatte ekranda görünen 9 puanlık liderlik keyfi falan vız gelir tırıs gider, devre arası çilekler gelir.

Son 2 satırda Juventus için. Keşke Real Madrid'i al aşağı edip el ele beraber tur atlasaydık ama olmadı. Olsun canın sağolsun be!

Kim düşerse UEFA'ya, kupayı getirsin buraya, yazalım 2 satır bakalım makaraya... 

6 Aralık 2013 Cuma

Fethiye, İnegöl, Buca, Balıkesir hatta Antep Belediye

Türkiye Kupasının bi' önceki esprisi Fenerbahçe'nin en son milattan önce kupayı kazanmasıydı. Her sene bi' makara dönüyordu ama Aykut Kocaman makaraya çomağını sokarak kupanın ülke çapındaki ilgi durumunu ilişkisi yok olarak değiştirmesine neden oldu. Sonra kupayı bi' daha ne gören oldu ne de soran...

Ta ki geçen Salı Galatasaray'ın Antep Belediye önünde hem de kendi evinde ıkına ıkına penaltılarda turu geçmesi ve peşine Kadıköy'de 106 yıldır yenilmeyen Fethiye'nin rekor denemesine kadar... İşte o an kupaya olan ilgi arttı. Fenerbahçe'nin 30 yıllık hasreti bitirmesiyle ilgi alaka kesilen kupa, bugün herkes için çok önemli konuma geldi ya da gelir gibi yapıldı.

Şimdi bütün büyük takımlar ve onların yandaş medyacıları büyüklerin daha doğrusu reytingi tavan yapan Galatasaray ve Fenerbahçe'nin bu turlarda elenmelerini başka başka nedenlere bağlamaya çalışıyorlar. Hatta bu durumun bi' daha kesinlikle tekrarlamaması için ne yaparız diye kara düşünüp sağda solda saçma sapan çareler arıyorlar. Mesela her sene bu ikisi final oynasa hayat bayram olsa falan...

Tabi şimdi A Haber ve Atv  kadrosu ilk cuma namazında bi' araya gelip, Galatasaray kupada finale gitsin diye dua edecekler çıkışta cinci hocaya gidecekler, mevlid falan da okutabilirler ama fayda etmeyebilir. Çünkü medya dünyası sporun bu sürprizlerle dolu güzelliğini hiçbir zaman sevmez. Ama sürprizlerde medyayı hiç sevmez, medyanın haberi yok. Mesela Bursaspor şampiyon olduğunda Fenerlileri geçtim, cinnet geçiren Gaassaraylı Beştaşlı medyacılar olduğunu kimse inkar edemez, biz biliyoruz.

Bursaya böyle yapanlar bugün Bucaya, Fethiyeye, İnegöle, Balıkesire neler yaparlar neler...

Reytingi düşük Beşiktaş maçını izliyoruz, ismi lazım olmayan yorumcu "Bucanın bilmem kaç numarasına dikkat edilmeli" gibisinden bi' cümle sarf etmiş. Spiker de bunu canlı yayında bize söylüyor. Ama söylerken sanki BjkTV yayınındayız, öyle bi' mistik hava var. Ha sonra n'oldu, Buca koydu şampiyonluk geldi. Yorumcu ile spiker hala dikkat etmeye devam ediyorlar.


Turu geçen ve geçemeyenlere gelecek olursak. Antep Belediye takımı turu geçebilir miydi, evet uzatmada bi' fırsat geldi değerlendiremediler. Penaltı da yine o fırsat kaçtı. Oyun olarak pek iç açıcı değillerdi. Ama mücadele dersen yırtındılar, yırttılar ama olmadı.

İnegölü izleme fırsatımız olmadı ama Sergen'in dediğine göre kupa maçlarına oyuncuları konsantre etmek zor oluyormuş. Bu lafa kendisi gibi cevap vermek istiyorum, "geçelim bu hikayeleri"..

Balıkesir takımı PTT liginde zaten sezonun flaş takımı hücum hattı abuk sabuk değişik fantastik isimlerle dolu yani Trabzon'un hele ki Erciyes ve Eskişehir maçlarında Onur'u ile 6 puan aldığını düşünürsek Zeki ile Balıkesir'e yenilmesi çok çok normal tartışması bile olmaz. Balıkesirspor'lu Muhammet Reis de bi' harika dostum..

Fethiyespor için söylenecek söz yok, balık malık sonuçta 107 yıl diye gırgıriye yapıyorlar daha ne olacak?

Son olarak Buca takımı bunlar içinde en adam akıllı ve topu bilen adamlardan oluşan, top oynayan oynatan isimlerin bi' arada olduğu bi' kadro. Yani hangisi en az şaşırttı dersen reytingsiz beşiktaşın mağlubiyeti derim.

Kupanın kura formatına gelecek olursak oraya 1-2 bi' şeyler sıkıştırmak gerekiyor. Amatör takımların katıldığı ön eleme turu ile kupa formatı başlıyor.1, 2 ve 3. turdan sonra avrupa kupalarına katılan takımlar son 32 takım içine kalmış şekilde kupaya başlıyorlar. Bu neyin kafası bilmiyorum ama bence saçma. İstediğin kupaya katılabilirsin, istersen uzay şampiyonlar liginde FC Gora ile maçın olsun bu diğer takımları hiç ilgilendirmez. Ha, 1. turdan mı başlasın hayır başlamasın. Ama 4. tura kadar da kıyak çekilmesin.


Bu işin oluru 3. turda 64 takım varken kuraya girmek. En azından daha enteresan eşleşmeler ortaya çıkabilir o zaman kupaya daha fazla ilgi olabilir. Bugünkü sahte ilgi gerçeğe dönüşebilir.

Ayrıca 32 takım kala kuraya girip, bu yetmezmiş gibi 16 takımın saçma sapan bi' şekilde seri başı olması da hiç komik değil. Madem son 32 den giriyorsunuz bari takım kayırmaca yapmayın. Bırakın 4. turda Fener-Gaaassaray eşleşsin ne olacak yani.

Son olarak da en baştan sonuna kadar kura çekimi yapılıp kim kimi yenerse kimle eşleşiyor, maçlar hangi tarihte nerede kimin sahasında, final hangi statta belli olursa her şey daha şık olur. Ha, sizin gibi yöneticilere bu yakışır mı dersen, bence yakışmaz ama yine de denemekte fayda var.

Balıkesir finale kadar yürüsün, Muhammet Reis UEFA Avrupa Liginde boy göstersin diyecem de adamın dünya umurunda değil ama 14 maçta 8 golü var!

20 Kasım 2013 Çarşamba

Devre Yarısı

Geride kalan 11 haftada 3 kez 2şer haftalık milli maç araları verilince, kalan 6 haftanın hiç ara verilmeden oynanıp ilk yarının sona erdirilmesine bizim buralarda devre yarısı diyorlar. Hani sizin orada amca baba yarısı, teyze anne yarısı, baba ile annenin geriye kalan yarılarını toplayınca babaanne oluyorsa bizde de devre yarısı oluyor.

Kalan 6 hafta sezonun ton rengini belirlemek için takımlar adına fırsat haftaları olarak görünüyor. Mesela son sıradaki Kayseri pastadaki 18 puandan 12-13 puan çıkaramazsa, 11 haftada topladığı 6 puan ile birlikte PTT 1. lig hesaplarını yapmak için kolları sıvar. Hatta devre arasında Süleyman Hurma dahil o taraklarda bezi olanlardan kimse kalmaz.

Alt tarafta kazanın dibinde oturan takımlardan Gaziantepspor Sergen ile anlaşarak büyük bi' sürprize imza attı. Hatta Sergen bile bu duruma şaşırmış olabilir. Zaten bu maceradan sonra Sergen'in anlatacağı hikayeleri dinlemek için sıramı bekliyorum. Ancak 8 puanla dibe demir atan Antepte Sergenden mucize yaratmasını bekleyen daha çok bekler çünkü o otobüs gelmez. O yüzden Sergen 8 puanlı takımını 20 puanla yeni yıla sokarsa o stada gelmek için davetiye bekleyen Antepliler öpsün de başını koysun 20 puanı. Ki içeride Trabzon, Bursa dışarıda Eskişehir ve Gençlerbirliği deplasmanlarından oluşan fikstür hiç kolay değil. Ancak Sergen'in dediği gibi "farklılık yaratmak istiyoruz" dan yola çıkılırsa olabilir.

Trabzondan aşağı, Erciyesten yukarı 7 takımdan oluşan "ne etliye ne sütlüye" dese kimseyi şaşırtmayacak takımlar grubu var. Bunlar şu anda ne yukarıyı hedefliyorlar ne de aşağı gelme durumları var. Ama yabana da atılmamalılar. Çünkü bunlardan en kötüsü 13 en iyisi 15 puanda ve her hangi birinin yapacağı 10-12 puanlık devre sonu performansı kendisini 25 puana taşıyıp aşağıdan tamamen koparıp belki yukarı çıkarım ümidini doğurabilir. Bu durum bu takımları "laylaylom galiba sana göre sevmeler" tafyasından sananlar için hüsran ile sonuçlanan şok mağlubiyetlere sebebiyet verebilir, vermezse gel yanıma.

Etli sütlü sevenler; Akhisar, Rize, Antalya, Bursa, Gençlerbirliği, Karabük, Konya

Devre yarısının 2 flaşı var, Kasımpaşa ve Sivasspor. Bence asıl flaş olan Sivasspor ve Roberto Carlos hareketi. Çünkü Kasımpaşa'nın ki geçen seneden devam eden bi' takım yapısı ve paranın da etkisi oldukça fazla olduğu için bana pek cazip gelmiyor.

Kasımpaşa, liderin 4 puan arkasında çaktırmadan CL'ni zorluyor. Eğer bunu çaktırmadan yapmaya devam edip sezon sonunda "Sürpriz...Biz Şampiyonlar Ligine gidiyoruz" demeleri için devreye girerken kalan 6 maçta 35 puan barajını aşmaları gerekecek. Bunun için içeride GS ve BJK, dışarda Bursa, Antalya ve Rize maçları var. Güzellik yaptım 17. hafta Akhisar maçını saymadım, direk 3 yazdım ki o bile bu 5 haftanın ardından zordan zor olacaktır. Ama paşalılar istikrarı devam ettirip 35 puan barajını aşıp yeni yıla adım atarsa, sezon sonunda ilk 3 dışına çıkmazlar. Ha, ilk 3 dışında göremezsek bil ki yeni 1 Cem Papila türemiştir.

Peki ya Sivas'ta 35 puan yaparsa n'olacak? Sezon sonunda Fener, Sivas, Kasımpaşa ilk 3 mü olacak? Neden olmasın? GS, BJK ve Akhisar deplasmanları var. Sivas benim gözlemime göre kırılganlık açısından Kasımpaşaya göre dağılıp, ufalanma konusunda daha potansiyelli bi' takım. Yani 35 yapsa da ilk 3'e giremeyebilir o yüzden boşuna Cem Papila'ya falan saldırmaya gerek yok. İlk 3 olmasa bile ilk 5 yapar gibi görünüyorlar tabi bu oyun ritmini devam ettirebilirlerse. Sivas'ın eşik noktası Arena'da ki Galatasaray maçı olur.

Üst tarafta tutunmaya çalışan 2 takım var, Trabzon ve Eskişehir. Trabzon 6 maçtan 4'ünü içeride oynayacak ama arada oynayacağı UEFA kupası maçları da olduğu için performans kaybı yaşama ihtimali çok yüksek. Son olarak 2-0 dan Gençlerbirliğine 3-2 maç verdiklerini de görünce maç trafiğinde kayıp yaşama ihtimalleri çok yüksek. Trabzon evinde oynayacağı 4 maçı da kazanırsa, deplasmandaki 2 maçta hiç kasmasına gerek kalmaz. Gelecek 12 puan ile birlikte toplamda 29 puan takımı yukarıda tutmaya yeter.

Eskişehirspor kesinlikle golcü sıkıntısı olan bi' takım. Bienvenu ile avrupa hedefi tutmaz, Necati'nin gücü yetmez tıkanır kalır. Eskişehir'in eşiği bu hafta Avni Aker'de ki Trabzon maçı. Kazanırlarsa 5 maç kala 22 puan yapacaklar. 30 puan 2. yarı için nefis, ilk 5 için umut tazeler.


Şampiyonluk Yolu..

Galatasaray kadro olarak hala şampiyon olabilecek ve 9 puan farkı kapatabilecek kaliteye sahip. Ama şu şartlarda, şu psikolojik kaybetmişlik ve inceden inceye artan kaos ortamından sonra ligi ilk 3te bitirirse iyi olur. Zaten Fenerin cezasını düşünürsek ilk 3te olmak şampiyonlar ligine götürür. Bu da şu ortam da iyi olur, hatta çok iyi olur. Mancini hala ne yapacağını bilmiyor, hala denemelere devam ediyor. Ve bu süreçte ligde 9 puan geriye düştü, şampiyonlar liginde Kopenhagdan puansız dönüldü. Yani hedefler bu 6 haftalık süreçte eriyip gidebilir. 11 Aralıkta sezonu kapatmış olma riski var ve bu olmayacak iş değil. 19 puanı 35 yaparsa zirveye tutunabilir. Bu da 6 maçta 5 galibiyet 1 beraberlik demek ki bu da Mancini kafasında zor ölüm 6!

Beşiktaş'ın Konya maçından sonra oynayacağı FB(d), Sivas, Kasımpaşa(d) 3'lüsünden çıkaracağı puanlar şampiyonluk için durumunu tayin eder. Bu 3lüden önce oynanacak Konya maçının seyircisiz olduğunu hesaba katarsak 4 çok zor maç var. Açıkçası Beşiktaş'ın şampiyonluk şansının hiç olmadığını düşünüyorum. Ha, 4 maçta 12 puan yaparsa bu lafları yer misin? diyorsan. Yerim, sorun değil hatta 10 yapsın yine yerim diyorum.

Son olarak ligin favorisi Fenerbahçe. Galatasaray'ın 9 puan önünde kalan 6 hafta fikstürü nefis klas. 6 da 6 yapması yüksek ihtimal ama 4 galibiyet 2 beraberlik bile alsa takım için yeterli olur ki bu 42 puan demek. Ersun Yanal 2. yarı fikstürünün zor olduğundan bahsetmiş ama 42 puandan sonra 2. yarı 75 puan yapması şampiyonluk için yeter. Açıkçası şu saatten sonra Fener nasıl geri düşer diye sorarsan. Cem Papila'ya büyük görev düşüyor bu konuda başka da bi' ihtimal göremiyorum.

Devre sonu tahminim;

Fenerbahçe; 42
Beşiktaş; 30-32
Galatasaray; 30-32
Kasımpaşa; 32-35
Sivasspor; 31-33
Eskişehirspor; 28-31
Trabzonspor; 27-30

Erciyesspor; 14-16
Gaziantepspor; 15-18
Elazığspor; 12-14
Kayserispor; 15-17